Haber/Etkinlik/Duyuru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haber/Etkinlik/Duyuru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2012

Antikapitalist Müslüman Gençlik Tutar mı?


Yaklaşan 1 Mayıs, bizi yeni bir oluşum veya hareketle tanıştırdı: Antikapitalist Müslüman Gençlik… Şimdilik 30-40 kişi… Sosyal medyada ise yaklaşık 1000 takipçi veya sempatizandan söz ediliyor.

Bu grup son günlerde medyada epey haber oluyor, sanırım -haklı olarak- bunun keyfini de sürüyorlardır. Şöhret merdiveninin ilk basamağındalar ve ilk sınavları da bu yılki 1 Mayıs… 1 Mayısta Fatih Cami’sinde eda edecekleri gıyabi cenaze namazının ardından Taksim Meydanı’na çıkıp emekçilere destek vereceklermiş. Hadi hayırlısı.

İşin bu kısmı ve grubun gerçek derdi önümüzdeki günlerde de tartışılır; fotoğraf daha da netleşir. Gerekirse biz de yeniden değerlendiririz. Bahsin bu kısmını geçelim.

Oldum olası, “Müslüman” kelimesinin önüne ve arkasına, çeşitli doktrinlerin isimlerinin getirilmesine ve İslam ile -hangisiyse artık- başka bir dünyasal doktrinin uzlaştırılması (uzlaştırılmaya çalışılması) çabalarını anlamakta güçlük çekiyorum. Çoğunu da kötü niyetli girişimler olarak değerlendiriyorum.

Feminist Müslümanlar, Müslüman Kalvinistler, Tekbir Giyim örneğinde İslâmi defileler, Âlâ örneğinde Müslüman’ca magazin, kimi İslâmi çevrelerce evrim teorisine karşı duyulan derin hayranlık vs.

Hakeza, Numan Kurtulmuş, SP’den ayrılıp Has Parti’yi kurunca, parti, bir kısım çevrelerce “İslâmi bir sosyal demokrat parti” hüviyetinde lanse edildi. -En azından gelecekte- CHP’yi zorlayacağı savunuldu. Tutmadı. Örnekler çok, saymaya gerek yok!

Bu örneklerden yola çıkarak merakımı biraz olsun gidersem de sormadan edemiyorum: Antikapitalist Müslüman Gençlik tutar mı veya tutarlı mı? Bunu zaman gösterecek.

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş:

8 Mart 2012

Alo Fetva Hattı Yenilenerek Hizmete Girdi

Diyanet İşleri Başkanlığı, vatandaşlardan gelen yoğun talebe daha hızlı cevap verebilmek amacıyla Dini Danışma Hattı’nı yeniledi. “Alo 190 Dini Danışma” olarak yeniden düzenlenen hatta yurt içinden ve cep telefonlarından ücretsiz olarak ulaşılabilecek.

Diyanet İşleri Başkanlığının dini soruları cevaplandırmak üzere kurduğu 444 1 789 numaralı fetva hattında değişikliğe gidildi. Vatandaşlardan gelen yoğun talebe daha hızlı cevap verebilmek ve daha geniş toplum kesimlerine ücretsiz olarak ulaşabilmek amacıyla oluşturulan Dini Danışma Hattı’nın yeni numarası “190” olarak belirlendi.

Sabit ve cep telefonlarından 190 numarasını çevirerek, bulundukları şehrin il müftülüğüne bağlanacak olan vatandaşlar, müftülüklerde bulunan “Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonu” üyelerine sorularını yöneltebilecek.

Hizmet güzel; ücretsiz olması daha da güzel… Allah muvaffak etsin.

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş:

25 Aralık 2011

Türkiye’ye Vize Uygulamayan Ülkeler

Türkiye'nin son zamanlarda yürüttüğü başarılı diplomatik atak ve komşularla sıfır problem politikasından sonra birçok ülke, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına uyguladığı vize uygulamasını kaldırdı. Görüşmeler ve anlaşmalar çerçevesinde, vize uygulamasına, karşılıklı olarak son verilen ülke sayısı giderek artacak gibi görünüyor.

İşte Türkiye’ye vize uygulamayan ülkeler (liste alfabetik olarak hazırlandı. Vize uygulamasına son verilen başka ülkeler oldukça bu listeye eklenecektir):

Antigua-Barbuda, Arjantin, Arnavutluk, Bahamalar, Barbados, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Ekvador, El Salvador, Fas, Fiji, Filipinler, Guatemala, Güney Afrika Cumhuriyeti, Gürcistan, Haiti, Hırvatistan, Honduras, Hong Kong, İran, Jamaika, Japonya, Karadağ, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kolombiya, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), Kosova, Kosta Rika, Libya, Lübnan, Makau Özel İdare Bölgesi, Makedonya, Maldivler, Malezya, Mauritus, Nikaragua, Pakistan, Palau Cumhuriyeti, Paraguay, Rusya, St. Vincent-Grenadines, Singapur, Solomon Adaları, Sri Lanka, Suriye, Svaziland, Şili, Tanzanya, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Uruguay, Ukrayna, Ürdün, Venezuela, Vatikan, Katar, Kamerun, Yemen

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş:

1 Aralık 2011

YÖK Katsayıyı Tamamen Kaldırdı

28 Şubat sürecinin uygulamalarından olan ve sırf İmam Hatipliler, İlahiyat Fakültesi dışında bir bölüm okuyamasın diye icat edilen ama tüm meslek liselileri, üniversiteye girişte geri bırakan katsayı uygulaması tamamen kaldırıldı. Anadolu Ajansı’nın haberine göre, YÖK Genel Kurulu'nda alınan kararın ayrıntısı şöyle:

 

YÖK Genel Kurulu'nda üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulamasının kaldırılması kararlaştırıldı. YÖK Genel Kurulu'nda alınan kararla, üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulamasının ''kaldırıldığı'' bildirildi.

 

YÖK Genel Kurulu, Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan başkanlığında dün (30.11.2011) toplandı. Halen devam eden toplantıdan sürpriz bir karar çıktı. Yetkililerden edinilen bilgiye göre, toplantıda üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulaması ele alındı. Katsayı uygulamasının her aday için 0.12 olarak belirlendiği, sınava giren adaylar arasında fark kalmadığı için katsayının fiilen kaldırılmış olduğu kaydedildi.

 

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun ''Yükseköğretime Giriş'' maddesinde, ''Mesleğe yönelik programlar uygulayan liselerin mezunları, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek aynı alanda bir yükseköğretim kurumuna girerken, başarı notları ayrıca tespit edilecek bir katsayı ile çarpılmak suretiyle değerlendirilerek giriş sınavı puanlarına eklenir'' hükmü yer alıyor.

 

Mevcut uygulamada, üniversiteye giriş sınavında öğrencilerin yerleştirme puanları hesaplanırken kendi alanıyla ilgili program tercihinde Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanları (AOBP) 0,15 katsayısıyla, alan dışı tercihte ise 0,12 katsayısıyla çarpılıyordu.

 

Toplantıda ayrıca, Rize Üniversitesi'nin adının, ''Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'' olarak değiştirilmesi de kararlaştırıldı.

 

Öte yandan, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın görev süresi 10 Aralık 2011 tarihinde sona erecek.

 

Haber bu, Yusuf Ziya Hoca giderayak hayırlı bir işe imza attı. Katsayı zulmünü tamamen bitirdi. Daha önce katsayı ile ilgili çeşitli girişimler olmuş, YÖK tarafından alınan kararlar mahkeme kapsından dönmüştü.

 

Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

28 Haziran 2011

Gariplikler Pusulası

            12 Haziran seçimlerinden dolayı siyasete bulaşıp yorulduğumuz -aslında kirlendiğimiz- ve uzun bir soluklanmaya ihtiyaç duyduğumuz günlerin ardından, bir kitap tanıtımıyla ‘Bismillah…’ diyerek yeniden huzurlarınızdayız.


 


Değerli dostum Ahmet Ay, ilk kitabı “Şeytanla Satranç”tan sonra ikinci kitabı “Gariplikler Pusulası” ile okurlarına yeniden ‘merhaba’ diyor. Ahmet kardeşime başarılar dileyerek sizi, kitabın tanıtım yazısıyla baş başa bırakıyorum:


 


‘Bu romanın kahramanı da, tıpkı sizler gibi, kendi serüvenini yaşıyor. Kendi ruhunu, kendi ömür seferinde keşfe çıkıyor. Fakat onun hali bir garip... Kavgası, öfkesi, sevmesi, özlemesi bir garip... Ve her nedense, tüm gariplikler de gelip onu buluyor.


 


Bu yönüyle o, varlığını, “gariplikleri gösterir bir pusula” şeklinde tarif ediyor. Aşka, entrikaya, hakikate, varlığa ve insana dair her ne varsa... Onlardaki gariplikleri bulup çıkaran bir pusula... Unutmayalım, her hayat bir serüvendir. Ve her serüven; sürprizlere, aşklara, uyanışlara ve sıra dışılıklara gebedir...’


 


Gariplikler Pusulası” kitabını incelemek ve satın almak için lütfen tıklayınız.


 


 Süleyman S. Aras             

Bu yazıyı paylaş:

11 Aralık 2009

Ulusal Hastalığımız: Önyargı

Türkiye çok renkli ve çok sesli bir ülke… Türkiye’nin bu çok renkliliği ve çok sesliliği beraberinde bazı sorunlar da getiriyor. Maalesef çoğu insanın tahammül, empati, diyalog duyguları yeterince gelişmemiş. İnsanlar birbirlerini kulaktan dolma bilgiler, önyargılar doğrultusunda veya görmek istediği gibi görüyor.

Yakın zamanda bunu bariz örneklerinden birine şahit oldum. Marmara FM’in Genel Yayın Yönetmenliğini yapan, aynı zamanda Haber7.com’da yazılar yazan Esra Elönü, Haber Türk TV’de Hülya Avşar Soruyor programına konuk olmuştu. Programda, Sisi’nin kankası Ergenekon yaftalısı Nurseli İdiz de vardı. Bir anlamda, Hülya Avşar ve Nurseli İdiz, Esra Elönü’yü çapraza almışlardı.

Programda birçok şey konuşuldu, magazinsel konulara da girildi. Bu kısımlar o kadar da önemli değildi bana göre. Programda en çok dikkatimi çeken şey, aslında gündemin tam ortasında olan insanların bile çoğu şeyden aslında haberdar olmadıkları gerçeğiydi. Onlar konuşup yazdıklarında her şeyi bildiklerine veya olaylara ve gündeme tamamen hâkim olduklarına dair bir inanç beliriyor içimizde. Aslında öyle değilmiş!

Esra Elönü’nün eğitim geçmişi konuşulup İmam-Hatip mezunu olduğu öğrenilince (ki biliniyordu; Ayşe Arman, Elönü ile röportaj yapmıştı, Avşar da bu röportajdan dolayı Elönü’yü programına davet etmişti) İmam-Hatip’te hangi dersleri okuduğu soruldu. Elönü de İmam-Hatip müfredatının yanı sıra Türkçe, Matematik, Tarih, Yabancı Dil, Coğrafya ve Fen Dersleri okutulduğunu söyleyince hem Avşar hem İdiz oldukça şaşırdı. Emin olmak için gerçekten bu derslerin İmam-Hatip Liselerinde okutulup okutulmadığını sordular. İlginç! Çok ilginç! Hâlbuki bilmeleri gerekirdi… Neden mi? Nedenini söyleyeyim.

Eğer bir şeye karşı iseniz veya onunla ilgili yargılarınız varsa bunun sağlam dayanakları olması gerekiyor. “Yargı” ile “önyargı” arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Avşar’ın, İdiz’in ve İmam-Hatip Liselerine karşı olan diğer zevatın bu okulları nasıl bildiği veya algıladığı ortada. Yani yanlış biliyorlar, önyargılı bakıyorlar, araştırmaya ve kapısını açıp içine girmeye, görmeye, tanımaya, anlamaya, iletişim kurmaya tenezzül etmeden Reha Muhtar gibi Atina’dan bildiriyorlar.

Peki, neden karşısınız? Somut bir cevap yok. Yalanlar, önyargılar ve korkular üzerine kurulu endişelerle nereye varılabilir? Bize, toplum olarak, her şeyden çok iyimserlik ve iyi niyet lazımdır.

Şimdi, “YÖK’ün katsayı kararını iptal eden Danıştay’ın İmam-Hatip Liseleri ve diğer meslek liseleri ile ilgili gerçekten elle tutulur bilgisi var mıdır?” sorusunu da buradan sormak istiyorum. Kendi adıma cevabım: Hiç sanmıyorum!

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

17 Kasım 2009

Mucahit.net Kimin Sitesi Dersiniz?


İnternette araştırma yaparken denk geldim. http://www.mucahit.net/ diye bir site var. Merak edip girdim. Site TSK’ya ait çıktı. Şok olmadım; ama çok şaşırdım.

 

Siteyi gayri resmi bir site sanmayın. Hani geçen gün medyaya yansıyan ve Genelkurmay’ın da itiraf edip “kurduk ve işlettik” dediği ve biz (kamuoyu) duyana kadar gizli kalan gayri resmi sitelerden biri değil mucahit.net, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yerleşik olan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın resmi internet sitesi…

 

Mücahit: Dilimize Arapçadan geçen bu kelime ‘Allah yolunda cihat eden’ anlamına geliyor. Hadi daha dar anlamda ele alalım. ‘Cihat eden…’ Şaşırmamın sebebi bu! TSK ve cihat… Çok ilginç bir kombinasyon oluşturuyor.

 

Her ne kadar TSK, her fırsatta “bizi din düşmanı gibi göstermek isteyenler var; biz din düşmanı değiliz” diye beyanat verse ve ben de öyle olmalarını umsam da TSK’nın cihat ve mücahit gibi kelimelere oldukça mesafeli olduğunu biliyorum.

 

Başka bir yazımda da değindiğim gibi TSK’yı anlamak gerçekten zor vesselam…

 

 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Mucahit.net Kimin Sitesi Dersiniz?

İnternette araştırma yaparken denk geldim. http://www.mucahit.net/ diye bir site var. Merak edip girdim. Site TSK’ya ait çıktı. Şok olmadım; ama çok şaşırdım.

Siteyi gayri resmi bir site sanmayın. Hani geçen gün medyaya yansıyan ve Genelkurmay’ın da itiraf edip “kurduk ve işlettik” dediği ve biz (kamuoyu) duyana kadar gizli kalan gayri resmi sitelerden biri değil mucahit.net, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yerleşik olan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın resmi internet sitesi…

Mücahit: Dilimize Arapçadan geçen bu kelime ‘Allah yolunda cihat eden’ anlamına geliyor. Hadi daha dar anlamda ele alalım. ‘Cihat eden…’ Şaşırmamın sebebi bu! TSK ve cihat… Çok ilginç bir kombinasyon oluşturuyor.

Her ne kadar TSK, her fırsatta “bizi din düşmanı gibi göstermek isteyenler var; biz din düşmanı değiliz” diye beyanat verse ve ben de öyle olmalarını umsam da TSK’nın cihat ve mücahit gibi kelimelere oldukça mesafeli olduğunu biliyorum.

Başka bir yazımda da değindiğim gibi TSK’yı anlamak gerçekten zor vesselam…

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

25 Nisan 2009

Yalnız Adam ve Harika Blogu

Ona söz verdim. Dedim ki, “blogun henüz yeni, en az 15-20 yazılık bir içerik oluşturduğunda blogunla ilgili bir yazı yazacağım.” Şimdi o sözümü yerine getiriyorum. Aslında blogumun hitinin düşük olmasından dolayı bu tanıtım yazısının ne kadar fayda getireceği konusunda da ciddi şüphelerim yok değil.



