yandaş medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yandaş medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2009

Yandaş Medya Candaş Medya

Türkiye’de eskiden beri, belli medya gruplarının birbirlerini “yandaş medya” olarak suçladıklarını biliyoruz. Kimi zaman menfaat gereği kimi zaman konjöktür gereği kimi zaman da değişik hesaplar gereği medya grupları, iktidarları desteklemiş, yeri gelmiş kullanmış, iktidarla işi bitince de onu alaşağı etmiştir. Kısa Türkiye tarihi bunların örnekleriyle doludur.



Yandaştır değildir; “yandaş” kelimesi uygundur değildir işin bu kısmı beni pek ilgilendirmiyor. Bazı medya gruplarının kendi dünya görüşleri, politikaları, inançları gereği iktidarlara destek vermelerinde bir beis de görmüyorum. Yeter ki bu destek menfaat paylaşımı noktasında olmasın. Bunun örneklerini ve belki de en keskin çizgilerle kendini belli edenlerini gelişmiş demokrasilerde de görüyoruz.



Türkiye’de işler bazen çok farklı işliyor. Özellikle Doğan Grubu’nun elindeki medya gücünü silah gibi kullandığını biliyoruz. Aydın Doğan bu gücü suistimal etmeseydi, silah gibi kullanmasaydı vakti zamanında kukla bir başbakanı pijamalarıyla karşılayacak kadar ileri gidemezdi galiba!



Şimdi aynı Aydın Doğan’ın, Hilton arazisinin imar planında değişiklik yaptıramadığı için elindeki medya silahını mevcut iktidara karşı nasıl kullandığına şahit oluyoruz. Almanya’daki Deniz Feneri davası, Gökçek-Kılıçdaroğlu düellosu ve son olarak Kadir Topbaş’a rakip olan Kemal Kılıçdaroğlu’na verdikleri sınırsız destek…



Kılıçadoğlu’nun adaylığı açıklanınca Kanal D’nin pıtırcık sunucusu, gaf kralı Mehmet Ali Birand tüm şirinliğiyle CHP’nin adayına aynen şöyle hitap ediyor: “Kemal Bey tekrar hayırlı olsun. İnşallah kazanacağız!” Gülsek mi, ağlasak mı, yoksa “takke düştü, kel göründü” mü desek? Tam bu noktada, Doğan Grubu’nun yandaş medya ithamına en çok muhatap olan Haber7 imdadımıza yetişiyor ve olayın adını koyuyor: Candaş Medya!



Doğan Grubu’nun hedefi büyük… Ama ciddi açık veriyorlar, menfaat merkezli gerçek amaçlarını çok belli ediyorlar… Beklentileri şöyle: Kadir Topbaş, medya eliyle yıpratılacak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını Kemal Kılıçdaroğlu kazanacak, yeni başkan Hilton arazisiyle ilgili imar planını değiştirecek… Sonra Aydın Doğan rezidansları dikince gelsin milyon dolarlar.



Benden hatırlatması… Aydın Doğan’ın İstanbul’da desteklediği tüm adaylar bugüne kadar hep kaybetti. Kılıçdaroğlu da kaybetmeye mahkûm! Neden mi? Çünkü vizyonu yok, misyonu yok, projesi yok, CHP’nin belediyecilikteki mazisi -özellikle İstanbul’da- tam bir fiyasko, düşük profilli bir aday vs. Ancak Kılıçdaroğlu’nun kaybetmeye mahkûm olmasının başka ve önemli bir sebebi daha var.



Halkımız, en çok Aydın Doğan’ın pornografik gazetelerine para verse de bu tür olaylardaki gerçek niyetini çok iyi bildiği için ondan ve onun çizdiği yoldan her zaman tiksinmiştir.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

13 Ağustos 2008

Yarasalar İçin Yeni Hedef: Edibe Sözen

Ak Parti’nin İletişimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Edibe Sözen, geçtiğimiz günlerde bir yasa taslağıyla gündeme geldi. “Gençleri Koruma Yasası” başlığını taşıyan taslak gündeme gelir gelmez tartışma konusu oldu.



Taslağın içeriğinde; ilköğretim dâhil tüm okullara, her din mensubu için ibadethane açılmasını; gençlerin pornografik yayınlardan uzak tutulması için çeşitli önlemler alınmasını; 18 yaşından küçük gençlerin tek başlarına (yanında velisi olmaksızın) otel, disko, müzikhol, taverna ve saz evlerine; 16 yaşından küçük olanların ise 22:00 ile 05:00 saatleri arasında lokanta ve restoranlara da girmelerinin yasaklanmasını öngören düzenlemeler vardı.



Edibe Hanım taslağı medya ile paylaşınca malum cephe kıyameti kopardı. Her zamanki kadrolu yarasalar deliklerinden çıktı. Yine “laiklik elden gitti, şeriat geliyor, irtica” yaygaraları koparıldı. İşin ilginç yanı, malum çevrelerin “yandaş medya, dinci medya” gibi isimlerle hor görmeye çalıştığı medya kesimi tarafından da taslağa gereken ilgi gösterilmedi. Belki ilgi gösterildi; ama Edibe Hanım’a sahip çıkılmadı.



Dünkü (12.08.2008) Ak Parti MKYK toplantısından sonra yapılan açıklamada ise söz konusu taslağın, Edibe Sözen’in kişisel bir çalışması olduğu ve parti tarafından benimsenmediği belirtildi. (Ne diyeyim siz gidin kerameti Deniz Bölükbaşı’ndan menkul MHP’nin tuzak taslaklarına balıklama atlayın; belki partiniz bu sefer kesin kapatılır.) Ak Parti’nin korkusunu anlıyorum; ama bu kadar pısırıklık da çok fazla abartılı değil mi?



Edibe Sözen, taslağını savunurken aynı uygulamaların birçok Avrupa ülkesinde (özellikle Almanya’yı örnek veriyor) ve Amerika’da da var olduğunu belirtiyor. Nedense hep Batıyı referans alıyoruz. Bu, savunmanın bir parçasıdır denebilir. Çünkü sizi sindirmeye çalışanlar, gericilikle, dünyaya kapalı olmakla suçlayanlar işlerine geldiğinde Batıyı referans gösteriyorlar. Siz de aynı referansı gösterdiğinizde bu sefer, “bizim kendimize göre dinamiklerimiz var” diyorlar. Dinamik dedikleri şey ise aslında toplumun temellerine koydukları dinamitten başka bir şey değil. İçi boş, dayanaksız ifadeler.



Sahi, NEDEN sadece bizim kendimize özgü dinamiklerimiz var? Kimilerine göre Yecüc-Mecüc, kimine göre Yüzüklerin Efendisi serisindeki Orklar, Darwin’e göre ise aşağı ırk olduğumuz için mi kendimize özgüyüz? Bu aşağılamayı, bu sınırlı dini özgürlük anlayışını, bu devşirme-dönme oyunlarını, bu geri zekâlıca ve alçakça yorumlamayı tersine çevirmek için illa birilerinden izin ve “olur” mu almamız gerekiyor?



Gençleri ağına alan pornografi, dini boşluk, gece hayatı, gece hayatının kaçınılmaz sonucu uyuşturucu ve fuhuş... Bunlar hangi toplumu ihya etti? Dinden ve ahlaktan tamamen soyutlanmaya çalışılan ülkelerin toplumsal yapısı ortadadır.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: