çağdaş türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çağdaş türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2010

Sabah Namazına Gittim (Öldürülmezsem) Geleceğim

Biri camiye gidiyordu, öbür ikisi meyhaneye… Birinin camide geçen toplam bir saatlik mesaisi tüm gün uyanık ve aydın kalmasını sağlıyordu, öbür ikisinin ömürlerinde toplam bir saat ayık ve aydın kaldığı zaman yoktu, neredeyse…


 


Ülkemde biri sabah namazından dönerken öbür iki alkolikten biri tarafından öldürüldü. Sokakta sağa-sola, direklere, çöp kutularına ateş eden sarhoş serseriler, camiden dönen adamı görünce işi iyice abartarak onu işaret edip “acaba nişan alabilir miyiz, vurabilir miyiz?” diye aralarında iddialaştılar bile. Rivayet bu… ve içlerinden biri nişan alarak hiç çekinmeden tetiğe bastı... Sevinin alkolik kefereler, alkol seviciler, alkol bağnazları, alkol fetişistleri, alkol tapıcıları… Sevinin azgın azınlığın baskın sesleri; şimdi sevinin! Sizin adam, bizim adamı tam kafasından vurdu…


 


Camiye giden adam sabah namazından dönerken vurulduğu yerde öldü; öldüğü gün, yetim bir çocuğun babası oldu. Öbür iki alkolikten biri yani ateş eden hapse girdi. Artık ömrünün sonuna kadar ellerinden kan damlayacak. Hapisten çıktıktan sonra bir “camiye giden adam” olarak yaşasa da bu durum değişmeyecek; o kanlar damlamaya devam edecek. Tıpkı kocası öldüğü gün anne olan o kadının kanlı gözyaşlarının dinmeyeceği gibi…


 


Eğer tedbir alınmazsa alkolik keferelerin yücelttiği alkolizm, başıboşluk, sınır tanımazlık daha ciddi sonuçlar da doğuracaktır.


 


Mahalleli, “her gece benzer olaylar yaşanıyordu, bir gün birinin başına bela olacaklar diyorduk” mealinden şeyler söylüyor. Ya polisin bu ayyaşlardan hiç haberi olmadı ya da şikayetleri umursamadı.


 


Şimdi o laikçi koca keferelerden kaç tanesi bu olaydan haberdar oldu, haberdar olanlardan kaç tanesinin vicdanı(!) sızladı?


 


Bu olayın çoğu kişide ciddi bir vicdani etki yaptığına -maalesef- inanmıyorum. Münferit ve sıradan bir olay gibi değil mi? Çünkü henüz bizim başımıza gelmedi.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

29 Kasım 2010

Dini Bayramı Fırsata Çeviren Kumarcı

Bu yılki Kurban Bayramı’ndan aklımda kalan en önemli iz; kumarcıların yani haramcıların bile dini sömürmekten utanmadıkları gerçeğiydi. Demek ki, şeker toplayan çocuklar, kurban derisi toplayan misyoner vakıflar, fişleme avına çıkan odaklar gibi kumarcılar da bayramı dört gözle bekliyormuş.


 


Haram olan bir şey ile onun haram olduğuna karar veren din kurumunun bir ritüeli, nasıl bir araya getirilebildi ve kimse buna tepki göstermedi, anlamak mümkün değil. Reklam dehası veya fiyaskosu bu olsa gerek. Ama ikisi de değil; düpedüz küstahlık!


 


Aslında firmanın ismini vermek istemezdim ama bilinmesinde de fayda var. Türkiyemizin medarı iftiharı, kumar sitelerinden biri olan Oley’den bahsediyorum.


 


Oley, Doğuş Grubu’na ait bir kumar firması…


 


Bu yılki Kurban Bayramı’nı da kampanya düzenlemeden geçmemiş. Sloganı da şu: “Bayram hediyesi Oley’den!” Yuh artık! Bari dini bir bayramı kumar kampanyası düzenlemeden geçin. Biraz saygılı olun. Biraz anlayışlı olun. Bu çok mu zor?


 


Önüne gelen her fırsatta kampanya düzenlemeyi maharet sayan günümüz kapitalistleri, dini bayramları, tüketim çılgınlığının bir adım ötesine taşımayı da başardı ve bu durum benim güzel ülkemde sessizce kabullenildi. Bu günleri de gördük.


 


Evet, Müslümanlardan korkan laikçiler… Gerçekten soruyorum: Ülke nereye gidiyor?


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

29 Eylül 2008

Yeni İmar Planı ve Bir Ahlak Eleştirisi

Aslında pek yeni sayılmaz sözünü edeceğim imar planları. Yakın geçmişte de vardı; ama bu kadar yaygın değildi. Son zamanlarda bu tür imar planına sahip site ve rezidansların sayıları hızla artıyor. Bu imar planına göre sitedeki birkaç bloğun veya “U” şeklinde yapılan bir rezidansın orta yerine mutlaka bir yüzme havuzu yerleştiriliyor.



Önceden denize giden; orada, kadın-erkek, mahrem-namahrem, tanıdık-yabancı, çoluk-çocuk, evli-bekâr karışık olarak denize giren; güneşlenen, bronzlaşan insanlarımız artık bu yaşam biçimine, oturdukları yerde de sahip olmuş bulunuyor. Kimine göre böyle bir yaşam tarzının ahlak problemiyle pek ilgisi yoktur. Hatta bunun ahlak problemi olarak görülmesi ve isimlendirilmesi yobazca(!) bir düşünce olarak eleştirilebilir, Eleştiriliyor da…



-Sözüm ona- çağdaşlaşan insanın problemi olmaktan çıkmıştır ahlak düşüncesi. Onun için, bunu mezhep genişliği tabiriyle de açıklayamıyoruz. Çünkü mezhepten bahsetmek için önce bir dinden bahsetmemiz gerekiyor. İndirgemeci modernizm anlayışı dini de çoktan hayatın dışına çıkardığı için dinden de bahsedemiyoruz.



Öyle ya, kimin kimden saklayacağı neyi var? İnsan vücudunun teşhirini ayıp/günah olarak nitelendirmek dolayısıyla vücudu örtmek, saklamak, doğarken çıplak olana elbise biçip giydirmek, olsa olsa dünya nimetlerinden yeteri kadar faydalanma becerisi gösteremeyen dindar insanın niteliğidir.



Yine de anlamak mümkün değildir. Kendini dinden, mezhepten veya ahlaktan ne kadar soyutlamış olursa olsun bir insanın (özellikle bir erkeğin) eşini, evladını ve kendini başka gözlerden sakındırmayı alçaklık kompleksine, medenileşme ve modernleşme yalanına kurban etmesini anlamak mümkün değildir. Burada ilkel kıskançlıktan bahsettiğim zannedilmesin. Bu yazıyı salt dini kaygılarımın bir ürünü olarak da kaleme almıyorum. Sıkıntım, bu indirgemeci medeniyetin, modernizmin, faydacı ve zevk felsefesine dayanan yaşam biçiminin geleceğe dönük boyutlarının kimi insanlar tarafından kestirilemiyor olmasıdır.



Buradaki (havuzda, denizde) teşhirle bir sapığın parkta, kuytu bir sokakta, apartman kapısında/bodrumunda sıkıştırdığı kız/erkek çocuğuna veya yetişkin bir insana karşı uyguladığı cinsel teşhir arasında incecik bir ayrım olmasına rağmen birinin adı medeniyet, diğerinin adı sapık teşhiri oluyor. Bu da anlaşılmazdır. İnsanoğlu kendi yarattığı kaosun kurbanı olduğunun farkında değil.



Havuzu ortasında yer alan gettoların, modern klanların sayısı hızla artıyor. Onların sayısı hızla artarken aynı (belki daha fazla) oranda sapıklık, sübyancılık, tecavüz, aldatma ile ilgili şikâyetler de artıyor. Ve bunlar sadece varoşlarda değil artan bir şekilde rezidanslarda da oluyor. Öte yandan ahlak problemine inanan ve bunu mesele edinen insan sayısı ise hızla azalıyor.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: