28 Ocak 2008

Dizi Dizi Dizilmek

Televizyon ekranları diziden geçilmiyor. Ekran karşısına dizi dizi dizilenler ise beyinlerini şeytana sattıklarının farkında değiller. Ellerinde kumanda, efsunlanmış gözlerle beyaz cama kilitlenenler hangi uzaktan kumandayla ele geçirildiklerini hiç düşünmüyorlar. Düşünmüyoruz

Hayatımızın akşam kuşağı başlayınca aslında kayıp bir kuşak başlıyor. (bu kayıp kuşak olgusu çalışmayanların özellikle hanımların tüm günü kapsıyor) Aslına bakarsanız, keşke kayıp kuşak olsa! O akşam kuşağında öyle şeyler kaçırıp öyle şeyler kaybediyoruz ki, inanın ya farkında değiliz ya da bizi göbekten değil de belki beynimizden bağlayarak iplerimizi ellerinde bulunduranların tahakkümlerinden asla kurtulamıyoruz.

Yerli ve yabancı çoğu yapımcı ve yönetmenin, kendisinin asla yaşamadığı, yaşamak istemeyeceği bir hayatı bize empoze etmesine göz yumuyoruz. Çok iyi biliyorum ki, işledikleri iğrenç felsefelerini, dünya görüşlerini, yaşam biçimlerini birkaçı hariç hiçbiri benimsemiyor. Mide bulandıran ilişkiler yumağını ve yozlaşmış Batı kültürünün asi yüzünü hayatımıza sokmalarının en önemli sebebi ise tapını malzemesi yaptıkları para! Bu tür film ve diziler çok iyi reyting alıyor. Reyting ise para demek… Başka bir sebep ise bu tür dizilerin bozuk bir felsefeyi yaymayı amaç edinmiş tek bir merkezden yönlendiriliyormuş izlenimi vermesi. Sanki gizli bir merkez bütün film ve dizi yapımcılarına aynı emri veriyor: “İçinde bulunduğunuz toplumun ne kadar iyi, güzel, doğru ve hayati değeri varsa hepsini yerle bir edeceksiniz. Ahlâkı çökerteceksiniz. Dini duyguların altını oyacaksınız. İnsanları, inandıkları gibi yaşamanın değil yaşadıkları gibi inanmanın hoş ve doğru olduğu konusunda ikna edeceksiniz. Kiminiz güldürerek, kiminiz hüzünlendirerek, kiminiz gençlik dizisi yaparak, kiminiz ihtida ve hidayet dizisi yaparak bunu başaracaksınız!” Sahi böyle emir veren bir merkez var mı? Eğer varsa çok kötü. Yoksa neden bütün film ve diziler aynı elden çıkmış gibi sırıtıyor? Dolayısıyla imha amacı taşıdığı apaçık olan dizilerle ihtida iddiasında olan diziler arasında bir fark görmüyorum. Nabza göre şerbet veriyorlar diyebilirim.

Bu akşam ekrana biraz daha dikkatli bakın. Gerçekten bir-iki diziye göz attıktan sonra rahatsız olmadıysanız, üzgünüm; ama siz zaten kaybedilmiş bir bireysiniz. Eğer rahatsız olma unsurları bulma ihtimaliniz varsa biraz gayret edin. Emin olun bulacaksınız; bulunca da ekrandan uzaklaşmaya çalışın. Çünkü siz beyaz camın karşısına her geçtiğinizde ve düğmeye her bastığınızda gizli geri sayım başlıyor. Bu geri sayım, beyninize gönderilen sinyaller yoluyla yavaş yavaş ele geçirilmenizin geri sayımı…

Sakın ola, bana, “hikâye anlatma” demeyin; 25. kare olayını (Google’da 25. kare yazınca çok geniş bilgiye ulaşılabilir) bir araştırın. Bir bakın nasıl ele geçiriliyormuşuz.

Başlıktaki dizi dizi dizilmek ibaresi işte bunu anlatıyor. Senin ayrı diziyi benim ayrı diziyi izlemem sonucu değiştirmiyor. Hepimizi birkaç dizi eliyle aynı ipe dizerek aynı yola sokuyorlar.

İnsanoğlu! Gördüğüne yavaş yavaş alışan, alıştığını doğru, güzel ve hoş kabul eden zayıf yaratık… Televizyona, kendi icadına yenildin!

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: