21 Ağustos 2011
15 Ocak 2010
Sarayı Hücre Sanan Bebek Katili
İmralı’da yatan ve bebek, çocuk, kadın, genç, yaşlı, öğretmen, imam, asker demeden otuz binden fazla insanı katleden eli kanlı çetenin başı, bulunduğu cezaevinin şartlarından şikâyetçi olmaya devam ediyormuş.
Giyotinden, ipten, yağlı kazıktan, paslı kurşun yağmurundan kurtulmuş birinin cür’etine bakar mısınız? Küstahlığın bu kadarı!
Şerefsiz maşa! Bu devletin başbakan asan hainleri seni bağışlayıp ipten almış, müstakil bir adaya yerleştirmiş ve camız (camış) besler gibi besliyor; avukatların aracılığıyla PKK-BDP(DTP)-KCK üçlüsünü idare etmene ses çıkarmıyor. Daha ne istiyorsun haramzade nankör?
Dağlarda;
Göbeğini kaşıdığın,
Boktan çaldırak bağlayan kıçını zor toparladığın,
Mağaralarda, insan bozması farelerinle koyun koyuna uyuduğun,
İsrail’den gelen kurtlu konservelerden zıkkımlanmak zorunda olduğun,
Yakalanıp Türkiye’ye getirilirken rezil ve zelil ve yalvaran gözlerle baktığın,
Mahkeme edilirken yalvarıp yakardığın günlerini ne çabuk unuttun?
Sen unutmuş olabilirsin ama biz hiçbir şeyi unutmadık:
Kurşunladığın bebekleri,
Gözyaşına boğduğun ocakları,
Yetim ve dul bıraktıklarını,
Kendi kardeşlerine bile kurşun sıktığını,
İğrenç, derin ve kanlı eller tarafından nasıl kullanıldığını,
Bu ülkeye attığın kazığı,
Dağa çıkardığın delikanlılara önce kendi yakınlarını öldürttüğünü,
Dağa kaldırdığın kızlardan beğendiğinin ırzına geçtiğini unutmadık.
Sen şimdi yat-kalk, o surların arkasında nefes alabiliyor olmana sevin, zira “dua et…” diyemeyeceğim.
Son olarak, “bu millet balık hafızalıdır” diyenler fena halde yanılıyor…
Bu millet unutmaz, unuttu zannedersin, gücü yok, bir şey yapamaz sanırsın; bekler, bekler, bekler… Zamanı gelince intikamı çok acı ve çok sarsıcı olur.
Bu milletin düşmanlığından korkun!
Süleyman S. Aras
16 Kasım 2009
Güneydoğu'ya Kuşbakışı
İki günlük bir ziyaret için Siirt’e gittim. İnanın gezip gördüklerimi anlatacak değilim. Size yaşadığım şaşkınlığı anlatacağım.Yaşadığım şaşkınlığın en önemli sebebi, bölgedeki terörün ekonomik sebeplere dayandırılarak yıllarca kandırılmış olduğumuzu anlamamdır.
Güneydoğu’nun tamamını görmedim, halkının arasında çok fazla dolaşmadım, insanlarla röportaj yapmadım, bölge halkına terörün nedenlerini sormadım vs.
Olayın ekonomik olmadığının en önemli delilini, bölgeye kuşbakışı bakarken yakaladım. Uçağımız Güneydoğu semalarında süzülürken ben aşağıları seyrediyordum. Türkiye’de böyle bir bölge daha var mı bilmiyorum. Belki Konya ovası ve Trakya…
Bir kere bölge Türkiye’nin verimli bölgelerinden… Tarlalar çok güzel düzenlenmiş, sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği belli olan tarlaların makineli tarıma elverişli olduğu da anlaşılıyor. İşgücü deseniz o da var.
Diyeceksiniz ki, Güneydoğu’nun tamamı böyle değil, çok dağlık ve tarıma elverişli olmayan alanlar da var. Doğru! Ancak diğer noktalardaki terörün sebebi de ekonomik değil, olamaz. Bölgenin diğer kesimlerinin de özellikle hayvancılık (özellikle küçükbaş) için ideal olduğunu biliyoruz. Ancak tarım ve hayvancılık meselesi konuşulmaya her başlandığında “bu hükümet (bu cümle her hükümet için kuruluyor) tarım ve hayvancılığı bitirdi.” kolaycılığına kaçanlar gibi davranmamak gerekiyor. Ülkemize ve potansiyelimize güvenmemiz lazım!
Bölge insanı, Türkiye’nin birçok bölgesine ırgat olarak gitmek, büyük şehirlerde inşaat ameleliği yapmak, en kötüsü dağda askere kurşun sıkmak yerine doğup büyüdüğü topraklara değer verse bir mucizeye imza atılır.
Peki, terörün sebebi ne? Bu sorunun cevabını bu ülkede bilmeyen kimse yok. Ben yine de tekrar edeyim: Terörün kaynağını, o bölgenin ovalarında veya dağlarında aramak cahillik olur. Türkiye’nin başındaki bütün belalar, kapalı kapılar ardında yazılıp senaryolaştırılır. Sonra da içerideki maşalar eliyle de uygulamaya geçirilir.
Evet, Güneydoğu’ya iki şekilde kuşbakışı bakabilirsiniz: birisi benim uçaktan baktığım gibi olur ki, buna çıplak gözle bakmak diyoruz. Diğeri de kuş beyinli monşerlerin masa başından baktığı gibi olur ki ona da üç maymun bakışı diyoruz.
Süleyman S. Aras