pkk terörü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pkk terörü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2011

Ben de Hedef Gösteriyorum: Katil Sizsiniz


Fotoğraftakiler:

Birinci Sıra: Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak, Leyla Zana, Murat Bozlak, Erol Dora, Ertuğrul Kürkçü, Altan Tan, Esat Canan, Sırrı Sürreya Önder, Hasip Kaplan, Ayla Akat Ata, Nursel Aydoğan, Pervin Buldan

İkinci Sıra: Nazmi Gür, İbrahim Binici, Adil Kurt, Sebahat Tuncel, Sırrı Sakık, Demir Çelik, Halil Aksoy, Hüsamettin Zenderlioğlu, İdris Baluken, Özdal Uçar, Bengi Yıldız, Abdullah Levent Tüzel, Şerafettin Elçi, Osman Baydemir

 

Çukurca’da meydana gelen menfur pusu/saldırıdan sonra; -önceki gün- Yeni Şafak gazetesi BDP’lileri (PKK Partisi) kastederek “Katil Sizsiniz” manşetiyle çıktı. Bazı BDP’liler (başta Selahattin Demirtaş), ‘Yeni Şafak bizi hedef gösteriyor’ diye saçma-sapan ve haksız bir itiraz geliştirdiler ve gazeteyi, PKK’ya hedef göstererek terör örgütü yandaşlarının tehditlerine maruz bıraktılar.

 

Yani, Yeni Şafak haksız mı? Otuz küsur yıldır yaşanan sürecin şu aşamasında şehit edilen askerlerin katili siz değil misiniz? Bırakın askerleri; dağda ölen Kürt çocuklarının katili siz değil misiniz. Şiddetin bu kadar tırmanmasının baş sorumlusu siz değil misiniz? Barış mı istiyorsunuz yani? Hiç inandırıcı değilsiniz ve -gerçekten- katilsiniz.

 

Bu girişten sonra, söz konusu yazıya göz atmakta fayda var diye düşünüyorum. Dolayısıyla Yeni Şafak gazetesinin o yazısını paylaşmayı bir zorunluluk ve bir görev olarak görüyorum.

 

Buyrun;

 

KATİL SİZSİNİZ

 

Türkiye, Çukurca'da şehit düşen fidanlar için gözyaşı dökerken, kanlı tablonun baş sorumlusu demokrasi kılıfı ile her fırsatta teröre destek veren BDP oldu. Kandil'in sözünden çıkmayan, kardeşlik projesini sabote etmek için her yolu deneyen, canlı bombayı 'şehit' ilan eden BDP katliamların ortağı haline geldi.

 

Yeni Anayasa, demokratik Türkiye' vaadinin millet tarafından seçim sandıklarında tam destek görmesiyle birlikte terör örgüt PKK'nın kanlı eylemleri hız kazandı. Son olarak dün Hakkari'nin Çukurca ilçesinden duyulan 11 şehit haberi, tüm Türkiye'yi bir kez daha yasa boğarken gözler, tek sermayesi 'terör' olan Barış ve Demokrasi Partisi'ne (BDP) çevrildi. Terör örgütü PKK'nın eylemlerine insanlık adına 'dur' demek bir yana olumsuz bir tek eleştiri getirmeyen BDP, son 1 ayda gerçekleşen katliamlar karşısında yine sessiz kalmayı tercih etti. PKK'nın dağ kadrosuna büyük şehirlerden eleman devşirmek gençlik kolları teşkilatlarını seferber eden, sivilleri hedef alan canlı bombaları şehit ilan eden, hiçbir sosyal meselesine ilgi duymadığı Kürt vatandaşlara zorla terörist yası tutturan BDP, örgüte verdiği doğrudan destekle katliamların ortağı oldu.

 

ÖRGÜTÜN DEMOKRASİ KILIFLI UZANTISI

 

Yakın geçmişte 'Kürt'lerin temsilcisiyiz' iddiasıyla kurulan ve sözde siyaset yapan partilerin devamı olan BDP, politik tavrını sadece 'terör' ve 'terör örgütü PKK' üzerinden şekillendirdi. Diğer siyasi partiler gibi 'ekonomi, kadın, tarım veya sağlık' gibi alanlarda parti programı geliştirmeyen BDP, tüm adımlarını teröristbaşı Abdullah Öcalan ve Kandil'in emirleri doğrultusunda attı. Terörü yücelten söylemi siyasete sokan BDP, sorunun çözümüne katkı sunmak yerine ülke gündemini germek ve ayrımcılığı körüklemek için teröristleri şehit ilan etmekten, Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan vatandaşlara zorla terörist yası tutturmaktan geri durmadı. BDP, bu tavrıyla siyasi parti olmaktan çok PKK'nın Türkiye'deki 'demokrasi kılıflı' uzantısı izlenimi verdi.

 

BDP, söylemini sürekli 'terörü' yüceltme ve tehdit unsuru olarak kullanma üzerine şekillendirdi. Bu amaçla ilk olarak Ahmet Türk gibi partinin ılımlı isimleri yönetimden tasfiye edildi. Yerlerine, Kürt sorununu çözmekten çok tırmandırmak için gayret sarf eden şahin kanadın temsilcileri getirildi. Şahin kanadın temsilcileri, bütün açıklamalarında şiddeti körükledi. Demokratik açılım sürecinin başladığı günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Güzel günler olacak" derken BDP'li Aysel Tuğluk, "Türkiye'yi çok fena günler bekliyor" diyerek tehditkâr üslubunu ortaya koydu.

 

AÇILIMA KÖSTEK OLDULAR

 

'Kürtlerin temsilciyiz' iddiasını ağzından düşürmeyen BDP, terör örgütü çizgisinde yürüttüğü siyaset kapsamında bölge halkının hak ettiği hayat standardını ve taleplerini görmezden geldi. Bu amaçla iktidar partisi tarafından başlatılan 'Milli birlik, beraberlik ve kardeşlik' projesini baltalamak için PKK ile ortak hareket etti. Demokratik açılım kapsamında 'inkar' politikası bir tarafa bırakılırken TRT 6 aracılığıyla anadilde yayın yapılması sağlandı. Ülke çapında Kürtçe özel kurslar açılarak anadillerini bilmeyen Kürt kökenli vatandaşlara kolaylık sağlandı. Bölgedeki yerleşim yerlerinin isimleri eski isimleriyle yazılmaya ve söylenmeye başlandı. Dersim, Norşin kelimeleri bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından zikredildi. Doğrudan bölge insanının yararına olan bu girişimler ise bölge insanını ve Kürt kökenlileri temsil ettiğin söyleyen BDP tarafından kesinlikle destek görmedi. Açılım değil destek olmak sürekli olarak köstek olmayı tercih ettiler. Açılımla ilgili olarak yapılan yasa düzenlemelere BDP'li vekiller TBMM'de el kaldırmadı. Ülkeye huzur ve barış gelmesi adına BDP çatısı altında siyaset yapmaya çalışan bazı milletvekillerinin de bu süreçte susması dikkat çekici bulundu.

 

SALDIRIYI KINARKEN BİLE TEHDİT

 

Türkiye'deki artan şiddet olaylarının en önemli sorumlularından biri olarak gösterilen BDP'liler 11 şehit için yayınladığı cılız 'taziye' mesajında bile tehdit dili kullandı. Parti adına yazılı açıklama yapan Grup Başkanı Selahattin Demirtaş, "Barışın önünün açılması için büyük çaba sarf ettik. Ancak bütün bu çabalarımız karşılıksız kaldı. Yaşadığımız günler daha fazla tehditle geçiştirilebilecek günler değildir" dedi.

 


 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

15 Ocak 2010

Sarayı Hücre Sanan Bebek Katili

İmralı’da yatan ve bebek, çocuk, kadın, genç, yaşlı, öğretmen, imam, asker demeden otuz binden fazla insanı katleden eli kanlı çetenin başı, bulunduğu cezaevinin şartlarından şikâyetçi olmaya devam ediyormuş.


 


Giyotinden, ipten, yağlı kazıktan, paslı kurşun yağmurundan kurtulmuş birinin cür’etine bakar mısınız? Küstahlığın bu kadarı!


 


Şerefsiz maşa! Bu devletin başbakan asan hainleri seni bağışlayıp ipten almış, müstakil bir adaya yerleştirmiş ve camız (camış) besler gibi besliyor; avukatların aracılığıyla PKK-BDP(DTP)-KCK üçlüsünü idare etmene ses çıkarmıyor. Daha ne istiyorsun haramzade nankör?


 


Dağlarda;


 


Göbeğini kaşıdığın,
Boktan çaldırak bağlayan kıçını zor toparladığın,
Mağaralarda, insan bozması farelerinle koyun koyuna uyuduğun,
İsrail’den gelen kurtlu konservelerden zıkkımlanmak zorunda olduğun,
Yakalanıp Türkiye’ye getirilirken rezil ve zelil ve yalvaran gözlerle baktığın,
Mahkeme edilirken yalvarıp yakardığın günlerini ne çabuk unuttun?


 


Sen unutmuş olabilirsin ama biz hiçbir şeyi unutmadık:


 


Kurşunladığın bebekleri,
Gözyaşına boğduğun ocakları,
Yetim ve dul bıraktıklarını,
Kendi kardeşlerine bile kurşun sıktığını,
İğrenç, derin ve kanlı eller tarafından nasıl kullanıldığını,
Bu ülkeye attığın kazığı,
Dağa çıkardığın delikanlılara önce kendi yakınlarını öldürttüğünü,
Dağa kaldırdığın kızlardan beğendiğinin ırzına geçtiğini unutmadık.


 


Sen şimdi yat-kalk, o surların arkasında nefes alabiliyor olmana sevin, zira “dua et…” diyemeyeceğim.


 


Son olarak, “bu millet balık hafızalıdır” diyenler fena halde yanılıyor…


 


Bu millet unutmaz, unuttu zannedersin, gücü yok, bir şey yapamaz sanırsın; bekler, bekler, bekler… Zamanı gelince intikamı çok acı ve çok sarsıcı olur.


 


Bu milletin düşmanlığından korkun!




Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

16 Kasım 2009

Güneydoğu'ya Kuşbakışı

İki günlük bir ziyaret için Siirt’e gittim. İnanın gezip gördüklerimi anlatacak değilim. Size yaşadığım şaşkınlığı anlatacağım.Yaşadığım şaşkınlığın en önemli sebebi, bölgedeki terörün ekonomik sebeplere dayandırılarak yıllarca kandırılmış olduğumuzu anlamamdır.


 


Güneydoğu’nun tamamını görmedim, halkının arasında çok fazla dolaşmadım, insanlarla röportaj yapmadım, bölge halkına terörün nedenlerini sormadım vs.


 


Olayın ekonomik olmadığının en önemli delilini, bölgeye kuşbakışı bakarken yakaladım. Uçağımız Güneydoğu semalarında süzülürken ben aşağıları seyrediyordum. Türkiye’de böyle bir bölge daha var mı bilmiyorum. Belki Konya ovası ve Trakya…


 


Bir kere bölge Türkiye’nin verimli bölgelerinden… Tarlalar çok güzel düzenlenmiş, sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği belli olan tarlaların makineli tarıma elverişli olduğu da anlaşılıyor. İşgücü deseniz o da var.


 


Diyeceksiniz ki, Güneydoğu’nun tamamı böyle değil, çok dağlık ve tarıma elverişli olmayan alanlar da var. Doğru! Ancak diğer noktalardaki terörün sebebi de ekonomik değil, olamaz. Bölgenin diğer kesimlerinin de özellikle hayvancılık (özellikle küçükbaş) için ideal olduğunu biliyoruz. Ancak tarım ve hayvancılık meselesi konuşulmaya her başlandığında “bu hükümet (bu cümle her hükümet için kuruluyor) tarım ve hayvancılığı bitirdi.” kolaycılığına kaçanlar gibi davranmamak gerekiyor. Ülkemize ve potansiyelimize güvenmemiz lazım!


 


Bölge insanı, Türkiye’nin birçok bölgesine ırgat olarak gitmek, büyük şehirlerde inşaat ameleliği yapmak, en kötüsü dağda askere kurşun sıkmak yerine doğup büyüdüğü topraklara değer verse bir mucizeye imza atılır.


 


Peki, terörün sebebi ne? Bu sorunun cevabını bu ülkede bilmeyen kimse yok. Ben yine de tekrar edeyim: Terörün kaynağını, o bölgenin ovalarında veya dağlarında aramak cahillik olur. Türkiye’nin başındaki bütün belalar, kapalı kapılar ardında yazılıp senaryolaştırılır. Sonra da içerideki maşalar eliyle de uygulamaya geçirilir.


 


Evet, Güneydoğu’ya iki şekilde kuşbakışı bakabilirsiniz: birisi benim uçaktan baktığım gibi olur ki, buna çıplak gözle bakmak diyoruz. Diğeri de kuş beyinli monşerlerin masa başından baktığı gibi olur ki ona da üç maymun bakışı diyoruz.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş: