ahlaksız diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahlaksız diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2010

“Sapkın Ruhlu Senaristler!” Tartışması Sessizce Savuşturuldu


TBMM Kayıp Çocukları Araştırma Komisyonu Başkanı ve Ak Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara bazı dizilerin (bana göre %90’ının) senaristlerinin ve yapımcılarının hasta ruhlu olduklarını iddia etmişti. Bu olay da Kurban Bayramı sürecine denk geliyordu.

 

Ne yazık ki, Halide İncekara’nın bu iddiası, benzerleri gibi bir-iki cılız desteğin ve birkaç saman alevi itirazın dışında tozlu hasırların altındaki yerini aldı. Sanırım, birileri, bu tür tartışmalardan oldukça fazla korkuyor.

 

Normal insanların yaşadığı ülkelerde bu tür tartışmalar genelde kıyamet koparır; toplumun neredeyse tüm kesimleri tartışmaya katılır, vatandaşlık ve birey bilinciyle olayın içinde yer alır. Muhafazakârlar ve sağlıklı bir toplumdan yana olanlar bu tür iddialarda bulunanların yanında yer alırken sapkınlar, hasta ruhlular, geniş mezhepliler, din ve maneviyat düşmanları da kendi aralarında kenetlenir Bizde nedense normal olanın tam tersine bu tür toplumsal tartışmalar sessizce ve ustaca(!) savuşturulur. Birileri, sihirli bir değnekle dokunarak ortalığı derin bir sessizliğe gömerler. İnsanlar, kurulmuş kuklalar gibi kafalarını eğerek gündelik hayatlarına geri dönerler.

 

Dizilere dikkatle ve analitik bakan herkes bilir ve görür ki, tek kalemden çıkmış gibi aynı zehri kusan bu senaryoların sağlıklı insanların kaleminden çıkması mümkün değil!

 

Halide İncekara’ya katılmakla kalmıyor, birkaç adım daha atıyorum: Evet, sapkın ruhlusunuz, hastasınız, anormalsiniz, yaşadıklarınızın veya maruz kaldıklarınızın etkisiyle yazıyorsunuz, misyonerlerle işbirliği içindesiniz, toplumları bozmak için -sırf bu işleri finanse etmek için- oluşturulan Yahudi sermayesiyle besleniyorsunuz…

 

Ama böyle şeylerle uğraşmaya ne lüzum var değil mi? Sanki yapacak, uğraşacak ve düzeltilecek başka şey kalmadı da ahlak endişesi sardı dört bir yanı.

 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

4 Kasım 2009

Hiç Değilse İsimlerimizi Rahat Bırakın

Televizyon dizilerimizin tamamına yakını içerik açıcından iğrençlik çizgisinin çok altında… Bu bir gerçek! Artık eskisi gibi “seviye yerlerde” diyemiyoruz. Çünkü seviye falan kalmadı.


 


Seviye meselesini bir kenara bırakmadan önce, dikkatimi çeken çok önemli bir konu var. Öncelikle bunu paylaşacağım. Bu konu özellikle bilinçaltımız ile ilgili…


 


Dizilerin bilinçaltımıza yerleştirdiği imajlar o kadar etkili ki, artık hayatımıza birileri bizden daha çok sahip. Aynı merkezden çıktığı izlenimi veren bu dizilerin senaristleri ne yazıyor ve oyuncuları ne oynuyorsa biz artık biz değil, oyuz. Kimsenin kendine ait bir karakteri kalmadı.


 


O diziler o kadar ileri gitti ki, dinimizi, dilimizi, kültürümüzü, örf ve âdetlerimizi, sosyal ve demografik yapımızı vs. deforme etti; deforme etmekle kalmadı, aşağıladı. Çoğu insan ‘gerçek kendi’nden utanır hale geldi. Dizilerdeki ‘hayvani hayat formu’ dışındaki yaşam biçimleri “tu kaka!” yapılıp bir kenara atıldı. Oysa hayvanlar âlemiyle ilgili ne kadar belgesel izlerseniz izleyin, onların dünyasında bile dizilerimiz kanalıyla pompalanmaya çalışılan kadar çarpık, çıplak, rencide edici, aşağılık, iğrenç bir sosyal yapılanma bulamazsınız.


 


Şimdi seviye meselesini bir kenara bırakıp diğer konuyu paylaşmak istiyorum.


 


Dizilerdeki karakterlerin isimlerini biraz irdeleyince şunu fark ettim: Özellikle olumsuz karakterlerin isimleri genelde bizim dinimizde, kültürümüzde, geleneğimizde, önemli yeri olan hatta zirvelere çıkmış simge şahsiyetlerden seçiliyor. Nerede saf, aptal, hırsız, saldırgan, küfürbaz, güvenilmez, yalancı, üçkâğıtçı, içten pazarlıklı, namussuz, hain, devlet düşmanı, geri kafalı (dindar anlamında değil) vs. karakter varsa hepsinin ismi özenle seçilmiş gibi.


 


Yıllar önce, “İnek Şaban” ve “İnek Kemal” özelinde bu konuyu Şevki Yılmaz gündeme getirdiğinde onu çok ciddi bulmamıştım. Yapılan araştırmalarda, artık insanların çocuklarına Şaban ismini vermeye pek yanaşmadığı ortaya çıkınca, Şevki Yılmaz’ın ne kadar haklı olduğunu anladım.


 


Sanki Hz. Muhammed ismi etrafında bir hassasiyet seziliyor. Ancak onun dışında genelde olumsuz imajlara verilen isimler, az önce bahsettiğim gibi hep önünde hürmeten eğileceğimiz insanların da sahip olduğu isimler.


 


Ama yeter artık! Hatice’yi, Bekir’i, Osman’ı, Ali’yi, Sıddık’ı, Faruk’u, Ayşe’yi (Aişe), Fatma’yı (Fatıma), Hacer’i, Recep’i, Şaban’ı, Ramazan’ı, Kâmil’i, Cebbar’ı, Gafur’u, Haydar’ı, Burhan’ı, Mennan’ı vs. vs. rahat bırakın. Gidin; kirletmek ve aşağılamak, üzerinden mesaj vermek ve nefret ettirmek için kendinize başka isimler bulun. Binlerce yıldır çocuklarımıza verdiğimiz isimlerden utandırmayın, nefret ettirmeyin.


 


Tüm değerlerimizi deforme ettiniz… Hiç değilse isimlerimizi rahat bırakın.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş: