Süleyman Aras
Antikapitalist Müslüman Gençlik Tutar mı?
Süleyman Aras
2 yorum
Süleyman S. Aras
12 Haziran seçimlerinden dolayı siyasete bulaşıp yorulduğumuz -aslında kirlendiğimiz- ve uzun bir soluklanmaya ihtiyaç duyduğumuz günlerin ardından, bir kitap tanıtımıyla ‘Bismillah…’ diyerek yeniden huzurlarınızdayız.
Değerli dostum Ahmet Ay, ilk kitabı “Şeytanla Satranç”tan sonra ikinci kitabı “Gariplikler Pusulası” ile okurlarına yeniden ‘merhaba’ diyor. Ahmet kardeşime başarılar dileyerek sizi, kitabın tanıtım yazısıyla baş başa bırakıyorum:
‘Bu romanın kahramanı da, tıpkı sizler gibi, kendi serüvenini yaşıyor. Kendi ruhunu, kendi ömür seferinde keşfe çıkıyor. Fakat onun hali bir garip... Kavgası, öfkesi, sevmesi, özlemesi bir garip... Ve her nedense, tüm gariplikler de gelip onu buluyor.
Bu yönüyle o, varlığını, “gariplikleri gösterir bir pusula” şeklinde tarif ediyor. Aşka, entrikaya, hakikate, varlığa ve insana dair her ne varsa... Onlardaki gariplikleri bulup çıkaran bir pusula... Unutmayalım, her hayat bir serüvendir. Ve her serüven; sürprizlere, aşklara, uyanışlara ve sıra dışılıklara gebedir...’
“Gariplikler Pusulası” kitabını incelemek ve satın almak için lütfen tıklayınız.
Süleyman S. Aras
Türkiye çok renkli ve çok sesli bir ülke… Türkiye’nin bu çok renkliliği ve çok sesliliği beraberinde bazı sorunlar da getiriyor. Maalesef çoğu insanın tahammül, empati, diyalog duyguları yeterince gelişmemiş. İnsanlar birbirlerini kulaktan dolma bilgiler, önyargılar doğrultusunda veya görmek istediği gibi görüyor.
4 yorum
Ona söz verdim. Dedim ki, “blogun henüz yeni, en az 15-20 yazılık bir içerik oluşturduğunda blogunla ilgili bir yazı yazacağım.” Şimdi o sözümü yerine getiriyorum. Aslında blogumun hitinin düşük olmasından dolayı bu tanıtım yazısının ne kadar fayda getireceği konusunda da ciddi şüphelerim yok değil.
Mustafa Albayrak… Genç ve yeni bir blog yazarı… “Genç” ve “yeni” dediğime bakmayın! Yazımın başlığında da yer aldığı gibi blogu için “harika” kelimesinden başka bir sıfat bulamadım.
O, bloguna “Ylnz Adam” ismini vermiş. Benim bunu “Yalnız Adam” olarak açmama inşallah itiraz etmez. Çünkü tam anlamıyla bir “yalnız adam” kalemine sahip ve o kadar tatlı, akıcı, doyurucu ve edebiyat kokulu yazılara imza attı ki, neler vaat ettiğini kestirmek zor değil. Ben, onun yazılarını okuduğumda, suskunluğun yazı ile de ifade edilebileceği hissine kapılmadan edemiyorum. Onun yazılarında dertleri, söyleyecek sözleri, paylaşacak hisleri olup da bunları kelimelere dökemeyerek sadece susan, susmak zorunda kalan insanların suskunluklarının tercümelerini okuyorum yani.
Mustafa Albayrak’a bu güzel blogu blok küreye kazandırdığı için teşekkür ediyor ve o güzel yazılarının devamını diliyorum. Sizlere de -blog yazarı ve okuru herkese- mutlaka tanışmanız gereken bir blog olan “Ylnz Adam” ile tanışmakta geç kalmamanızı öneriyorum.
Ek: Mustafa Albayrak'ın adresinin uzun bir süreden beri kapalı olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Sebebini bilmiyorum ama Mustafa Albayrak artık bloglamıyor. [02.05.2011]
8 yorum
Blog Ödülleri yarışmasının ilki geçen yıl düzenlenmişti. Henüz bir yılını bile doldurmamış bir blog olarak o yarışmaya da katılmıştık. Her kategoride ilk üçe giren blogları görmüş ve sahiplerini de daha yakından tanıma fırsatı bulmuştuk.
Geçen yılki yarışmaya Blogcu üzerinde yayın yapan ve “UMUT” ismini taşıyan blogumuzla katılmıştık ve ödül töreni ile aynı gün gerçekleşen Blog Konferansı’nda, birçok blog yazarıyla tanışma şansımız olmuştu.
Blogumuzu, Blogcu’dan Blogger’a taşıyınca ismini de değiştirerek “Bu Köyün Yabancısı” koyduk ve bu yılki Blog Ödülleri’nde de geçen yıl olduğu gibi Haber-Gündem kategorisinde yarışıyoruz. Blogumuz Haber-Gündem kategorisindeki “Yorum” alt başlığına daha uygun bir blog…
Bu bağlamda, sürekli takip eden arkadaşlardan ve blogumuzla ilk defa karşılaşan internet müdavimlerinden, yarışmaya katılan bir blog olarak oy istemek nasıl olsa ayıp da değil dilencilik de değil diye düşünerek oy istiyoruz. İnternette bu tür aktivitelere zaman ayırıyorsanız sizin oylarınızı hak eden bir blog olduğumuzu düşündüğümüz için bunu yapıyoruz.
Blog Ödülleri sitesindeki Haber-Gündem kategorisinde “Bu Köyün Yabancısı Blog” var… Yani oylarınızı bekliyoruz.
Oy verene de vermeyene de şimdiden teşekkürler…
Süleyman S. Aras
28 yorum
Sanırım, az sonra (ama bana göre) blogkürenin en anlamlı mimine imza atmış olacağım. Bu mimin benim için ayrı bir önemi daha var. O da ilk defa bir mimi ben başlatmış olacağım.
Mim kısa, amacı kutsal denebilecek kadar önemli! Malum, son günlerde Gazze özelinde olsa da Filistin uzun yıllardan beri içimizde kanayan yaradır. İhmalimizden sarmadığımız, saramadığımız bir yara… Bütün Müslümanların yüz karası bir yara!
Gelin bugün Gazze için, Filistin için, kendimiz için bir cümle kuralım. Bu cümle, bizim belki en uzun belki de en kısa cümlemiz olacak. Kimimizin son cümlesi de olabilir. Ancak bu cümlemiz hayatımızın en güzel ve en anlamlı ve hatta en ağır cümlelerinden birisi olsun lütfen. Bu cümleyi bir yazı ve şiir ile kurabileceğimiz gibi bir fotoğraf veya bir karikatür ile de kurabiliriz. Çünkü bazen sözler yetmeyebiliyor.
Ne olur, bu mimi ihmal etmeyin ve en az 3 kişiye gönderin.
Benim cümlem: Ey Filistinli çocuk, sen her öldürüldüğünde… Ey Filistinli kadın, sen her hor görüldüğünde… Ey Filistinli kardeşim, senin başın taşla her ezildiğinde… Ey Filistin, sen Siyonist Yahudi tarafından her kirletildiğinde ve adım adım yok edildiğinde, bize, tüm bunların, ‘Arapların Osmanlıya ihanetinin bir sonucu olduğunu’ söyleyerek bizi bununla pasifize (hatta size düşman) edip çoğumuzun, sizin için suskun şeytanlar olmamızı sağlayanlar, biliyorum ki dünyanın diğer Müslümanlarını da çeşitli yalanlarla kandırıp birer vicdansız umursamazlar olarak sizin karşınıza diktiler ki, yılbaşı gecesi, gerdanını kıvırarak dans eden çıplak yosma ile kurşunu alnının ortasından yiyerek kıvrıla kıvrıla yere düşen Filistinli çocuğu aynı duygu ya da duygusuzlukla izleyelim ve diyelim ki: “Elhamdülillah, Müslüman’ım!”
Bu mimi okuyan herkesle birlikte Nahnu, Tabuhan, Recep Hilmi Tufan, Çilekli Hanım, Veysel Tuna, Yevmiye Defteri, Tuncel Ergün, BloggErdal, Merak Ettim de ve İlham Perisi Hanım’a büyük umutlarla gönderiyorum.
18 Aralık 2008 Cihan (CHA)
Gazeteci yazar Taha Akyol, Kemalistlerin, Atatürkçülüğü "siyasî bir itikat" ve "seküler bir din" haline getirdiğine dikkat çekiyor. Akyol, Kemalistlerin türbandan ürktüklerini ve bunun ardındaki en önemli sebeplerden birisinin Atatürkçülüğü siyasi bir itikat haline getirmeleri olduğunu dile getiriyor.
Taha Akyol, Nesil Yayınları arasında çıkan "Modernleşme Sürecinde Türban" isimli kitabında türban ve modernleşme konusunda çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. Akyol'a göre Türkiye'de, tarihte yaşanmayacak seviyede modernleşme işlevini yapacak sivil bir girişimci orta sınıf teşekkül etmiş durumda. Bu orta sınıf, halkın içinden geldiği için halkın değerlerini asla dışlamıyor ve bu değerlerin yabancısı değil. Akyol bu kesimin halkın değeri olan tesettürle birlikte geldiğini söylüyor. Akyol kitabında tesettür ile ilgili düşüncelerini şöyle sürdürüyor: "Ancak bu tesettür köylünün ya da mahallelinin tesettürü değil. Daha modernize edilmiş, başını örteni daha şık gösterecek, kendi beklentisine göre toplumda daha saygın görülecek, 'Bir köylü gibi duruyor' dedirtmeyecek bir tesettür."
Gazeteci Akyol görüşlerini tarihten bazı örnekler eşliğinde sunuyor. "Bizim tarihimizde çeşitli kıyafetler vardır. Çok güzeldir bunlar" diyen Akyol, modern dünyanın yakından tanıdığı ve bildiği "Defile" kavramıyla birlikte türbanın modernleşme sürecindeki katettiği mesafeyi şöyle özetliyor: "Defile, pazarlama ve moda; modern kavramlardır. Şimdi tesettür defileleri görüyoruz. Tesettür defilelerinin kıyafetlerinin hepsi türban! Baş örtme biçiminin tamamı türban dediğimiz biçimde. Hiç birisi köylü yemenisinden ya da İç Anadolu yemenisinden bir tesettür defilesi yapmıyor. Türbanla modernite arasındaki ilişkide görüldüğü gibi Türkiye'de yeni bir modernleşme süreci başlıyor ve Türkiye'de Kemalistler bunu anlamıyorlar."
Türkiye'de Kemalizm'in yeterince sekülerleşmediğini belirten Taha Akyol, "Henüz siyasî bir kanaat değil, bir siyasî itikattır. Bir tür seküler dindir. Öyle olunca çatışmaya girdiğiniz zaman o dinin de mücahitleri ön plana çıkıyor." ifadelerini kullanıyor.
Akyol'a göre böyle bir ortamda uzlaşıya varılması imkânsız. Bunun için atılacak ilk adım tansiyonu düşürmek ve bu yolda sabırla ilerlemek. En önemlisi de Türkiye'de "Akıl için yol bir değildir" düsturuna göre hareket etmek. Bu başarıldığı ölçüde yaşanan problemlerin kendiliğinden, bir bir çözüleceğini dile getiren Akyol, Türkiye'deki türban sorununu sol kesimin çözebileceğini ifade ediyor. Böyle bir çözümün ise daha rahat ve sıkıntısız olacağını vurgulayan Akyol, "Bunu yapsa yapsa sosyal demokrat ya da liberal sol yapabilir. Kemalist sol, aksine sorunu daha da büyütecektir." ifadelerini kullanıyor.
Evet, Cihan Haber Ajansı’nın servis ettiği haberde, Gazeteci-Yazar Taha Akyol’un Nesil Yayınları’ndan çıkan kitabı bu açıklamalarla haber yapılmış. Bugün birçok internet sitesinde haber olan kitap epey ses getireceğe benziyor. Böyle bir kitabı yayınları arasına alan Nesil için bu durumu önemli bir gelişme olarak görüyorum. En kısa süre içinde kitabı okumayı düşünüyorum.
Burada sadece iki konuda görüşümü belirtmek istiyorum. Birincisi ben şahsen tesettür defilelerini, tesettürün modernleşmesi olarak değil, özellikle Tekbir Giyim’in yaptığı tarzda deforme edilmesi olarak görüyorum. Bu konuyu başka bir yazımda işlemiştim. İkincisi ise türban (bana göre başörtüsü) sorununun sosyal demokratlar tarafından çözüleceğine dair olan “yaygın” yanlış kanaat. Onların İmam-Hatip meselesini nasıl çözdüğüne yakın geçmişte hepimiz şahit olduk.
18 Aralık 2008 Cihan (CHA)Yaklaşık dört gündür, Blogger’ın tüm bloglarına Türkiye’den erişim, mahkeme kararıyla engellenmişti. Dolayısıyla bizim blogumuz Bu Köyün Yabancısı Blog’a da erişilemiyordu. Neyse ki yasak bugün sona erdi; bloglarımıza ve özgürlüğümüze yeniden kavuştuk.
Olayın ayrıntısından bir şekilde haberdar olamayan okurlarımız için şunu belirtmek istiyorum: Bu Köyün Yabancısı Blog’da yer alan herhangi bir yasadışı bilgi veya durum için engelleme söz konusu değildir. Engelleme blog sunucumuz olan Blogger’a yapılmıştır. Bunun sebebi de bazı blogların telif haklarına muhalif eylemler içine girmesidir.
Konunun ayrıntısını bir sonraki yazıma bırakıyorum.
Tüm Bu Köyün Yabancısı Blog takipçilerine duyurulur.
Uzun zamandır blogumuzun üç kelimelik içerik tarifini oluşturmaya çalışıyorum. Bu, blogumuzun içerik kimliğinin belirlenmesi açısından olduğu kadar SEO açısından da önemli bir şeydi. Bu konudaki gerekli bilgileri sağlayan ve bana yol gösteren Tabuhan Kardeşimize (DüşünGeç Topluluk Blogu Kurucusu) teşekkür ediyorum.
Bugün itibariyle o üç sihirli kelimeyi belirlemiş bulunuyorum. Blogumuzu en iyi anlatan kelimeler: “Haber”, “Gündem”, “Yorum” kelimeleri olacaktır. Aslında blogumuzda bu üç kelimenin kapsadığı konuların dışına da çıkıyoruz. Örneğin, blogumuzda; deneme, şiir, aforizma, karikatür, video, alıntı gibi kategorilere girecek içerik de mevcut. Fakat üç kelime ile özetlemek doğru olur diye düşündüm.
Özellikle SEO açısından bunun faydasını göreceğimizi umuyorum. Neticede her blog yazarı, yazdıklarının daha geniş bir kitleye ulaşmasını ister.
Birlikte güzel günlere…
[Blog yazarlığı yaygınlaştıktan sonra oluşturulan Blog Action Day hareketi kapsamında her yıl 15 Ekim’de belli bir konu belirlenerek tüm blogcuların o konuda bir şeyler yazması amaçlanmış. Yeni bir blogcu olarak konudan bu sene haberdar oldum.
Blog Action Day’in bu seneki konusu, yoksulluk. Bu sene yoksulluk konusunda yazı yazılması gerekiyormuş. Biz de elimizden geleni yapmaya çalışıp katkıda bulunalım gibi bir cüretkârlığa girişmiş olduk. Bakalım; ne çıkarsa bahtımıza… Süleyman S. Aras]
Dünya gelirinin ve kaynaklarının dengesiz dağılımı ve paylaşımı neticesinde dünya genelinde yoksulluk hızla artıyor. Vahşi kapitalizmin agresif zenginleşme prensipleri, sosyalizmin dışı makyajlı, içi uygulamadan uzak kof önerileri bu iki sistemin de uygulandığı toplumlarda hep acımasız zengin tiranlar yetiştirmiş; zenginler sürekli daha çok zenginleşirken yoksullar da daha fazla yoksullaşmışlardır.
Her şehrin, her kasabanın hatta her köyün bir tiranı veya bir ağası olması ve bu vampirlerin çoğunun doymak nedir bilmemeleri, yoksullara hareket alanı bırakmaması ve devlet, hukuk, eğitim sistemi başta olmak üzere tüm sistemlerin zenginlerin tarafını tutması gibi sebeplerden dolayı bu dengesizlik durumu ebedi bir tabu gibi yıkılmaz görünmektedir.
Dünya siyasetine egemen olan günümüz sistemlerin tamamı şeytani insan aklından çıkmış olup genelde sömürü felsefesine dayanması, günümüzde yaşanan yoksulluktan başka bir şeyi doğuramazdı zaten. Yoksulluk da nereye gitmişse orada ahlaksızlık, alçaklık, kötülük, bozgunculuk, karmaşa gibi şeyler doğurmuştur.
Bu yoksulluk virüsünün mucidi olan insan, panzehirini ise henüz bulamamıştır. Hâlbuki o panzehir burnunun dibindedir. Gözlerini biraz açsa, ilahi/tanrısal köklerine biraz dönse görecek. Fakat dünyanın cazibesi ve süsü gözleri bağlamıştır bir kere.
Yoksulluğun da bir çaresi mutlaka vardır. Öncelikle, dünyanın, tüm insanlığın ortak istifade olanı olduğu kabulünden yola çıkarak hakça üretim ve hakça paylaşım felsefesinin tüm bireylerin zihni altyapısına yerleştirilmesi gerekiyor. Gerisi kendiliğinden gelecektir zaten.