türkiyenin chp sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiyenin chp sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2010

CHP Genel Başkanlığına Giden Yol

Deniz Baykal’ın günümüze kadar yaşadığı çelişkiler yumağını biraz incelediğimizde CHP genel başkanlığına giden yolun bileşenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:


 


-Yıllar önce, darbe ürünü mevcut Anayasanın Türkiye’ye yetmediğini ve değişmesi gerektiğini iddia ederek raporlar hazırlamak ve Anayasa taslağı hazırlamak. Yıllar sonra, Anayasa değişikliğine ve sivil Anayasa çalışmalarını gereksiz görüp buna karşı çıkmak.


 


-Yıllar önce, geniş anlamda Doğu ve Güneydoğu, dar anlamda ise Kürt raporu hazırlayarak adı geçen bölgelere ve Kürtlere yönelik çeşitli açılımların, bazı temel hakların sağlanmasının zorunlu olduğuna dair tezler ileri sürmek. Yıllar sonra, bir iktidar bu konuda adım atınca “ülke bölünüyor!” şeklinde kıyamet koparmak.


 


-Yıllar önce, tüm vatandaşların temel hak ve hürriyetler karşısında eşit olması, başörtüsü sorununun çözülmesi gerektiği fikrini savunmak, buna yönelik (veya seçime yönelik) ‘çarşaf açılımı’ dahi geliştirmek. Ancak çözüme ve eşitliklere yönelik çabalar ortaya konunca bunları engellemek için Anayasa Mahkemesine başvurarak çözümü engellemek.


 


-Yıllar önce, Özel Harp Dairesinin, özellikle de Kozmik Odanın araştırılmasını ve varsa örtülü operasyonların deşifre edilmesini istemek, bunun için milletvekili arkadaşlarıyla önerge vermek. Yıllar sonra, bu yöndeki çalışmalara karşı, saçma sapan gerekçelerle en güçlü muhalefeti göstermek.


 


-Susurluk için ‘yargıç’, Ergenekon için ‘avukat’ olmak. Bir nevi ‘senin karanlık yapılanman’ ‘benim karanlık yapılanmam’ gibi tehlikeli sularda yüzmek.


 


-Dünya solu Mersin’e giderken Türkiye solunu tersine götürmek.


 


ve en önemlisi:


 


-Omurgadan bahsedip omurgasız olmak.


 


Bu vb. sayısız çelişkilere bugünden başlayan, biraz da mürekkep yalamış herhangi bir CHP’linin 10 yıl sonra CHP genel başkanı olacağını -ihtimal dâhilinde- varsayabiliriz.


 


[Ek: 14.04.2011] Kemal Kılıçdaroğlu dersine iyi çalışmış... Anladın sen onu!



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

2 Mart 2009

CHP’den ve Zihniyetinden İğreniyorum

Artık CHP’den ve zihniyetinden iğreniyorum. Önceleri sadece antipatik bulduğum bu parti kendini iğrenilecek seviyelere de düşürdü. Daha önceki birkaç yazımda yazdığım gibi çeşitli gerekçeler yazmaya da gerek duymuyorum.



Gerekçeler Türk Milleti’nin toplumsal hafızasında hiç hak etmediği kadar büyük bir yeri işgal ediyor zaten. Hangisini yazsan boş… Vakti zamanında FotoMaç gazetesi Fenerbahçe için bir başlık atmıştı. Onu CHP’ye uyarlayıp bırakıyorum: Eşşekler adam olur; bu CHP adam olmaz!



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

5 Şubat 2009

Çarşaf Olmadı Kur’an Kursu Verelim Şeriat Getirelim

Şu iflah olmaz CHP çelişkileri ve komiklikleri devam ediyor. CHP’nin çarşaf açılımındaki gerçek, dün kabak gibi ortaya çıktı. Meğer partinin önde gelenlerinden ve Baykal’a yakınlığıyla bilinen Mehmet Sevigen, aile çevresi ve nüfuzu geniş bir ismi, Emin Atmaca’yı, “seni Eyüp belediye başkan adayı yapacağız. Ama bazı yerlere yüklü miktarlarda bağış yapacaksın! Hadi koçum geniş katılımlı bir tören düzenleyelim.” diyerek kandırmış.



Emin Atmaca, Erzurumlu… Muhafazakâr bir aileye ve geniş bir çevreye sahip… Muhtemelen CHP bu durumu kullanmak istedi. Fakat görülen lüzum üzerine CHP Eyüp’te başka bir ismi aday gösterdi.



Emin Atmaca da aday yapılmayınca dün avukatı aracılığıyla bir basın toplantısı düzenleyerek olayın ayrıntılarını deşifre etti. Biz Emin Atmaca’nın yalancısıyız. Mehmet Sevigen’in adaylık teklifinden, bağış meselesinden, çarşafı kullanmak istemesinden bahsediyor. Bu ayrıntıları o veriyor. Mehmet Sevigen ise “Mahkeme de görüşeceğiz.” diyor. Bu arada CHP rozeti takılarak mürteci olmaktan kurtarılıp Baykal marifetiyle hidayete erdirilen çarşaflı ve başörtülü kadınlar da rozetlerini çıkarıp attı. Yazık, zavallı hemşerilerim yine AKP’nin Zenci Türkleri olacaklar. Onlar CHP aydınlanmasından vazgeçip irticaya geri döndüler. Böylece CHP’nin çarşaf açılımı, yakası açılmadan, içi doldurulmadan kapanıverdi.



Bunlar olurken bir açılım haberi de Kocaeli’den geldi. CHP’nin Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sefa Sirmen, başkan seçilmesi halinde her mahalleye bir Kur’an Kursu açacağını vaat etmiş. Allah’ım ne günlere kaldık. Bir parti oy için bu kadar dalkavukluğu nasıl yapabilir? Biz CHP’nin ve onun ideologlarının, yöneticilerinin nasıl bir genetiğe sahip olduğunu bilmiyor muyuz? Bu iç-dış çatışmasının ne kadar sırıttığını halkın görmediğini mi sanıyor bu genetik saf kafalar?



Başörtüsünün yasaklanmasının, Kur’an Kurslarının ve İmam-Hatiplerin kapanmasının sebebi, her mahalleye bir caminin fazla olduğunun ateşli savunucusu, İzmir'de çarşaf yaktıran o CHP ile bol keseden atan bu CHP aynı parti değil mi? Yoksa ben mi yanlış biliyorum?



Kim bilir, Baykal radikal dinci biri olmuştur da bizim haberimiz yoktur. Tahmin ediyorum, Baykal’ın ve partisi CHP’nin bir sonraki seçim vaadi ya da sloganı olsa olsa şu olur herhalde: “Şeriat gelecek, zulüm bitecek!”



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

29 Ocak 2009

Ara Eleman Kemal Kılıçdaroğlu Komedisi

Kemal Kılıçdaroğlu… Türkiye onu ilk olarak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün icraatlarına CHP tarafından yöneltilen yoğun eleştirilerin ilk günlerinde tanıdı. Tipik CHP zihniyetinin ara elemanlarından biri olarak Kemal Kılıçdaroğlu da uzun zamandır bir “Bir Demet CHP Tiyatrosu” oynuyor. Kendisini ara eleman olarak görmemin esas sebebi, daha önce sivrilen ve çeşitli biçimlerde giyotine giden CHP’liler gibi onun da Baykal tarafından “seni İstanbul’a belediye başkanı yapacağım” kandırmacasıyla giyotine küreğe, kızağa veya Sibirya’ya gönderilmesidir.



Bugün o ara eleman ile ilgili komedi sayılacak bir kronoloji kaleme alayım dedim.



Kemal Kılıçadoğlu, CHP adına, Abdullah Gül’ün rektör atamalarını eleştirince “Sezer’i neden eleştirmiyordunuz? O, 1 (yazıyla bir) oy alan kişiyi (Bahri Gökçebay, Kastamonu Üniversitesi) hatta listede olmayanları bile (Gazi, Fırat, Erciyes, Cumhuriyet ve Trakya üniversiteleri) rektör olarak atamıştı.” Klıçdaroğlu’nun cevabı: “Sezer’in bazı uygulamalarına bilerek ses çıkarmadık.” Sebepleri belli olan küstahça bir cevap! Tipik CHP kadrolaşmasının masumiyeti(!).


 


***


 


Aydın Doğan’ın yaptığı kâğıt kaçakçılığı sorulunca Kılıçdaroğlu ne dedi biliyor musunuz? “Aydın Doğan’ın ne yaptığı beni hiç ilgilendirmiyor!” Ne o Kemal Bey, bir pazarlık veya işbirliği veya ‘bizim adamımız’ meselesi mi var aranızda, diye sormazlar mı? Sonunda CHP’nin İstanbul belediye başkan adayı olup Aydın Doğan medyasının sınırsız desteğini almanız sizi ele veriyor gibi… Ne dersin? Anlamış mıyız?


 


***


 


Kızılay’a attığı ilk iftirasını, sırasıyla Deniz Feneri, Melih Gökçek ve Kadir Topbaş iftiraları izledi. Şöyle ki, Kızılay konusunda belgeye dayanmayan beyanatları gerçek dışı çıkınca geri adım atmak zorunda kaldı. Almanya’daki Deniz Feneri davasıyla ilgili taşıdığı bilgiler ise çarpıtma ve çelişkilerle dolu. Melih Gökçek olayında “Sayaçlar fahiş fiyata satıldı, vatandaş kazıklandı, elimde faturası var, belgelerim var” dedi. Açık oturumda Gökçek’in onlarca çağrısına rağmen fatura ve belge göstermeyi bırakıp aynı şeyleri geveledi durdu. Doğan Medyasının marifetiyle bu düellonun galibi ilan edildi. Kadir Topbaş ile ilgili de aynı lafları duyuyoruz. Hep belgelerle tehdit eden birinin ortaya herhangi bir belge koyamaması… “Dağ fare doğurdu.”


 


***


 


Milletvekili seçilmesinden bu yana Ak Parti ile uğraşmadığı bir gün bile olmamasına rağmen bir arpa boyu yolu ancak yarıladı: Şaban Dişli ve Dengir Mir Mehmet Fırat partideki aktif görevlerini bırakmak zorunda kaldı. O kadar! Bu olaylar da hâlâ yargı sürecinde… İtiraf edeyim: Kılıçdaroğlu’nun sadece Şaban Dişli olayında haklı olduğunu düşünüyorum. Gerisi boş…


 


***


 


Gazeteci Talip Doğan Karlıbel’in Ülke TV’de “Kemal Kılıçdaroğlu, Almanya’da PKK’lılarla kerhaneye gitti ve Alman polisi tarafından orada basıldı. Kılıçdaroğlu’nun Almanya ile kirli bağlantıları var.” İddialarına gık dahi çıkaramaması ise beni oldukça düşündürmüştür. Bu arada kendisiyle ilgili başka iddialara nedense cevap vermeyi aklından bile geçirmemiştir.


 


***


 


Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin İstanbul belediye başkan adayı olarak açıklanınca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kılıçdaroğlu için “Bunlar İstanbul’u bilmez. İstanbul’a koysan yolunu bulamaz” deyince o da “Biz İstanbul’a yolumuzu bulmaya gelmedik!” dedi. İyi cevap; ama ikisininki de polemik. Gerçek olansa şu: Kemal Kılıçdaroğlu, bu polemiğin ertesi günü İstanbul’da yolunu kaybetti. Tuzla’dan Sultanbeyli’ye gitmek isterken yolunu kaybeden Kılıçdaroğlu tersaneler bölgesine girdi. Sultanbeyli’yi ise ancak trafik polislerinin yardımıyla buldu. Kılıçdaroğlu’nun “saklı kenti” Kâğıttepe ise ayrı bir alay konusu oldu.


 


***


 


Özellikle Doğan Medyasının desteğiyle hareket eden ve bugüne kadar “çamur at izi kalsın” mantığının en müstesna örneklerini sunan Kemal Kılıçdaroğlu’nun elle tutulur belgeler sunmadığı halde nasıl ve neden bu kadar şişirildiği başkan adayı olunca anlaşıldı. Kılıçdaroğlu artık CHP’nin değil Aydın Doğan’ın adayı gibi hareket ediyor. Seçimi alacak Hilton arazisini Doğan’a verecek! Yedirmezler canım… O balon patlayacak sen de daha önce sivrilen diğer CHP’liler gibi sömürülecek bir şeyin kalmayınca ve yolunmuş bir şekilde ortada kalınca artık ne olacaksın biliyor musun? Kemal Piliçdaroğlu…


 


***


 


Son olarak… Şirkette arkadaşımızın biri, kantindeyken diğerine sordu: “Akşam televizyonda Kemal Kılıçdaroğlu’nu seyrettin mi?” Diğer arkadaş cevap verdi: “Başka kanalda daha komik bir şey vardı; ben onu seyrettim.”


 


Bu Kılıçdaroğlu komedisi, uzun zaman "kapalı gişe" oynar diyorum ve yazımı burada bitiriyorum.



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

1 Aralık 2008

T.C. İnkılâp Tarihi Yeniden Yazılmalı

Türkiye Cumhuriyeti kurulalıdan beri inkılâpların ardı arkası kesilmedi. Topluma cop zoruyla da olsa bir türlü benimsetilemeyen inkılâplar…



Her nasıl oluyorsa, iktidarda da olsa muhalefette de olsa darbeyle işbaşına gelen kuklaların perde arkasından idare edilişi sürecinde de olsa inkılâpları hep CHP yapıyor. CHP inkılâpları yapmaya veya yapmaya çalışmaya devam ediyor. Ancak bir dönemden sonra yapılan inkılâplar T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük dersi kitabında yer almıyor.



Hem bunların eklenmesi hem de son olarak 16 Kasım 2008’de gerçekleşen en büyük inkılâpların ders kitaplarına eklenmesi Ak Parti iktidarının boynunun borcudur. Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik, lütfen T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders kitaplarını yenilettirin… Yenilettirin ve şu başlığın da -benim kıyağım olarak- kitapta yer almasını sağlayın:



16 Kasım 2008 Tarihinde (Yine CHP Marifetiyle) Gerçekleştirilen Büyük İnkılâplar:


 
-Türkiye’de çarşaflı kadınların varlığı resmen kabul edildi.
-Çarşaflı kadınların CHP bayrağı asılı bir salona girmesine izin verildi.
-Salona giren CHP başkanına başörtülü iki kız tarafından çiçek takdim edilmesine izin verildi.
-Çarşaflı kadınlara CHP’ye üye olma ve oy verme hakkı tanındı.
-CHP, saldırganlık, yok sayma ve adam yerine koymama siyasetiyle eğip büğemediği insanları içine alarak asimile etme taktiğini devreye soktu.
-CHP’nin çarşaflıları ve başörtülüleri ile AK Parti’nin çarşaflıları ve başörtülüleri ayrımı yapılarak laikliğe kuvvetli vurgu yapıldı.
-İlk defa çarşaf ve siyaset bir arada olmasına rağmen, din istismarı veya laikliğin elden gitmesi gibi tehlikelerle karşılaşılmadı.
-Çarşaflıların ve başörtülülerin bu kadarıyla yetineceği, üniversiteler ve kamu kuruluşlarındaki mevcut yasakçı durumun devam edeceği ve CHP’nin, laikliğin yıkılmaz kalesi olduğu bir kez daha vurgulanarak halktan yine anlayış istendi. … ve alındı.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

18 Kasım 2008

Sahtekâr Deniz Baykal ve CHP’si

Menfaatperestlik insana neler yaptırıyor. En zavallı olanından ikiyüzlülük, riyakârlık ve sahtekârlık CHP ve başkanı Baykal’da diz boyu… Daha düne kadar başörtülü kadın ve kızların tüm özgürlüklerine despotvari sınırlamaları savunan CHP ve lideri her seçim öncesi olduğu gibi yaklaşan 2009 yerel seçimleri öncesi de bildik sahtekârlıklarını sergilemeye başladı.



“Kan kusup kızılcık şerbeti içmek” deyimi çok zor durumlarda yapılan fedakârlıkları, maksat hâsıl olana kadar katlanılan durumları anlatmak için en sık başvurulan deyimlerden biridir. Yukarıdaki fotoğraflardaki süreç de bu durumun tipik örneklerinden biridir. CHP ve liderinin büründüğü bukalemun postunun acı yansımalarıdır. Bırakın çarşaflı olanını, modern kıyafetler içinde başörtüsü takan kadınların varlığına dahi tahammül edemeyen Deniz Baykal ve CHP’si bugünlerde çarşaflı kadınlara parti rozeti takıyor.



Deniz Baykal ve partisi CHP’nin beslendiği geleneğin, sahte ideolojinin, faşizan düşüncenin sevimli maskeler kullanıp milleti oy deposu olarak gören dışavurumunun her seçim döneminde tekrarlanması midemi bulandırıyor. Biz halk olarak, kusma dürtülerimizi bu kadar tahrik eden bir partiyi ve onun ikiyüzlü ekibini hak etmiyoruz.



Belli ki -ne kadar zavallıca da olsa CHP bu zavallılıktan vazgeçmez- düne kadar Alevi vatandaşlarımızı asimile edip onları oy deposuna çevirenler şimdi gözlerini muhafazakârların oylarına dikmiş durumda… Bakalım, CHP’nin alışılmış fırıldak siyaseti bu seçimde işe yarayacak mı?



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

27 Haziran 2008

Alevilerin Ateist Bir Partinin Arkasında Ne İşi Var?

Gerçekten aklımı kurcalar durur bu mesele. Aleviler, İslâm dinine gönülden bağlı bir hareketin mensubudur. Peygamberimizin irtihalinden hemen sonra başlayan Sünni, Şii, Harici ayrışmaları sonucunda siyasi saiklerin de etkisiyle ana bünyeye muhalif bir tavır takınarak farklı bir ekol oluşturan Aleviler günümüze kadar bu muhalif duruşlarını sürdürmüşlerdir.



Burada Alevilerin haklılığını, haksızlığını, Müslümanlığını, dini anlayıştaki meşruiyetini tartışacak değilim. Bu çok daha geniş kasamda ve uzmanlarınca tartışılabilecek bir konudur. Kanaatime gelince; Alevilik, İslâm’ın ana bünyesinin ayrılmaz bir parçasıdır.



CHP ise kurulduğu günlerde, yani CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) olduğu günlerde olmasa da sonraki dönemlerden itibaren ateist felsefenin ve ideolojinin en katı tonlarının hâkim olduğu bir partidir. Yani CHP’lilerin hepsi ve taraftarları ateisttir demiyorum. Ben burada CHP’ye hâkim olan felsefe ve ideolojiyi kastediyorum.



Dünya genelinde bütün ateist, materyalist ve Marksist parti, dernek, oluşum, akım veya grupların din karşısındaki duruşlarına göz attığınızda, onların sadece reddiyeci bir tavır takındığını, dine/dinlere, dindarlara hakaret etmediklerini, onları aşağılamadıklarını açık bir şekilde görürsünüz. Birkaç marjinal grubun, bundan farklı davranması mümkündür; ama ben genel eğilimden bahsediyorum.



CHP’nin genelde din, özelde İslâm, Müslüman, dindar karşısındaki tutumu ise tamamen düşmanca, aşağılayıcı, küçümseyici, küçük düşürücü, alaycı ögeler barındırmaktadır. İşte bu yönüyle CHP, katı bir ateist partidir. (Bu satırları destekleyecek argümanları yazıma eklemem durumunda, olayın bir blog yazısını çok aşacağını bildiğim için örnek vermeden geçiyorum. CHP’nin bu konudaki kirli geçmişiyle ilgili yeterli delil arşivlerimizde hatta internette bile mevcuttur. Meraklısının ulaşması hiç de zor değildir)



Alevilerin, başta da belirttiğimiz muhalif duruşları doğrultusunda, sosyal demokrat, merkez muhalifi, çoğunluk ve çoğulculuk düşmanı bir partiyi desteklemeleri doğaldır. Doğal olmayan destekledikleri partinin aynı zamanda ateist bir parti olması ve genelde Alevi oyları olmasa bu partinin meclise bile giremeyeceği gerçeğidir. Alevilerin aklını çelen CHP’nin takiyeci tavrı mıdır? Yoksa Alevilerin vefa borcu psikolojisi midir? CHP’nin takiyeci olduğu gerçeğinden şüphem yok. Öte yandan CHP’nin tek parti iktidarı döneminde Alevilere duyduğu yakınlık, devlet kadrolarının -özellikle yargı ve eğitim- Alevileştirilmesi, Sünni Müslümanlara sırt çevirme, onları baskı altında tutma politikaları ortadadır ve CHP’nin bu tutumu Alevilerin gururunu okşamış gibi görünüyor. Ayrıca, gerçekte Alevi (dolayısıyla Müslüman) olmayıp ateist olduğu halde, bir şekilde Alevi kanaat önderi olarak benimsenmiş kişilerin Alevi oylarını ateist parti CHP’ye kanalize etmesi de bu insanlarımızın gözü kapalı olarak CHP’nin peşinden gitmelerini açıklayıcı olabilir.



Alevilerin CHP’liliğinin gerekçeleri bunlar olabilir veya tam olarak bilinemez; ama bu ateist parti eğilimi Alevilere yakışmamaktadır diye düşünüyorum.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: