Süleyman Aras
Darısı Başımıza, En Büyük Ceza En Başımıza
Süleyman Aras
“Gördüğün her sakallıyı deden zannetme!” Bu cümleyi, ilk psikoloji dersinde duymuştum. Bu cümlenin hayat düsturu yapılması gerektiğini düşünüyorum. Dikkat edin, şimdi paylaşacağım olay bu cümle ile çok ilgili…Süleyman S. Aras
Vodafone’nun gençlere özel uygulaması FreeZone’un reklamlarında diyor ya hani; “gençlik bir kere yaşanır, özgürce yaşa!” diye. 'Sen yine de böyle sloganlara pek rağbet etme' derim ben; hayat böyle tatlı ve süslü sloganlardan ibaret değildir. Çok da özgür yaşama bence… Seni sınırlayan şeyler olsun.
Adam doğru söylüyor aslında; ama eksik söylüyor “gençlik bir kere yaşanır…” ve çok kısadır. Önünde ise yaşayacağın uzun bir sonsuzluk var. Kısa gençliğini ona göre yaşa. Tarifeni, uygulamalarını, davranışlarını ve özgürlüğünün sınırlarını ona göre seç.
Genç adam ve genç hanım… Sen yine de çok özgür yaşama… Tarifeni aşma.
Öte tarafta bir FreeZone yok!
Süleyman S. Aras
2 yorum
"Altın Çiçeğin Laneti" adında bir film vardı. Çağrışımın herhangi bir yerinden tutmak zor belki; ama şimdilerde piyasada Altın Çilek laneti var. Ve bu ciddi ciddi moda!
Umut tacirleri, bu moda ile hayat söndürmeye devam ediyor. Henüz sadece ölüme çare bulamayan; ölüm dışında her türlü hastalık ve bağımlılığa çare bulan umut tacirleri, uyduruk ürünlerle insanları kandırmaktan ve bazılarının da hayatını karartmaktan vazgeçmiyor.
Son olarak Bartın’dan gelen bir habere göre, Altın Çilek adlı uyduruk zayıflama haplarından kullanan Fatma Sinaplı adında 50 yaşındaki bir kadın hayatını kaybetti.
İnsanlarımız nedense böyle mucizevî, sihirli, sınırsız vaatleri olan ürünlerin peşinde koşmaktan kendini alamıyor. En ciddi hastalıklarda bile bir doktorun “ameliyat” demesiyle yetinmeyip ikna olmayan ve on doktor gezen hastalarımız, uyanık simsarların mucizevî kremlerine, haplarına, tozlarına, marmelatlarına ve şuruplarına balıklama atlıyor.
Gelin vazgeçin… Üç kuruşluk otları birbirine karıştırarak size yüz katı fiyatlarla satanlar, apartman ve plaza dikerken siz kendi ellerinizle, zar-zor kazandığınız paralarınızla kendi mezar taşınızı dikmeyin.
Altın Çileğin ve bilumum uyduruk ilaçların(!) ve onları üretip satan şarlatanların peşinden koşmayın. Zayıflama, sigara bırakma, çocuk sahibi olma vb. konularda mutlaka doktor ve klinik kontrolünde olun.
Süleyman S. Aras
28 Şubat Süreci’nin karanlık ismi Çevik Bir, dün, Ergenekon savcılarından Zekeriya Öz’e “şüpheli” sıfatıyla ifade verdi. Şüphe, bir suikast planıyla ilgiliydi. İddiaya göre, Çevik Bir, Başbakan Erdoğan ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’e suikast planlıyordu.
Çevik Bir’in geçmişine bakınca ona “şüpheli” demek zorlama bir ifade olur. O, olsa olsa olağan suçlu olabilir.
Bunlar çok da önemli değil aslında. Sayın Savcı, siz suikast planını falan boş verin de Mason üstadı Çevik Bir devşirmesine 28 Şubat’ın hesabını sorun.
Sadece ifade de almayın.
Türkiye’ye kaybettirmesinin, halkı birbirine düşürmesinin, Firavunlaşıp onları köle yerine koymasının, karanlık toplumsal operasyonlarının, demokrasiye balans ayarı yapmasının, devleti tamamen İsrail eksenine çekmesinin hesabını sorun. Toplumun içindeki öfkeyi dindirecek bir bedel ödetin.
28 Şubat’ın işgal subayı Çevik Bir, bir ifadeyle kurtul-a-mamalı. Bu halktan ve devletten aldıklarının tamamını geri vermeli.
Süleyman S. Aras
Bir süredir Türkiye ile Ermenistan arasında geliştirilmeye çalışılan ve Diasporaya rağmen devam eden diyalog çalışmalarının Azerbaycan’ı rahatsız edecek bir zemine yaklaştığı iddiaları gündemde…
Wall Street Journal gazetesinin iddiasına göre Türkiye ile Ermenistan arasında 16 Nisan’da imzalanacak anlaşma; sınırların resmen tanınması ve sınır kapılarının açılmasını, diplomatik ilişkilerin tamamen yeniden başlamasını, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesi için ortak komisyonların kurulmasını kapsıyor.
Bu iddianın doğru olduğuna inanmak istemiyorum. Eğer doğruysa Türkiye, Azeri kardeşlerine çok büyük bir haksızlık yapmış olacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’nın dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu’nun “komşularla sıfır problem” stratejisi gereğince geliştirilen bu diyaloglar bir yönüyle elbette doğrudur. Olması gereken de budur. Ancak Ermeni işgali altındaki Dağlık Karabağ meselesi halledilmeden, hele hele Ermeni-Azeri sınırında yer yer çatışmalar yaşanırken Türkiye’nin Ermenistan ile diyalog dışında bir ilişki geliştirmesini, sıradan bir vatandaş olarak ben de doğru bulmuyorum.
Türkiye kamuoyunda, Azerbaycan’ın KKTC’yi henüz tanımamasından dolayı, ‘onlar da bizden yana tavır almıyorlar, biz neden onları destekleyelim’ gibi basitçe geliştirilmiş bir söylem var. Azerbaycan’ın bu konuda elinin kolunun bağlı oluşuyla bizim dış politikadaki ağırlığımızı kıyasladığımızda, Azerbaycan’ın bizden beklentilerinin çok daha fazla olmasını, Ermenistan konusundaki her adımımızdan rahatsızlık duymasını anlayışla karşılamamız ve Azeri kardeşlerimizi incitmememiz gerektiğini düşünüyorum. Türkiye, özellikle son yıllarda dış politikada ağırlığını hissettirebilen bir ülke iken Azerbaycan kendi ayaklarının üzerinde yeni yeni durmaya çalışan bir ülkedir. Özellikle bundan dolayı Azerileri incitmememiz, Azerbaycan’a yanlış yapmamamız gerekiyor.
Bizim anlam dünyamıza kazınmış çok muhteşem bir ifade vardır; onunla bitirmek istiyorum: “Gönül umduğundan küsermiş." Azerbaycan bizden çok şey umuyor; onları küstürmeyelim.
Süleyman S. Aras
Wall Street Journal gazetesinin iddiasına göre Türkiye ile Ermenistan arasında 16 Nisan’da imzalanacak anlaşma; sınırların resmen tanınması ve sınır kapılarının açılmasını, diplomatik ilişkilerin tamamen yeniden başlamasını, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesi için ortak komisyonların kurulmasını kapsıyor.
“Bütün kitaplar, bir tek kitabı anlamak (veya anlatmak) için yazılmıştır.” Burada konu edineceğim kitap, o tek kitabı anlama çabalarının bir sonucu olarak yazılan kitapların en başarılılarından biridir. Bosna Hersek’in merhum cumhurbaşkanı Ali (Aliya/Alija) İzzetbegoviç tarafından kaleme alınan “Doğu ve Batı arasında İslâm” adlı kitaptan biraz bahsetmek istiyorum.
Kitap, Nehir Yayınları tarafından basılmış. Özellikle internet başta olmak üzere birçok yerden temin etmek mümkün… Kitapla ilgili teknik ayrıntılara girmek istemiyorum. Ancak okunması gereken en önemli kitaplardan birisi olduğunun altını ısrarla çiziyorum.
Kitabın adından da anlaşılacağı gibi Bilge Kral lakaplı yazar Ali İzzetbegoviç bu kitabında, dünyanın bütün büyük fikri blokları arasında İslâm’ın müstesna yerini tespit ediyor. Özellikle bu fikri blokların en önemlileri olan materyalizm ve Hıristiyanlık, birçok konuda değerlendirilerek eksiklikleri ve bu iki bloğun iki aşırı uçtaki duruşları belirtiliyor. Birinin aşırı maddiyatçı, diğerinin aşırı maneviyatçı görüşleri, temelleri, tutarsızlıkları ve teoride ne kadar başarılı olsalar da uygulamada başarılı olamamaları ve bunun nedenleri anlatılıyor. Hıristiyanlığın, insanın doğasında var olan tüm insani özelliklerini törpüleme ve onu “melek” yapma güdüsü; materyalizmin ise insanın manevi yönünü tamamen inkâr ederek insanı “mükemmel hayvan” olarak görmesi reddedilmiş, tüm bunların karşısında üçüncü bir yolun mutlaka var ve bunun da İslâm’ın ta kendisi olduğunu ortaya koyuyor. İslâm’ın, insanın her iki yönünü de göz önünde bulundurarak kurduğu sitemin ne kadar mükemmel, akla ve ilahi projeye ne kadar uygun olduğu tereddüde yer bırakmayacak bir şekilde anlatılıyor kitapta.
İnanın, benim kelimelerim Bilge Kral’ın, “Doğu ve Batı Arasında İslâm” kitabını anlatmaya yetmiyor. Eğer okumadıysanız (kim olursanız olun; hangi din, mezhep veya dünya görüşünü benimsiyorsanız benimseyin; ama) bu kitabı mutlaka okuyun derim.
Ben, şahsen, kitabı okumadan önce, Ali İzzetbegoviç’i sadece bir komutan, Bosna Devlet Başkanı veya bir hareket önderi olarak tasavvur ederdim. Bu kitabı okuduktan sonra “bilge” ve “kral” kelimelerinin nasıl bir araya gelebildiğini ancak anladım. Neden sonra, bu "Bilge Kral" sıfatının yalnız ve yalnız ona yakışabileceğini düşünüyorum.
Daha önce başka bir yerde kurduğum cümleyi tekrar kuruyorum: “Bilge Kral! Sen… Keşke bize doğsaydın…” Ruhuna Fatiha!
“Bütün kitaplar, bir tek kitabı anlamak (veya anlatmak) için yazılmıştır.” Burada konu edineceğim kitap, o tek kitabı anlama çabalarının bir sonucu olarak yazılan kitapların en başarılılarından biridir. Bosna Hersek’in merhum cumhurbaşkanı Ali (Aliya/Alija) İzzetbegoviç tarafından kaleme alınan “Doğu ve Batı arasında İslâm” adlı kitaptan biraz bahsetmek istiyorum.
Hiç yorum yok
Denklik Sorununun Çözümü Yeni YÖK'ün Boynunun Borcudur