Mustafa Albayrak… Genç ve yeni bir blog yazarı… “Genç” ve “yeni” dediğime bakmayın! Yazımın başlığında da yer aldığı gibi blogu için “harika” kelimesinden başka bir sıfat bulamadım.



O, bloguna “Ylnz Adam” ismini vermiş. Benim bunu “Yalnız Adam” olarak açmama inşallah itiraz etmez. Çünkü tam anlamıyla bir “yalnız adam” kalemine sahip ve o kadar tatlı, akıcı, doyurucu ve edebiyat kokulu yazılara imza attı ki, neler vaat ettiğini kestirmek zor değil. Ben, onun yazılarını okuduğumda, suskunluğun yazı ile de ifade edilebileceği hissine kapılmadan edemiyorum. Onun yazılarında dertleri, söyleyecek sözleri, paylaşacak hisleri olup da bunları kelimelere dökemeyerek sadece susan, susmak zorunda kalan insanların suskunluklarının tercümelerini okuyorum yani.



Mustafa Albayrak’a bu güzel blogu blok küreye kazandırdığı için teşekkür ediyor ve o güzel yazılarının devamını diliyorum. Sizlere de -blog yazarı ve okuru herkese- mutlaka tanışmanız gereken bir blog olan “Ylnz Adam” ile tanışmakta geç kalmamanızı öneriyorum.



Ek: Mustafa Albayrak'ın adresinin uzun bir süreden beri kapalı olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Sebebini bilmiyorum ama Mustafa Albayrak artık bloglamıyor. [02.05.2011]



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Yalnız Adam ve Harika Blogu

Ona söz verdim. Dedim ki, “blogun henüz yeni, en az 15-20 yazılık bir içerik oluşturduğunda blogunla ilgili bir yazı yazacağım.” Şimdi o sözümü yerine getiriyorum. Aslında blogumun hitinin düşük olmasından dolayı bu tanıtım yazısının ne kadar fayda getireceği konusunda da ciddi şüphelerim yok değil.

Mustafa Albayrak… Genç ve yeni bir blog yazarı… “Genç” ve “yeni” dediğime bakmayın! Yazımın başlığında da yer aldığı gibi blogu için “harika” kelimesinden başka bir sıfat bulamadım.

O, bloguna “Ylnz Adam” ismini vermiş. Benim bunu “Yalnız Adam” olarak açmama inşallah itiraz etmez. Çünkü tam anlamıyla bir “yalnız adam” kalemine sahip ve o kadar tatlı, akıcı, doyurucu ve edebiyat kokulu yazılara imza attı ki, neler vaat ettiğini kestirmek zor değil. Ben, onun yazılarını okuduğumda, suskunluğun yazı ile de ifade edilebileceği hissine kapılmadan edemiyorum. Onun yazılarında dertleri, söyleyecek sözleri, paylaşacak hisleri olup da bunları kelimelere dökemeyerek sadece susan, susmak zorunda kalan insanların suskunluklarının tercümelerini okuyorum yani.

Mustafa Albayrak’a bu güzel blogu blok küreye kazandırdığı için teşekkür ediyor ve o güzel yazılarının devamını diliyorum. Sizlere de -blog yazarı ve okuru herkese- mutlaka tanışmanız gereken bir blog olan “Ylnz Adam” ile tanışmakta geç kalmamanızı öneriyorum.

http://ylnzadam.comze.com/wordpress/

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

11 Nisan 2009

2009 Blog Ödülleri

Blog Ödülleri yarışmasının ilki geçen yıl düzenlenmişti. Henüz bir yılını bile doldurmamış bir blog olarak o yarışmaya da katılmıştık. Her kategoride ilk üçe giren blogları görmüş ve sahiplerini de daha yakından tanıma fırsatı bulmuştuk.


 
Geçen yılki yarışmaya Blogcu üzerinde yayın yapan ve “UMUT” ismini taşıyan blogumuzla katılmıştık ve ödül töreni ile aynı gün gerçekleşen Blog Konferansı’nda, birçok blog yazarıyla tanışma şansımız olmuştu.


 
Blogumuzu, Blogcu’dan Blogger’a taşıyınca ismini de değiştirerek “Bu Köyün Yabancısı” koyduk ve bu yılki Blog Ödülleri’nde de geçen yıl olduğu gibi Haber-Gündem kategorisinde yarışıyoruz. Blogumuz Haber-Gündem kategorisindeki “Yorum” alt başlığına daha uygun bir blog…


 
Bu bağlamda, sürekli takip eden arkadaşlardan ve blogumuzla ilk defa karşılaşan internet müdavimlerinden, yarışmaya katılan bir blog olarak oy istemek nasıl olsa ayıp da değil dilencilik de değil diye düşünerek oy istiyoruz. İnternette bu tür aktivitelere zaman ayırıyorsanız sizin oylarınızı hak eden bir blog olduğumuzu düşündüğümüz için bunu yapıyoruz.


 
Blog Ödülleri sitesindeki Haber-Gündem kategorisinde “Bu Köyün Yabancısı Blog” var… Yani oylarınızı bekliyoruz.


 
Oy verene de vermeyene de şimdiden teşekkürler…


 
Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

2009 Blog Ödüllerinde Oylama Başladı… Bu Köyün Yabancısı Blogu Unutmayın!

Blog Ödülleri yarışmasının ilki geçen yıl düzenlenmişti. Henüz bir yılını bile doldurmamış bir blog olarak o yarışmaya da katılmıştık. Her kategoride ilk üçe giren blogları görmüş ve sahiplerini de daha yakından tanıma fırsatı bulmuştuk.

Geçen yılki yarışmaya Blogcu üzerinde yayın yapan ve “UMUT” ismini taşıyan blogumuzla katılmıştık ve ödül töreni ile aynı gün gerçekleşen Blog Konferansı’nda, birçok blog yazarıyla tanışma şansımız olmuştu.

Blogumuzu, Blogcu’dan Blogger’a taşıyınca ismini de değiştirerek “Bu Köyün Yabancısı” koyduk ve bu yılki Blog Ödülleri’nde de geçen yıl olduğu gibi Haber-Gündem kategorisinde yarışıyoruz. Blogumuz Haber-Gündem kategorisindeki “Yorum” alt başlığına daha uygun bir blog…

Bu bağlamda, sürekli takip eden arkadaşlardan ve blogumuzla ilk defa karşılaşan internet müdavimlerinden, yarışmaya katılan bir blog olarak oy istemek nasıl olsa ayıp da değil dilencilik de değil diye düşünerek oy istiyoruz. İnternette bu tür aktivitelere zaman ayırıyorsanız sizin oylarınızı hak eden bir blog olduğumuzu düşündüğümüz için bunu yapıyoruz.

Blog Ödülleri sitesindeki Haber-Gündem kategorisinde “Bu Köyün Yabancısı Blog” var… Ben gördüm. :) Israrla ve itinayla ara, bul ve oyunu kullan…

> Oy vermek için BURAYA hafifçe tıkla…
> Blog Ödülleri Ana Sayfaya BURADAN kestirme git…

Oy verene de vermeyene de şimdiden teşekkürler…

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

5 Ocak 2009

Filistin İçin Bir Cümle Kur!

Sanırım, az sonra (ama bana göre) blogkürenin en anlamlı mimine imza atmış olacağım. Bu mimin benim için ayrı bir önemi daha var. O da ilk defa bir mimi ben başlatmış olacağım.



Mim kısa, amacı kutsal denebilecek kadar önemli! Malum, son günlerde Gazze özelinde olsa da Filistin uzun yıllardan beri içimizde kanayan yaradır. İhmalimizden sarmadığımız, saramadığımız bir yara… Bütün Müslümanların yüz karası bir yara!



Gelin bugün Gazze için, Filistin için, kendimiz için bir cümle kuralım. Bu cümle, bizim belki en uzun belki de en kısa cümlemiz olacak. Kimimizin son cümlesi de olabilir. Ancak bu cümlemiz hayatımızın en güzel ve en anlamlı ve hatta en ağır cümlelerinden birisi olsun lütfen. Bu cümleyi bir yazı ve şiir ile kurabileceğimiz gibi bir fotoğraf veya bir karikatür ile de kurabiliriz. Çünkü bazen sözler yetmeyebiliyor.



Ne olur, bu mimi ihmal etmeyin ve en az 3 kişiye gönderin.



Benim cümlem: Ey Filistinli çocuk, sen her öldürüldüğünde… Ey Filistinli kadın, sen her hor görüldüğünde… Ey Filistinli kardeşim, senin başın taşla her ezildiğinde… Ey Filistin, sen Siyonist Yahudi tarafından her kirletildiğinde ve adım adım yok edildiğinde, bize, tüm bunların, ‘Arapların Osmanlıya ihanetinin bir sonucu olduğunu’ söyleyerek bizi bununla pasifize (hatta size düşman) edip çoğumuzun, sizin için suskun şeytanlar olmamızı sağlayanlar, biliyorum ki dünyanın diğer Müslümanlarını da çeşitli yalanlarla kandırıp birer vicdansız umursamazlar olarak sizin karşınıza diktiler ki, yılbaşı gecesi, gerdanını kıvırarak dans eden çıplak yosma ile kurşunu alnının ortasından yiyerek kıvrıla kıvrıla yere düşen Filistinli çocuğu aynı duygu ya da duygusuzlukla izleyelim ve diyelim ki: “Elhamdülillah, Müslüman’ım!”



Bu mimi okuyan herkesle birlikte Nahnu, Tabuhan, Recep Hilmi Tufan, Çilekli Hanım, Veysel Tuna, Yevmiye Defteri, Tuncel Ergün, BloggErdal, Merak Ettim de ve İlham Perisi Hanım’a büyük umutlarla gönderiyorum.


 



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

19 Aralık 2008

Kemalistler Türbandan Ürküyor

18 Aralık 2008 Cihan (CHA)



Gazeteci yazar Taha Akyol, Kemalistlerin, Atatürkçülüğü "siyasî bir itikat" ve "seküler bir din" haline getirdiğine dikkat çekiyor. Akyol, Kemalistlerin türbandan ürktüklerini ve bunun ardındaki en önemli sebeplerden birisinin Atatürkçülüğü siyasi bir itikat haline getirmeleri olduğunu dile getiriyor.



Taha Akyol, Nesil Yayınları arasında çıkan "Modernleşme Sürecinde Türban" isimli kitabında türban ve modernleşme konusunda çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. Akyol'a göre Türkiye'de, tarihte yaşanmayacak seviyede modernleşme işlevini yapacak sivil bir girişimci orta sınıf teşekkül etmiş durumda. Bu orta sınıf, halkın içinden geldiği için halkın değerlerini asla dışlamıyor ve bu değerlerin yabancısı değil. Akyol bu kesimin halkın değeri olan tesettürle birlikte geldiğini söylüyor. Akyol kitabında tesettür ile ilgili düşüncelerini şöyle sürdürüyor: "Ancak bu tesettür köylünün ya da mahallelinin tesettürü değil. Daha modernize edilmiş, başını örteni daha şık gösterecek, kendi beklentisine göre toplumda daha saygın görülecek, 'Bir köylü gibi duruyor' dedirtmeyecek bir tesettür."



Gazeteci Akyol görüşlerini tarihten bazı örnekler eşliğinde sunuyor. "Bizim tarihimizde çeşitli kıyafetler vardır. Çok güzeldir bunlar" diyen Akyol, modern dünyanın yakından tanıdığı ve bildiği "Defile" kavramıyla birlikte türbanın modernleşme sürecindeki katettiği mesafeyi şöyle özetliyor: "Defile, pazarlama ve moda; modern kavramlardır. Şimdi tesettür defileleri görüyoruz. Tesettür defilelerinin kıyafetlerinin hepsi türban! Baş örtme biçiminin tamamı türban dediğimiz biçimde. Hiç birisi köylü yemenisinden ya da İç Anadolu yemenisinden bir tesettür defilesi yapmıyor. Türbanla modernite arasındaki ilişkide görüldüğü gibi Türkiye'de yeni bir modernleşme süreci başlıyor ve Türkiye'de Kemalistler bunu anlamıyorlar."



Türkiye'de Kemalizm'in yeterince sekülerleşmediğini belirten Taha Akyol, "Henüz siyasî bir kanaat değil, bir siyasî itikattır. Bir tür seküler dindir. Öyle olunca çatışmaya girdiğiniz zaman o dinin de mücahitleri ön plana çıkıyor." ifadelerini kullanıyor.



Akyol'a göre böyle bir ortamda uzlaşıya varılması imkânsız. Bunun için atılacak ilk adım tansiyonu düşürmek ve bu yolda sabırla ilerlemek. En önemlisi de Türkiye'de "Akıl için yol bir değildir" düsturuna göre hareket etmek. Bu başarıldığı ölçüde yaşanan problemlerin kendiliğinden, bir bir çözüleceğini dile getiren Akyol, Türkiye'deki türban sorununu sol kesimin çözebileceğini ifade ediyor. Böyle bir çözümün ise daha rahat ve sıkıntısız olacağını vurgulayan Akyol, "Bunu yapsa yapsa sosyal demokrat ya da liberal sol yapabilir. Kemalist sol, aksine sorunu daha da büyütecektir." ifadelerini kullanıyor.



Evet, Cihan Haber Ajansı’nın servis ettiği haberde, Gazeteci-Yazar Taha Akyol’un Nesil Yayınları’ndan çıkan kitabı bu açıklamalarla haber yapılmış. Bugün birçok internet sitesinde haber olan kitap epey ses getireceğe benziyor. Böyle bir kitabı yayınları arasına alan Nesil için bu durumu önemli bir gelişme olarak görüyorum. En kısa süre içinde kitabı okumayı düşünüyorum.



Burada sadece iki konuda görüşümü belirtmek istiyorum. Birincisi ben şahsen tesettür defilelerini, tesettürün modernleşmesi olarak değil, özellikle Tekbir Giyim’in yaptığı tarzda deforme edilmesi olarak görüyorum. Bu konuyu başka bir yazımda işlemiştim. İkincisi ise türban (bana göre başörtüsü) sorununun sosyal demokratlar tarafından çözüleceğine dair olan “yaygın” yanlış kanaat. Onların İmam-Hatip meselesini nasıl çözdüğüne yakın geçmişte hepimiz şahit olduk.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Kemalistler Türbandan Ürküyor

18 Aralık 2008 Cihan (CHA)

Gazeteci yazar Taha Akyol, Kemalistlerin, Atatürkçülüğü "siyasî bir itikat" ve "seküler bir din" haline getirdiğine dikkat çekiyor. Akyol, Kemalistlerin türbandan ürktüklerini ve bunun ardındaki en önemli sebeplerden birisinin Atatürkçülüğü siyasi bir itikat haline getirmeleri olduğunu dile getiriyor.

Taha Akyol, Nesil Yayınları arasında çıkan "Modernleşme Sürecinde Türban" isimli kitabında türban ve modernleşme konusunda çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. Akyol'a göre Türkiye'de, tarihte yaşanmayacak seviyede modernleşme işlevini yapacak sivil bir girişimci orta sınıf teşekkül etmiş durumda. Bu orta sınıf, halkın içinden geldiği için halkın değerlerini asla dışlamıyor ve bu değerlerin yabancısı değil. Akyol bu kesimin halkın değeri olan tesettürle birlikte geldiğini söylüyor. Akyol kitabında tesettür ile ilgili düşüncelerini şöyle sürdürüyor: "Ancak bu tesettür köylünün ya da mahallelinin tesettürü değil. Daha modernize edilmiş, başını örteni daha şık gösterecek, kendi beklentisine göre toplumda daha saygın görülecek, 'Bir köylü gibi duruyor' dedirtmeyecek bir tesettür."

Gazeteci Akyol görüşlerini tarihten bazı örnekler eşliğinde sunuyor. "Bizim tarihimizde çeşitli kıyafetler vardır. Çok güzeldir bunlar" diyen Akyol, modern dünyanın yakından tanıdığı ve bildiği "Defile" kavramıyla birlikte türbanın modernleşme sürecindeki katettiği mesafeyi şöyle özetliyor: "Defile, pazarlama ve moda; modern kavramlardır. Şimdi tesettür defileleri görüyoruz. Tesettür defilelerinin kıyafetlerinin hepsi türban! Baş örtme biçiminin tamamı türban dediğimiz biçimde. Hiç birisi köylü yemenisinden ya da İç Anadolu yemenisinden bir tesettür defilesi yapmıyor. Türbanla modernite arasındaki ilişkide görüldüğü gibi Türkiye'de yeni bir modernleşme süreci başlıyor ve Türkiye'de Kemalistler bunu anlamıyorlar."

Türkiye'de Kemalizm'in yeterince sekülerleşmediğini belirten Taha Akyol, "Henüz siyasî bir kanaat değil, bir siyasî itikattır. Bir tür seküler dindir. Öyle olunca çatışmaya girdiğiniz zaman o dinin de mücahitleri ön plana çıkıyor." ifadelerini kullanıyor.

Akyol'a göre böyle bir ortamda uzlaşıya varılması imkânsız. Bunun için atılacak ilk adım tansiyonu düşürmek ve bu yolda sabırla ilerlemek. En önemlisi de Türkiye'de "Akıl için yol bir değildir" düsturuna göre hareket etmek. Bu başarıldığı ölçüde yaşanan problemlerin kendiliğinden, bir bir çözüleceğini dile getiren Akyol, Türkiye'deki türban sorununu sol kesimin çözebileceğini ifade ediyor. Böyle bir çözümün ise daha rahat ve sıkıntısız olacağını vurgulayan Akyol, "Bunu yapsa yapsa sosyal demokrat ya da liberal sol yapabilir. Kemalist sol, aksine sorunu daha da büyütecektir." ifadelerini kullanıyor.


Evet, Cihan Haber Ajansı’nın servis ettiği haberde, Gazeteci-Yazar Taha Akyol’un Nesil Yayınları’ndan çıkan kitabı bu açıklamalarla haber yapılmış. Bugün birçok internet sitesinde haber olan kitap epey ses getireceğe benziyor. Böyle bir kitabı yayınları arasına alan Nesil için bu durumu önemli bir gelişme olarak görüyorum. En kısa süre içinde kitabı okumayı düşünüyorum.

Burada sadece iki konuda görüşümü belirtmek istiyorum. Birincisi ben şahsen tesettür defilelerini, tesettürün modernleşmesi olarak değil, özellikle Tekbir Giyim’in yaptığı tarzda deforme edilmesi olarak görüyorum. Bu konuyu başka bir yazımda işlemiştim. İkincisi ise türban (bana göre başörtüsü) sorununun sosyal demokratlar tarafından çözüleceğine dair olan “yaygın” yanlış kanaat. Onların İmam-Hatip meselesini nasıl çözdüğüne yakın geçmişte hepimiz şahit olduk.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

28 Ekim 2008

Zorunlu Açıklama

Yaklaşık dört gündür, Blogger’ın tüm bloglarına Türkiye’den erişim, mahkeme kararıyla engellenmişti. Dolayısıyla bizim blogumuz Bu Köyün Yabancısı Blog’a da erişilemiyordu. Neyse ki yasak bugün sona erdi; bloglarımıza ve özgürlüğümüze yeniden kavuştuk.



Olayın ayrıntısından bir şekilde haberdar olamayan okurlarımız için şunu belirtmek istiyorum: Bu Köyün Yabancısı Blog’da yer alan herhangi bir yasadışı bilgi veya durum için engelleme söz konusu değildir. Engelleme blog sunucumuz olan Blogger’a yapılmıştır. Bunun sebebi de bazı blogların telif haklarına muhalif eylemler içine girmesidir.



Konunun ayrıntısını bir sonraki yazıma bırakıyorum.



Tüm Bu Köyün Yabancısı Blog takipçilerine duyurulur.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Zorunlu Açıklama

Yaklaşık dört gündür, Blogger’ın tüm bloglarına Türkiye’den erişim mahkeme kararıyla engellenmişti. Dolayısıyla bizim blogumuz Bu Köyün Yabancısı Blog’a da erişilemiyordu. Neyse ki yasak bugün sona erdi; bloglarımıza ve özgürlüğümüze yeniden kavuştuk.

Olayın ayrıntısından bir şekilde haberdar olamayan okurlarımız için şunu belirtmek istiyorum: Bu Köyün Yabancısı Blog’da yer alan herhangi bir yasadışı bilgi veya durum için engelleme söz konusu değildir. Engelleme blog sunucumuz olan Blogger’a yapılmıştır. Bunun sebebi de bazı blogların telif haklarına muhalif eylemler içine girmesidir.

Konunun ayrıntısını bir sonraki yazıma bırakıyorum.

Tüm Bu Köyün Yabancısı Blog takipçilerine duyurulur.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

18 Ekim 2008

Blogumuzun İçerik Tarifi: Haber-Gündem-Yorum

Uzun zamandır blogumuzun üç kelimelik içerik tarifini oluşturmaya çalışıyorum. Bu, blogumuzun içerik kimliğinin belirlenmesi açısından olduğu kadar SEO açısından da önemli bir şeydi. Bu konudaki gerekli bilgileri sağlayan ve bana yol gösteren Tabuhan Kardeşimize (DüşünGeç Topluluk Blogu Kurucusu) teşekkür ediyorum.



Bugün itibariyle o üç sihirli kelimeyi belirlemiş bulunuyorum. Blogumuzu en iyi anlatan kelimeler: “Haber”, “Gündem”, “Yorum” kelimeleri olacaktır. Aslında blogumuzda bu üç kelimenin kapsadığı konuların dışına da çıkıyoruz. Örneğin, blogumuzda; deneme, şiir, aforizma, karikatür, video, alıntı gibi kategorilere girecek içerik de mevcut. Fakat üç kelime ile özetlemek doğru olur diye düşündüm.



Özellikle SEO açısından bunun faydasını göreceğimizi umuyorum. Neticede her blog yazarı, yazdıklarının daha geniş bir kitleye ulaşmasını ister.



Birlikte güzel günlere…



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Blogumuzun İçerik Tarifi: Haber, Gündem, Yorum

Uzun zamandır blogumuzun üç kelimelik içerik tarifini oluşturmaya çalışıyorum. Bu, blogumuzun içerik kimliğinin belirlenmesi açısından olduğu kadar SEO açısından da önemli bir şeydi. Bu konudaki gerekli bilgileri sağlayan ve bana yol gösteren Tabuhan Kardeşimize (DüşünGeç Topluluk Blogu Kurucusu) teşekkür ediyorum.

Bugün itibariyle o üç sihirli kelimeyi belirlemiş bulunuyorum. Blogumuzu en iyi anlatan kelimeler: “Haber”, “Gündem”, “Yorum” kelimeleri olacaktır. Aslında blogumuzda bu üç kelimenin kapsadığı konuların dışına da çıkıyoruz. Örneğin, blogumuzda deneme, şiir, aforizma gibi kategorilere girecek içerik de mevcut. Fakat üç kelime ile özetlemek doğru olur diye düşündüm.

Özellikle SEO açısından bunun faydasını göreceğimizi umuyorum. Neticede her blog yazarı, yazdıklarının daha geniş bir kitleye ulaşmasını ister.

Birlikte güzel günlere…

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

15 Ekim 2008

Blog Hareket Günü 2008

[Blog yazarlığı yaygınlaştıktan sonra oluşturulan Blog Action Day hareketi kapsamında her yıl 15 Ekim’de belli bir konu belirlenerek tüm blogcuların o konuda bir şeyler yazması amaçlanmış. Yeni bir blogcu olarak konudan bu sene haberdar oldum.



Blog Action Day’in bu seneki konusu, yoksulluk. Bu sene yoksulluk konusunda yazı yazılması gerekiyormuş. Biz de elimizden geleni yapmaya çalışıp katkıda bulunalım gibi bir cüretkârlığa girişmiş olduk. Bakalım; ne çıkarsa bahtımıza… Süleyman S. Aras]



Dünya gelirinin ve kaynaklarının dengesiz dağılımı ve paylaşımı neticesinde dünya genelinde yoksulluk hızla artıyor. Vahşi kapitalizmin agresif zenginleşme prensipleri, sosyalizmin dışı makyajlı, içi uygulamadan uzak kof önerileri bu iki sistemin de uygulandığı toplumlarda hep acımasız zengin tiranlar yetiştirmiş; zenginler sürekli daha çok zenginleşirken yoksullar da daha fazla yoksullaşmışlardır.



Her şehrin, her kasabanın hatta her köyün bir tiranı veya bir ağası olması ve bu vampirlerin çoğunun doymak nedir bilmemeleri, yoksullara hareket alanı bırakmaması ve devlet, hukuk, eğitim sistemi başta olmak üzere tüm sistemlerin zenginlerin tarafını tutması gibi sebeplerden dolayı bu dengesizlik durumu ebedi bir tabu gibi yıkılmaz görünmektedir.



Dünya siyasetine egemen olan günümüz sistemlerin tamamı şeytani insan aklından çıkmış olup genelde sömürü felsefesine dayanması, günümüzde yaşanan yoksulluktan başka bir şeyi doğuramazdı zaten. Yoksulluk da nereye gitmişse orada ahlaksızlık, alçaklık, kötülük, bozgunculuk, karmaşa gibi şeyler doğurmuştur.



Bu yoksulluk virüsünün mucidi olan insan, panzehirini ise henüz bulamamıştır. Hâlbuki o panzehir burnunun dibindedir. Gözlerini biraz açsa, ilahi/tanrısal köklerine biraz dönse görecek. Fakat dünyanın cazibesi ve süsü gözleri bağlamıştır bir kere.



Yoksulluğun da bir çaresi mutlaka vardır. Öncelikle, dünyanın, tüm insanlığın ortak istifade olanı olduğu kabulünden yola çıkarak hakça üretim ve hakça paylaşım felsefesinin tüm bireylerin zihni altyapısına yerleştirilmesi gerekiyor. Gerisi kendiliğinden gelecektir zaten.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: