E, artık akademik başarı getirecek işlere yönelirler belki! Bunu da zaman gösterecek.
Çağdaşlık Hortladı
E, artık akademik başarı getirecek işlere yönelirler belki! Bunu da zaman gösterecek.
Bu yılki Kurban Bayramı’ndan aklımda kalan en önemli iz; kumarcıların yani haramcıların bile dini sömürmekten utanmadıkları gerçeğiydi. Demek ki, şeker toplayan çocuklar, kurban derisi toplayan misyoner vakıflar, fişleme avına çıkan odaklar gibi kumarcılar da bayramı dört gözle bekliyormuş.
Haram olan bir şey ile onun haram olduğuna karar veren din kurumunun bir ritüeli, nasıl bir araya getirilebildi ve kimse buna tepki göstermedi, anlamak mümkün değil. Reklam dehası veya fiyaskosu bu olsa gerek. Ama ikisi de değil; düpedüz küstahlık!
Aslında firmanın ismini vermek istemezdim ama bilinmesinde de fayda var. Türkiyemizin medarı iftiharı, kumar sitelerinden biri olan Oley’den bahsediyorum.
Oley, Doğuş Grubu’na ait bir kumar firması…
Bu yılki Kurban Bayramı’nı da kampanya düzenlemeden geçmemiş. Sloganı da şu: “Bayram hediyesi Oley’den!” Yuh artık! Bari dini bir bayramı kumar kampanyası düzenlemeden geçin. Biraz saygılı olun. Biraz anlayışlı olun. Bu çok mu zor?
Önüne gelen her fırsatta kampanya düzenlemeyi maharet sayan günümüz kapitalistleri, dini bayramları, tüketim çılgınlığının bir adım ötesine taşımayı da başardı ve bu durum benim güzel ülkemde sessizce kabullenildi. Bu günleri de gördük.
Evet, Müslümanlardan korkan laikçiler… Gerçekten soruyorum: Ülke nereye gidiyor?
Süleyman S. Aras
Hiç yorum yok
Ankara’da kendini psikolog sanan bir kadın, ya kafayı temelli sıyırmış ya da artık normallik eşiğini epey aşmış olacak ki, kendine tuhaf sorular sormaya başlamış. Soruları da genelde kadın-erkek eşitliği bağlamındaymış. Bu sorulardan biri de şuymuş: “Erkeklere doğum, sünnet, askere gitme-askerden gelme, evlilik gibi özel günlerinde kutlama yapılıp hediyeler alınıyor da kızlara neden aynı şeyler yapılmıyor, sadece doğumları ve düğünleri kutlanıyor?” diye düşünmüş ve şu şeytani fikir aklına gelmiş. Ben de kızıma ilk regli için parti vereyim. Ne kadar dâhiyane ve ahlaki değil mi?
Kadının fikri o kadar dâhiyane ki, baba böyle bir partiye katılmaktan imtina etmiş. Bir kadının, kızının kadınlığa ve doğurganlığa ilk adımı olan ilk reglini önemsemesini kesinlikle anlıyorum. Öyle de olması lazım. Bunun reklame edilmesi, o güne özel partiler verilmesi, ahlaksızlığın dik alasıdır. Bir sonraki adım ne? İlk gece korkusunu giderme partileri mi?
Güya, hanımefendi toplumdaki önyargıları yıkıp kadın-erkek eşitsizliğini ortadan kaldıracakmış. Toplum erkek-egemen olduğu için kadınların, bu tür özel durumlarından dolayı “ayıp”, “günah”, “pis” gibi kavramlarla rencide edildiğini ileri sürerek kolları sıvamış. Bunu da eşitsizlik olarak algılamış ya da öyle görünmeye çalışıyor.
Öncelikle şunu belirteyim: hanımefendi işgüzarlık yapıyor. Şöyle ki, sünnet ile reglin ne ilgisi var? Erkekler, erkekliğe ilk adımı sadece sünnetle değil ihtilam ile atarlar ve ihtilam da toplumun bir kesiminde ayıp bir şey gibi saklanır. Arkadaş arasında öğrenilir bunun ne olduğu. Ben şahsen bugüne kadar bir babanın “hey millet! Benim oğlan bu gece ilk defa cünüp olmuş, parti veriyorum, hepiniz davetlisiniz. Heyooo!” diye bağırdığını duymadım. Öte yandan kadınların adet kanını “pis” olarak gören o çok meşhur erkek-egemen toplumumuz erkeğin menisini “temiz” şeyler kategorisinde mi görüyor? Ben böyle bir şey duymadım.
Eğer derdin her konuda eşitsizlik ise git o zaman kızını sünnet ettir. İlkel kabilelerde yapıyorlar ya zaten. Çünkü en az onlar kadar ilkelsin. Ve fakat sizin derdiniz asla eşitlik olmadı bu güne kadar. Kadın ve erkek arasında tam bir eşitsizlik dengesi olmasına ve bunu bilmenize rağmen yıkmaya çalıştığınız esas şey tabular, önyargılar, cahillik falan değil toplumu ayakta tutan ahlaktır.
Dolayısıyla bu zavallı kadının tüm zırıltılarından çıkardığım özet sadece şudur: “Go home ahlak!”
Süleyman S. Aras
2 yorum
Ak Parti’nin İletişimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Edibe Sözen, geçtiğimiz günlerde bir yasa taslağıyla gündeme geldi. “Gençleri Koruma Yasası” başlığını taşıyan taslak gündeme gelir gelmez tartışma konusu oldu.
Taslağın içeriğinde; ilköğretim dâhil tüm okullara, her din mensubu için ibadethane açılmasını; gençlerin pornografik yayınlardan uzak tutulması için çeşitli önlemler alınmasını; 18 yaşından küçük gençlerin tek başlarına (yanında velisi olmaksızın) otel, disko, müzikhol, taverna ve saz evlerine; 16 yaşından küçük olanların ise 22:00 ile 05:00 saatleri arasında lokanta ve restoranlara da girmelerinin yasaklanmasını öngören düzenlemeler vardı.
Edibe Hanım taslağı medya ile paylaşınca malum cephe kıyameti kopardı. Her zamanki kadrolu yarasalar deliklerinden çıktı. Yine “laiklik elden gitti, şeriat geliyor, irtica” yaygaraları koparıldı. İşin ilginç yanı, malum çevrelerin “yandaş medya, dinci medya” gibi isimlerle hor görmeye çalıştığı medya kesimi tarafından da taslağa gereken ilgi gösterilmedi. Belki ilgi gösterildi; ama Edibe Hanım’a sahip çıkılmadı.
Dünkü (12.08.2008) Ak Parti MKYK toplantısından sonra yapılan açıklamada ise söz konusu taslağın, Edibe Sözen’in kişisel bir çalışması olduğu ve parti tarafından benimsenmediği belirtildi. (Ne diyeyim siz gidin kerameti Deniz Bölükbaşı’ndan menkul MHP’nin tuzak taslaklarına balıklama atlayın; belki partiniz bu sefer kesin kapatılır.) Ak Parti’nin korkusunu anlıyorum; ama bu kadar pısırıklık da çok fazla abartılı değil mi?
Edibe Sözen, taslağını savunurken aynı uygulamaların birçok Avrupa ülkesinde (özellikle Almanya’yı örnek veriyor) ve Amerika’da da var olduğunu belirtiyor. Nedense hep Batıyı referans alıyoruz. Bu, savunmanın bir parçasıdır denebilir. Çünkü sizi sindirmeye çalışanlar, gericilikle, dünyaya kapalı olmakla suçlayanlar işlerine geldiğinde Batıyı referans gösteriyorlar. Siz de aynı referansı gösterdiğinizde bu sefer, “bizim kendimize göre dinamiklerimiz var” diyorlar. Dinamik dedikleri şey ise aslında toplumun temellerine koydukları dinamitten başka bir şey değil. İçi boş, dayanaksız ifadeler.
Sahi, NEDEN sadece bizim kendimize özgü dinamiklerimiz var? Kimilerine göre Yecüc-Mecüc, kimine göre Yüzüklerin Efendisi serisindeki Orklar, Darwin’e göre ise aşağı ırk olduğumuz için mi kendimize özgüyüz? Bu aşağılamayı, bu sınırlı dini özgürlük anlayışını, bu devşirme-dönme oyunlarını, bu geri zekâlıca ve alçakça yorumlamayı tersine çevirmek için illa birilerinden izin ve “olur” mu almamız gerekiyor?
Gençleri ağına alan pornografi, dini boşluk, gece hayatı, gece hayatının kaçınılmaz sonucu uyuşturucu ve fuhuş... Bunlar hangi toplumu ihya etti? Dinden ve ahlaktan tamamen soyutlanmaya çalışılan ülkelerin toplumsal yapısı ortadadır.