Süleyman S. Aras
11 Kasım 2011
24 Şubat 2009
Aforizmalar III
*****
İnsan ilk neresinden çürümeye başlar? Hem çürüme derken ne kastediyoruz? Asıl görevleri, organizmanın düzenini ve yaşamasını sağlamak olan enzimlerin, organizma ölünce onu yemeye başlamasıyla oluşan bozulmayı mı kastediyoruz? Yoksa daha başka bir şeyden mi söz ediyoruz? Mesela henüz ruh çıkmamış ve beden yaşıyorken de bir tür çürümeden söz edebilir miyiz? Çürüme derken sadece organizmanın bozulmasının anlaşılması, insanoğlunun en büyük yanılgılarından biri değil midir zaten?
*****
Para ile satın alınabilecek şeylerin sayısı arttıkça insanın ve insanlığın fiyatı düşüyor! İnsanlık Değerleri Borsası hep düşüşte…
*****
İnsan bedenine ait her şey çürürken çürümeyen tek şeyin bir kemik dokusu olduğu gerçeği ne kadar da düşündürücü… Kim, o kemik dokusu yerine kalbini tercih etmezdi ki? Yeniden filizlenmenin tohumunun bir kemik dokusuna gizlenmesi, kalbin tercih edilmemesi ne anlama gelebilir? Kalbin, herkeste aynı işlevi görmüyor ve aynı sonuçları vermiyor olması sebeplerden biri olabilir mi?
Süleyman S. Aras
Aforizmalar III
*****
İnsan ilk neresinden çürümeye başlar? Hem çürüme derken ne kastediyoruz? Asıl görevleri, organizmanın düzenini ve yaşamasını sağlamak olan enzimlerin, organizma ölünce onu yemeye başlamasıyla oluşan bozulmayı mı kastediyoruz? Yoksa daha başka bir şeyden mi söz ediyoruz? Mesela henüz ruh çıkmamış ve beden yaşıyorken de bir tür çürümeden söz edebilir miyiz? Çürüme derken sadece organizmanın bozulmasının anlaşılması, insanoğlunun en büyük yanılgılarından biri değil midir zaten?
*****
Para ile satın alınabilecek şeylerin sayısı arttıkça insanın ve insanlığın fiyatı düşüyor! İnsanlık Değerleri Borsası hep düşüşte…
*****
İnsan bedenine ait her şey çürürken çürümeyen tek şeyin bir kemik dokusu olduğu gerçeği ne kadar da düşündürücü… Kim, o kemik dokusu yerine kalbini tercih etmezdi ki? Yeniden filizlenmenin tohumunun bir kemik dokusuna gizlenmesi, kalbin tercih edilmemesi ne anlama gelebilir? Kalbin, herkeste aynı işlevi görmüyor ve aynı sonuçları vermiyor olması sebeplerden biri olabilir mi?
Süleyman S. Aras
22 Aralık 2008
Yazan: Süleyman Aras
Etiketler: Aforizmalar, eski kafa aforizmalar, ilk aşık, ilk katil
4 yorum
Aforizmalar II
Size başkasına ait bir sırrı vermek isteyenlerden koşarak kaçın; kendi sırrını vermek isteyenlere mani olun; sizden sır isteyenlere ise sadece “ben Muhammed’ül-Emin’in ümmetiyim” deyin.
*****
Eğer “kara toprak” nemli olmasaydı artık ceset olan hiçbir beden çürümezdi. Sanki toprak ana, tohumunu meydana getirdiği ve kollarında çürüyecek olan her yavrusuna peşinen ağlamış gibidir. Böyle olmakla beraber onunki timsah gözyaşları değildir. O, ilahi kaderi uygulamakla yükümlüdür ve bağrına taş basarak çürütme emrini infaz eder. Dolayısıyla biz evlatlarının ona gönül koyma hakkı yoktur. Dünya üzerinde ender insanlardan biri bu sırra vakıf olarak “Benim sadık yârim kara topraktır” diyebilmiştir.
*****
Biri erkek biri dişi iki güvercin yan yana yürürken onlara dikkatli bakarsan birbirlerine sevdalı olup olmadıklarını çok rahat anlayabilirsin. Onlar bu duygularını asla gizlemezler. Diğer canlılar için de bu böyledir. Ve fakat insanın dişisi öyle bir varlıktır ki, bu duygusunu asla göstermez. Yanında yürüyen erkeğinin cevaplar arayan düşünceli hali işte bundandır.
*****
Kabil, “ilk katil” olduğu kadar “ilk âşık”tır da… Aşk evrenin mayası olmasına ve aşkı ilk olarak Kabil keşfetmesine rağmen Allah nezdinde bunun hiçbir kıymeti harbisi yoktu. Dolayısıyla Kabil kurtuluşa erenlerden olamadı. Çünkü o, çok iyi bir aracı -yani aşkı- çok kötü amacı için kullanmak istedi. Ve bu yüzdendir ki, o ancak katillerin piridir; âşıkların değil… Böylece o, “ilk âşık” unvanını da hak ederek değil gasp ederek almıştır.
*****
İnsanlar neden sır taşıyamazlar? Sırrı “yayarak” değil de “saklayarak” taşımak çok ağır olduğundan mıdır? Sırrın yükü, sırrı izhar etmenin utancından daha mı ağırdır?
Süleyman S. Aras
Aforizmalar II
*****
Eğer “kara toprak” nemli olmasaydı artık ceset olan hiçbir beden çürümezdi. Sanki toprak ana, tohumunu meydana getirdiği ve kollarında çürüyecek olan her yavrusuna peşinen ağlamış gibidir. Böyle olmakla beraber onunki timsah gözyaşları değildir. O, ilahi kaderi uygulamakla yükümlüdür ve bağrına taş basarak çürütme emrini infaz eder. Dolayısıyla biz evlatlarının ona gönül koyma hakkı yoktur. Dünya üzerinde ender insanlardan biri bu sırra vakıf olarak “Benim sadık yârim kara topraktır” diyebilmiştir.
*****
Biri erkek biri dişi iki fil yan yana yürürken onlara dikkatli bakarsan birbirlerine sevdalı olup olmadıklarını çok rahat anlayabilirsin. Onlar bu duygularını asla gizlemezler. Diğer canlılar için de bu böyledir. Ve fakat insanın dişisi öyle bir varlıktır ki, bu duygusunu asla göstermez. Yanında yürüyen erkeğinin cevaplar arayan düşünceli hali işte bundandır.
*****
Kabil, “ilk katil” olduğu kadar “ilk âşık”tır da… Aşk evrenin mayası olmasına ve aşkı ilk olarak Kabil keşfetmesine rağmen Allah nezdinde bunun hiçbir kıymeti harbisi yoktu. Dolayısıyla Kabil kurtuluşa erenlerden olamadı. Çünkü o, çok iyi bir aracı -yani aşkı- çok kötü amacı için kullanmak istedi. Ve bu yüzdendir ki, o ancak katillerin piridir; âşıkların değil… Böylece o, “ilk âşık” unvanını da hak ederek değil gasp ederek almıştır.
*****
İnsanlar neden sır taşıyamazlar? Sırrı “yayarak” değil de “saklayarak” taşımak çok ağır olduğundan mıdır? Sırrın yükü, sırrı izhar etmenin utancından daha mı ağırdır?
Süleyman S. Aras
24 Eylül 2008
Evrende Bir Nokta
Samanyolu galaksisi bile koskoca (veya sonsuz ki, doğrusu budur) evrende küçücük bir nokta değerinde iken, insanın kendini evrende bir nokta olarak görmesi, tanımlaması ve lanse etmesi bir parça küstahlık değil midir? İnsan olarak yaratılmış olmak ve öylece taltif edilmiş bulunmak (belki hazıra konmak yani tercihte bulunma hakkı bile olmadığı halde insan olmak) mıdır, engin doyumsuzluğumuzun ve kibrimizin müsebbibi? Değilse nedir?
Süleyman S. Aras
Evrende Bir Nokta
Samanyolu galaksisi bile koskoca (veya sonsuz) evrende küçücük bir nokta değerinde iken, insanın kendini evrende bir nokta olarak görmesi, tanımlaması ve lanse etmesi bir parça küstahlık değil midir? İnsan olarak yaratılmış olmak ve öylece taltif edilmiş bulunmak (belki hazıra konmak yani tercihte bulunma hakkı bile olmadığı halde insan olmak) mıdır bizim engin doyumsuzluğumuzun müsebbibi? Değilse nedir?Süleyman S. Aras
1 Ocak 2008
Yazan: Süleyman Aras
Etiketler: Aforizmalar, e. m. cioran aforizma, güzel sözler, özlü sözler
Hiç yorum yok
Aforizmalar I
Eğer dünyayı çocuklar yönetseydi, en azından geceleri savaş olmazdı. Akşam olunca usul usul evlerine çekilmeleri yok mu?
*****
Turgenyev: “Hiçbir şey geç gelen saadetten daha rencide edici olamaz.”
*****
Ben, mutsuzluğunun farkına vararak, değişmezliğini özümseyerek mutluluğu bulmuş biriyim. Artık mutsuz olmama imkân yok!
*****
İnsan, ancak yaşamaktan vazgeçtiğinde ölür.
*****
E. M. Cioran: “Bir tek iyimserler intihar eder; artık iyimser olamayan iyimserler… Diğerlerinin hiçbir yaşama nedenleri olmadığına göre niçin bir ölme nedenleri olsun ki?”
*****
Kontrolden çıkan tüm “şey”lerden kurtulmak gerekir. Bir uzvunuz da olsa onu kesip atmalısınız. Yoksa -önünde sonunda- sizi de her “şey”inizle kontrolden çıkaracaktır.
*****
Biyolojik evrim aslında hiç gerçekleşmemiş olsa da bu teoriyi tüm kafalardan silmek imkânsızdır. Çünkü gerçekte olmasa da kafalarda olmuş ve bitmiştir. Yoksa evrim, hayvanlaşma eğilimindeki insanın kuruntusundan başka bir şey değildir.
*****
Mevlana: “Su ateşe galiptir, ancak bir kaba girerse ateş o suyu kaynatır, yok eder”
*****
Zamanın değişmesi, güneş saatinden otomatik saate ondan da dijital saate geçiş kadar dar bir çerçevede yaşanmıştır. Esas değişen insandır; ama o hep zamanı suçlar.
*****
Tüm sevgililere zamanında ve yeterince sarılmak… Bir gün, sevgili, sadece kefene sarıldığında, gözyaşlarıyla gizlenen kıskançlık krizleri hiçbir şeye yaramayacaktır: "Sevgiliyi kefenden bile kıskanmak" melânkolisi...
*****
Hz. Ömer: “İnandığı gibi yaşamayan yaşadığı gibi inanmaya başlar.”
*****
Yaşamak; her gece, saat yarım sularındayken o gün de ölmemiş olmanın hüznü ile bir Fatiha daha okuyabilmenin tesellisinin tuhaf karşılaşması.
Süleyman S. Aras
28 Haziran 2005
Aforizmalar I
*****
Turgenyev: “Hiçbir şey geç gelen saadetten daha rencide edici olamaz.”
*****
Ben, mutsuzluğunun farkına vararak, değişmezliğini özümseyerek mutluluğu bulmuş biriyim. Artık mutsuz olmama imkân yok!
*****
İnsan, ancak yaşamaktan vazgeçtiğinde ölür.
*****
E. M. Cioran: “Bir tek iyimserler intihar eder; artık iyimser olamayan iyimserler… Diğerlerinin hiçbir yaşama nedenleri olmadığına göre niçin bir ölme nedenleri olsun ki?”
*****
Kontrolden çıkan tüm “şey”lerden kurtulmak gerekir. Bir uzvunuz da olsa onu kesip atmalısınız. Yoksa -önünde sonunda- sizi de her “şey”inizle kontrolden çıkaracaktır.
*****
Biyolojik evrim aslında hiç gerçekleşmemiş olsa da bu teoriyi tüm kafalardan silmek imkânsızdır. Çünkü gerçekte olmasa da kafalarda olmuş ve bitmiştir. Yoksa evrim, hayvanlaşma eğilimindeki insanın kuruntusundan başka bir şey değildir.
*****
Mevlana: “Su ateşe galiptir, ancak bir kaba girerse ateş o suyu kaynatır, yok eder”
*****
Zamanın değişmesi, güneş saatinden otomatik saate ondan da dijital saate geçiş kadar dar bir çerçevede yaşanmıştır. Esas değişen insandır; ama o hep zamanı suçlar.
*****
Tüm sevgililere zamanında ve yeterince sarılmak… Bir gün, sevgili, sadece kefene sarıldığında, gözyaşlarıyla gizlenen kıskançlık krizleri hiçbir şeye yaramayacaktır: "Sevgiliyi kefenden bile kıskanmak" melânkolisi...
*****
Hz. Ömer: “İnandığı gibi yaşamayan yaşadığı gibi inanmaya başlar.”
*****
Yaşamak; her gece, saat yarım sularındayken o gün de ölmemiş olmanın hüznü ile bir Fatiha daha okuyabilmenin tesellisinin tuhaf karşılaşması.
Süleyman Aras