darbeler ve devşirmeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
darbeler ve devşirmeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2008

12 Eylül: Soysuzlaştırma Operasyonu


Tam 28 yıl önce bu gece Türk Silahlı Kuvvetleri kendi ülkesinin tüm kilit noktalarını işgal etti ve yönetime el koydu. Kimin adına ve ne gerekçeyle? Sözde Türk Milleti adına! Ülkede bozulan düzenin tesisi gerekçesiyle! Ancak o dönemde CIA’in Ankara Masası Şefi Paul Hanze’e göre yönetime Amerika adına el konulmuştur. Mr. Hanze darbeden hemen sonra üstlerini “bizim çocuklar işi becerdi” şeklinde haberdar etmişti. Darbeyi yapan o çocuklar meğer ABD’nin devşirmeleriymiş.



Her nedense 12 Eylül’den önce oluk gibi akan kardeş kanı darbenin ardından kesilivermiş, memlekette, tüm gruplar arasında kutsal ittifak yapılmış gibi sulh havası hâkim olmuştur. Amerika’nın maşaları, bugün olduğu gibi önce olayları tezgâhlıyor sonra da istediği operasyonları yapıyordu. ABD, üç-beş soysuzu kullanarak bizim ordumuzla bizi işgal ediyordu.



Ayrıntıları belgesellere, kitaplara konu olan işte o alçak darbeden sonra tam 28 yıl geçmiş…



Bu darbe ve diğerleri ülkeyi gerilere, karanlıklara, karmaşaya götürmüştür. Buna rağmen darbe sevicilerin ve postal saksocularının arkası kesilmemiştir. Dolayısıyla memleketin olağan hayat akışının yabancısı olan Genç Subayların ikide bir halktan rahatsız olması, aba altından sopa göstermesi hep normal karşılanmıştır. Bu durum, olaya acayip kıllanan gençlerin kurarak “Genç Siviller Rahatsız” sloganıyla Türkiye kamuoyuna kendilerini tanıtan Genç Siviller’in rahatsızlığımıza tercüman olmaya başlamasına kadar devam etmiştir. İşte o Genç Siviller, Türkiye gündeminin özlediği ve ses getiren eylemlere imza atan arkadaşlar bu gece için de farklı bir eylem hazırlamışlar.



Şöyle ki; Genç Siviller, 12 Eylül darbesinin yıldönümünde, darbenin ilan edildiği yer ve saatte yani saat 03:59'da TRT Radyosu'nun İstanbul binası önünde 12 Eylül'ü protesto edecek! Genç Siviller bu protestoya herkesi davet etmiş. Katılamasam da kendilerini destekliyorum. Bu saatte (03:05) 12 Eylül yazısı yazıyorum.



Protesto saatinde orada olamayacağım; ama kesinlikte ayakta ve öfke içinde olacağım. Belki de sahur duası etmem gerekirken dilimden beddualar dökülecek. 12 Eylül’ü, halkı kafasına vurarak sindirme zavallılığını, ABD maşası olmakla vatanseverliği karıştırma sefilliğini, millete balans ayarı çekme teşebbüslerini, tüm soysuzlaştırma operasyonlarını hiç unutmayacağım.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

9 Ağustos 2008

İkinci Apo Düşerken

Birinci Apo, Kenya’da düşmüştü. Kimileri büyük bir operasyondan, MİT’in kahramanca dehasından bahsetmişti. Baştan belliydi; ama sonradan öğrendik ki, Amerika’nın da onayıyla paketlenmiş ve bize teslim edilmişti Apo. “Söz konusu olan bir elebaşını kafesin arkasına tıkmaksa ayrıntılar önemli değildir” diyerek bu meseleyi unutabiliriz. Neticede, Batının maşası bir Ermeni tohumu, ekranlarda narkoz yemiş it gibi saçmalıyordu. Ülkesine hizmet etmekten den vuruyordu.



Ancak maksat belliydi. Bu operasyonla estirilen kahramanlık ve intikam rüzgârlarıyla iki partinin (DSP ve MHP) ve hariçten gazel okuyan üçüncü bir partinin (ANAP) oluşturduğu üç maymunlar koalisyonuna ve bunların pasif iktidarına zemin hazırlandı. Postmodern darbeyle iktidardan uzaklaştırılan Refahyol hükümeti yerine, ülkeyi biraz daha istikrarsızlaştıracak, tarihin en ideal(!) hükümeti kurulmuş oldu. Bakanlar Kurulu toplantılarında pişpirik oynandı, körler sağırlar paylaştıkları bakanlıklarda birbirlerini ve eş-dostlarını ağırladı, tarihin en büyük banka operasyonlarıyla birinden alınıp öbürüne verildi, MGK’larda çelik-çomak oyununun suyu çıkması üzerine Anayasa kitapçığı fırlatmaca gibi bir oyun uyduruldu; ama bu, memlekete çok pahalıya mal oldu. Yine sonradan ortaya çıktı ki, şer gibi görünen tüm bu olanlar aslında hayırlı sonuçlar için şerrin zirve yapması gereken dönemlermiş. Sabır taşı çatlayan halk sonunda tek parti iktidarından başka bir çıkış yolu olmadığını anladı.



Ak Parti’nin birinci iktidar döneminde (dört yıldan fazla) gerçek amatörlüklerin yanında çok güzel çalışmalar da yapıldı. Bu dönemin arşivini yapmış değilim. Sadece sağlık, ekonomi, dış politika ve eğitim alanlarında yapılan şeyleri bile hatırlasam ve hatırlatsam yeter. Bu dönemde hiçbir kesimde ciddi bir Ak Parti rahatsızlığı yoktu. Hatta asgari sempatiden bile bahsedebiliriz.



Ancak ikinci defa ve oylarını yükselterek iktidara gelen ve eski amatörlüklerini üzerinden biraz atan, bunun yanında ordu ile arasındaki buzları yavaş yavaş eriten Ak Parti özellikle CHP, devşirmeler, dönmeler ve derindekiler ekseninde epey bir rahatsızlığa sebep oldu. İkinci Apo’nun devreye sokulmasının zamanı gelmişti.



İkinci Apo, Ak Parti’nin birinci döneminden daha amatör biri çıktı. İkinci Apo, akla hayale gelmez iddia ve isnatlarla, Google’dan apardığı -sözüm ona- delillerle, tekzip yemiş haberlerle ve hepsinden önemlisi beraat ile sonuçlanmış suçlamalarla Ak Parti’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. Herkes şok olmuştu, dünyanın dili tutulmuş, kimi yabancı medyada ülkemizin -olmayan- demokrasisi ile dalga geçilmişti. Çünkü böyle bir dava akıl sahibi insanlar, ortak aklın verileri ve hukuki gerçekliğe göre ya deli saçmasıydı ya da kudurmuş bir öfkenin dışa vurumuydu. Başka da bir şey değildi.


 




Nitekim aylar süren dava, ülkeye kaybettirdiklerinin yanında çok şey de kazandırdı. Bu dava kapatma ile sonuçlanacak diye bekleyenler avuçlarını yalayıp, kuyruklarını kıvırıp kendi gettolarının yolunu tuttu. Anayasa Mahkemesi Ak Parti’yi kapatmadı. Doğrusunu yaptı. Böylece İkinci Apo da düşmüş, düşürülmüş oldu.



Ak Parti davasının kapatma ile sonuçlanmamasının çok önemli bir sebebi, Ergenekon davasıdır diye düşünüyorum. Ak Parti davası ile eş zamanlı olarak yürütülen Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkan deliller gösterdi ki Türkiye’de laiklik hiç tehlikeye girmemiş; irtica hiç hortlamamış; aydınları, sanatçıları, misyonerleri, azınlık mensubu vatandaşlarımızı ve diğer faili meçhulleri Müslümanlar öldürmemiş; Maraş’ın, Çorum’un, Sivas’ın gerçek sorumlusu devlet içinde yuvalanan şer güçlermiş; Kur’an şovlarıyla dernek açanlar aslında kilisede ayin yapmış, milli ve manevi değerleri siyasete ve şahsi menfaatleri için çok derinlerde birileri alet ediyormuş… Ve meğer 28 Şubat’ın kudretli komutanları, travestilere iş ihale edecek kadar zavallı, İsrail uşağı birer devşirmeymiş.



Bu ülke gerçekten çok karanlık bir tarihe sahip… İnşallah bu İkinci Apo’nun düşüşü ve Ergenekon davası bir çorap söküğü işlevi görür de yeniden Susurluk dönemindeki gibi göstermelik ışık kapama-açma oyunları oynamayız.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: