Balyoz Planına İyi Tarafından Bakış

İster Polyannacılık deyin, ister dalgamı geçtiğimi düşünün. Ben Taraf gazetesinin deşifre ettiği Balyoz planının bir kısmına iyi tarafından baktım. ‘Demek ki, her kötü planın iyi sonuçları da olabilirmiş’ diye düşündüm. Tabi, benim bu düşüncem planın deşifre olmasına bağlıydı. Plan deşifre olmasaydı herhangi bir sonuç -zaten- olmayacaktı.

Ben olayda şöyle bir hayır gördüm. Söz konusu plan bize Türk basınındaki “adam gibi adamlar” ile “çürük elmalar” listesini sunuyor aslında. Bir bakıma… Bunun için çok faydalı oldu.

Plana göre darbe yapılınca tutuklanacak yazarlar, yani aslında en çok okumamız, arkasında durmamız ve itibar etmemiz gereken yazarlar şunlar: Abdullah Aymaz, Abdullah Yıldız, Abdurrahman Dilipak, Ahmet Altan, Ahmet Taşgetiren, Akif Emre, Ali Bayramoğlu, Ali İhsan Karahasanoğlu, Cengiz Çandar, Ekrem Dumanlı, Emre Aköz, Etyen Mahçupyan, Fehmi Koru, Gülay Göktürk, Haluk Örgün, Hasan Celal Güzel, Hasan Karakaya, Hidayet Karaca, Hrant Dink, Hüseyin Gülerce, Kazım Güleçyüz, Mehmet Altan, Mehmet Ocaktan, Murat Belge, Mustafa Erdoğan, Mustafa Kaplan, Mustafa Karaalioğlu, Nazlı Ilıcak, Nuh Gönültaş, Perihan Mağden, Sadık Albayrak, Serdar Arseven, Sibel Erarslan, Umur Talu ve Yavuz Bahadıroğlu. Yani bir avuç iyi insan…

İçlerinden bazıları için “Türk basınının yüzkarası” ve “beş para etmez adam” tabiri çok rahat kullanılabilecek ve darbe sonrası işbirliği yapılacak yazarlar dolayısıyla toplum mühendisleri ise şunlar (tabi yine plana göre): Abbas Güçlü, Adnan Bulut, Ali Baransel, Ali Can Değer, Ali Kırca, Ali Sirmen, Alper Turgut, Altemur Kılıç, Arslan Bulut, Ayşe Nur Bulut, Ayşe Nur Arslan, Ayşe Özgün, Baki Şehirlioğlu, Behiç Kılıç, Bekir Coşkun, Bülent Özdemir, Can Ataklı, Cem Aydın, Cüneyt Arcayürek, Coşkun Kırca, Emin Çölaşan, Enis Berberoğlu, Erdal Güven, Erdal Şafak, Erdem Arif Sürek, Ergun Ayaz, Erol Manisalı, Erol Mütercimler, Ertuğrul Özkök, Esin Dalay, Faruk Kırtay, Fatih Altaylı, Fatih Çekirge, Fikret Bila, Filiz Güler, Gül Sülün, Güler Kömürcü, Gündüz Aktan, Güneri Civaoğlu, Güngör Mengi, H. İbrahim Büyükfuran, Hakan Aygün, Haluk Şahin, Hasan Pulur, Hasan Ünal, Hayati Arıgan, Hayrullah Mahmud, Hikmet Bila, Hulki Cevizoğlu, İbrahim Yıldız, İclal Aydın, İlhan Selçuk, İlker Sarıer, İsmail Küçükkaya, İsmail Polat, İsrail K. Kumbasar, Kadri Gürsel, Kemal Yavuz, Kemal Yurteri, Kerim Can Kamal, Levent Gençelli, Leyla Umar, Mehmet Ali Kışlalı, Mehmet Faraç, Mehmet Güler, Mehmet Soysal, Mehmet Şehirli, Mehmet Tezkan, Mehmet Yakup Yılmaz, Melih Aşık, Metehan Demir, Metin Uca, Mine G. Kırıkkanat, Mine Şenocaklı, Muharrem Sarıkaya, Murat Çelik, Murat Demirel, Murat Yetkin, Mustafa Bağdiken, Mustafa Balbay, Mustafa Mutlu, Mümtaz Soysal, N. Oktay Apaydın, Nail Güreli, Namık Kemal Zeybek, Necati Doğru, Necdet Sevinç, Nejdet Coşkun, Nuray Başaran, Nuri Çolakoğlu, Nuri Elibol, Nuri Sefa Erdem, Oktay Ekşi, Olga Ünaydın, Orhan Birgit, Orhan Saat, Özdemir İnce, Rahmi Turan, Rıza Zelyut, Ruhat Mengi, Ruşen Çakır, Sabahattin Önbikar, Saygı Öztürk, Sedat Ergin, Sefer Darıcı, Serdar Akinan, Serhar Alaattinoğlu, Soner Yalçın, Sultan Uçar, Süheyl Batum, Süleyman Arat, Şenol Demirci, Şükran Pakkan, Şükrü Küçükşahin, Taki Doğan, Taşkın Şenol, Tayfun Devecioğlu, Taylan Sorgun, Tufan Türenç, Tuncay Özkan, Ufuk Büyükçelebi, Ugur Cebeci, Uğur Dündar, Uğur Şefkat, Ümit Özdag, Ümit Zileli, Ünal İnanç, Yalçın Bayer, Yalçın Bel, Yaşar Nuri Öztürk, Yavuz Gökalp Yıldız, Yazgülü Aldoğan, Yılmaz Özdil, Yücel Yener, Zafer Mutlu, Zafer Tokuş, Zekeriya Beyaz, Zübeyir Kındıra

İşbirliği yapılacak kişiler listesinde bazı isimlere itiraz hakkımı saklı tutuyorum ama isminin altını çizdiklerime (bold olanlar) dikkat!

Süleyman S. Aras

Ağca Tahliye Oldu, Sonrası Ya Kıyamet Ya Garabet

Gazeteci Abdi İpekçi’yi öldüren, Papa 2. Jean Paul’a başarısız bir suikast düzenleyen (bunun için İtalya’da hapis yattı) bunların yanı sıra iki ayrı gasp suçundan dolayı Sincan Cezaevi’nde yatan Mehmet Ali Ağca tahliye edildi.

Şüphesiz taşıdığı sırlar bakımından çok önemli bir kişi Mehmet Ali Ağca… Özellikle Papa suikastı ile ilgili iddialar, olayın uluslar arası ve derin boyutlarına işaret ediyor. Abdi İpekçi’ye sıktığı kurşunların çıktığı tabancayı tutan el veya eller ile ilgili sır perdesi ise günümüze kadar tam olarak aralanabilmiş değil. Bu konudaki en önemli iddia Aydın Doğan ile ilgili: Dönemin çömez girişimcisi Aydın Doğan Milliyet gazetesini satın almak istemektedir. Ancak o zaman Milliyet’in Başyazarı olan Abdi İpekçi bu satışa şiddetle karşı çıkmaktadır. Aydın Doğan, İpekçi öldürülünce Milliyet’e kolayca sahip oluverir. O günden beri Aydın Doğan üzerindeki şüphe bulutları varlığını hep sürdürdü.

Şüphesiz olayla ilgili sorular oldukça fazla. Bunların en ciddileri: Ağca’ya kim ya da kimler yardım etti? Vur emrini kim verdi? Olaydan sonra tutuklanan Ağca, yargılanırken Türkiye’nin en iyi korunan cezaevlerinden biri olan Maltepe Askeri Cezaevi’nden elini kolunu sallayarak nasıl kaçtı? Bu kaçışa yardım ettiği iddia edilen askeri personelden Ömer Astsubay nasıl buhar oldu? Benzer sorular ve hatta daha ciddileri Papa suikastı ile ilgili de çok sorulmasına rağmen Ağca’nın her iki olay için verdiği en bilinen fakat hiç tatmin etmeyen cevabı “tetiği ben çekmedim” oldu. Bu cevap tatmin edici değil. Çünkü Ağca cümlenin devamını hiç getirmedi.

Peki, bundan sonra ne olacak? Hâkim hava şu: Herkes merak içinde. Ağca ne/neler yapacak veya ne/neler söyleyecek? Yalnız, Doğan Grubunda merakın yanında telaş da var. NTV’de Canlı Gaste programını yapan Can Dündar, dünkü programa telefonla katılan Mehmet Ali Birand’a “…peki, bundan sonra ne yapacağız?” diye sorunca Birand, beni çok şaşırtan şu tarihi cevabı verdi: “…valla, Ağca’yı pek dikkate almayacağız!”

Söz konusu programda da bir kısmı konuşulduğu gibi Ağca’nın mevcut uluslar arası ününü biraz daha geliştireceği, kapısının önünde kuyruk olan yerli ve yabancı medya mensuplarına para karşılığı beyanat vereceği, çeşitli yer ve zamanlarda konferanslar düzenleyeceği, film, dizi, evlilik teklifleri alacağı, kitap yazacağı dolayısıyla çok iyi para yapacağı kesin. Her şeyden önemlisi Ağca çok konuşacağı sinyallerini daha ilk günden verdi. Ancak Ağca’nın çok konuşup hiçbir şey söylememesi de mümkün. Sırlarıyla gömülmeyi tercih etmeyeceğini kimse iddia edemez. İşte o zaman birkaç dosya, tüm yanlarıyla ve yalanlarıyla birlikte -bu dünya için- bir sır olarak kalır. Milyarlar söylentilerden başka bir bilgiye sahip olamaz. Bugün de yarın da…

Bazılarına göre Mehmet Ali Ağca çok iyi bir oyuncu ve bugüne kadar yapıp ettikleri, söyledikleri, işaret ve hareketleri şovdan ve tiyatrodan ibaret. Karşısındakilerle kedi, fare ile oynar gibi oynuyor. Bu iddia da yabana atılacak bir iddia değil.

Kapalı kutu Ağca açılırsa gerçekten Türkiye’de ve dünyada bazılarının kıyameti kopabilir. Birçok karanlık senaryo aydınlanabilir. Ya da Ağca, perde gerisindeki oyunculara rol vermeden tek kişilik tiyatrosunu oynamaya devam ederek ("ben tanrı değilim, tanrının oğlu değilim; Mesih'im, gerçek İncil'i yazacağım, kıyameti bildiriyorum" diyerek) garabetiyle gömülür.

Süleyman S. Aras

Sarayı Hücre Sanan Bebek Katili

İmralı’da yatan ve bebek, çocuk, kadın, genç, yaşlı, öğretmen, imam, asker demeden otuz binden fazla insanı katleden eli kanlı çetenin başı, bulunduğu cezaevinin şartlarından şikâyetçi olmaya devam ediyormuş.

Giyotinden, ipten, yağlı kazıktan, paslı kurşun yağmurundan kurtulmuş birinin cür’etine bakar mısınız? Küstahlığın bu kadarı!

Şerefsiz maşa! Bu devletin başbakan asan hainleri seni bağışlayıp ipten almış, müstakil bir adaya yerleştirmiş ve camız (camış) besler gibi besliyor; avukatların aracılığıyla PKK-BDP(DTP)-KCK üçlüsünü idare etmene ses çıkarmıyor. Daha ne istiyorsun haramzade nankör?

Dağlarda;

Göbeğini kaşıdığın,
Boktan çaldırak bağlayan kıçını zor toparladığın,
Mağaralarda, insan bozması farelerinle koyun koyuna uyuduğun,
İsrail’den gelen kurtlu konservelerden zıkkımlanmak zorunda olduğun,
Yakalanıp Türkiye’ye getirilirken rezil ve zelil hallerini,
Mahkeme edilirken yalvarıp yakardığın günlerini ne çabuk unuttun?

Sen unutmuş olabilirsin ama biz hiçbir şeyi unutmadık:

Kurşunladığın bebekleri unutmadık,
Gözyaşına boğduğun ocakları unutmadık,
Yetim ve dul bıraktıklarını unutmadık,
Kendi kardeşlerine bile kurşun sıktığını unutmadık,
İğrenç, derin ve kanlı eller tarafından nasıl kullanıldığını unutmadık,
Bu ülkeye attığın kazığı unutmadık,
Dağa çıkardığın delikanlılara önce kendi yakınlarını öldürttüğünü unutmadık,
Dağa kaldırdığın kızlardan beğendiğinin ırzına geçtiğini unutmadık,

Sen şimdi yat-kalk, o surların arkasında nefes alabiliyor olmana sevin, zira “dua et…” diyemeyeceğim.

Son olarak, “bu millet balık hafızalıdır” diyenler fena halde yanılıyor…

Bu millet unutmaz, unuttu zannedersin, gücü yok, bir şey yapamaz sanırsın; bekler, bekler, bekler… Zamanı gelince intikamı çok acı ve çok sarsıcı olur.

Bu milletin düşmanlığından korkun!

Süleyman S. Aras

Son Sigara Zammından Sonra Olası Durumlar

Son vergi zammından sonra sigara fiyatları fırladı. Gerçi fahiş fiyatla satış yapan bazı uluslar arası firmalar indirim yaparak zammı tüketiciye yansıtmamaya çalıştı ama ‘yeni sigara zammı yolda’ haberleri de geliyor.

Bu yazımda, son zamdan sonra arkadaş ortamında yapılan geyikleri yazmak istedim. Blogun da ciddi havasından biraz uzaklaşıp biraz deşarj olmuş oluruz.

İşte son zamdan sonra olası durumlar:

“Herhangi bir bulaşıcı hastalığı olmayan ilk sahibinden, yarısı içilmiş bir adet sigara, yarım simide duyulan acil ihtiyaçtan dolayı satılıktır.” Şeklinde bir ilan görebilir, böylece ciddi bir ikinci el sigara pazarı oluştuğuna şahit olabilirsiniz.

Facebook’daki öğrenci veya genç grupları tarafından oluşturulan duvarlar ile okullardaki panolarda rastlanabilecek bir duyuru: “Arkadaşlar, ortaklaşa alınması düşünülen bir paket sigara için cesur girişimciler aranmaktadır. İlgilenenlerin…” (Bu fikir Emre Şahin’e aitti) İyi de paket kimde duracak? Ciddi bir güven sorunsalı!

Önceden, babadan veya öğretmenlerden saklanmak için paçaya indirilip çorabın içine sıkıştırılan paketler, yeni zamdan sonra otlakçılığa iyice alışan arkadaş korkusundan indirilecek.

Peugeot’un reklamında, adamın arabasını vermemek için “anahtarı bende değil ki” dediği gibi sigara ikram etmek istemeyen cimriler için “paket yanımda değil” bahanesi hayati öneme sahip olacak ve en çok başvurulan yöntem olmaya devam edecek.

Babaların sigaraları daha erken bitecek. Çünkü cepçi evlatların türemesi muhtemel…

Sigara isteyen birine “abi ben sigarayı bıraktım” deyip gizli gizli içenlerin sayısında patlama olacak.

Her şeyden önemlisi, son zamların sayesinde -en az bir kişi bile olsa- sigarayı bırakan olacak.

Bugünlük bu kadar yeter. Şimdilik hoşça kalın.

Süleyman S. Aras

CHP Genel Başkanlığına Giden Yol

Deniz Baykal’ın günümüze kadar yaşadığı çelişkiler yumağını biraz incelediğimizde CHP genel başkanlığına giden yolun bileşenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

-Yıllar önce, darbe ürünü mevcut Anayasanın Türkiye’ye yetmediğini ve değişmesi gerektiğini iddia ederek raporlar hazırlamak ve Anayasa taslağı hazırlamak. Yıllar sonra, Anayasa değişikliğine ve sivil Anayasa çalışmalarını gereksiz görüp buna karşı çıkmak.

-Yıllar önce, geniş anlamda Doğu ve Güneydoğu, dar anlamda ise Kürt raporu hazırlayarak adı geçen bölgelere ve Kürtlere yönelik çeşitli açılımların, bazı temel hakların sağlanmasının zorunlu olduğuna dair tezler ileri sürmek. Yıllar sonra, bir iktidar bu konuda adım atınca “ülke bölünüyor!” şeklinde kıyamet koparmak.

-Yıllar önce, tüm vatandaşların temel hak ve hürriyetler karşısında eşit olması, başörtüsü sorununun çözülmesi gerektiği fikrini savunmak, buna yönelik (veya seçime yönelik) ‘çarşaf açılımı’ dahi geliştirmek. Ancak çözüme ve eşitliklere yönelik çabalar ortaya konunca bunları engellemek için Anayasa Mahkemesine başvurarak çözümü engellemek.

-Yıllar önce, Özel Harp Dairesinin, özellikle de Kozmik Odanın araştırılmasını ve varsa örtülü operasyonların deşifre edilmesini istemek, bunun için milletvekili arkadaşlarıyla önerge vermek. Yıllar sonra, bu yöndeki çalışmalara karşı, saçma sapan gerekçelerle en güçlü muhalefeti göstermek.

-Susurluk için ‘yargıç’, Ergenekon için ‘avukat’ olmak. Bir nevi ‘senin karanlık yapılanman’ ‘benim karanlık yapılanmam’ gibi tehlikeli sularda yüzmek.

-Dünya solu Mersin’e giderken Türkiye solunu tersine götürmek.

ve en önemlisi:

-Omurgadan bahsedip omurgasız olmak.

Bu vb. sayısız çelişkilere bugünden başlayan, biraz da mürekkep yalamış herhangi bir CHP’linin 10 yıl sonra CHP genel başkanı olacağını -ihtimal dâhilinde- varsayabiliriz.

Süleyman S. Aras

Osman Baydemir'in Çocukluğuna İnmeli

Diyarbakır’ın BDP’li (eski DTP’li, ben PKK’lı diyorum) Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, geçen gün (son KCK operasyonundan sonra) ağzını bozarak hükümete küfretti. Operasyonların yanı sıra BDP (eski DTP)’lerin güvercin ve şahin diye iki farklı kanat olarak tanımlanmasına oldukça sinirlenmiş. Küfrederek rahatlamaya çalıştı. Bu olaya, CHP’li bazı aymazlar hariç kamuoyu tarafından büyük tepki gösterildi.

Osman Baydemir’in tavrını benimsememekle ve onaylamamakla beraber onu anlayışla karşılıyorum. Eğer küfürbazlık, onun çocukluğundan kalma bir özelliği ise -öyle olduğuna inanıyorum- psikolojik destek almadan ağzını düzeltmesi oldukça zor.

Osman Baydemir, -aşama aşama kaybettikçe, bölgede terörün beli kırıldıkça, halkın teröre sempatisi azaldıkça, açılımların küçücük de olsa filizleri görüldükçe vs.- ağzını her açtığında ya hakaret ya da küfür ediyor.
.
Tıpkı oyunda kaybetmeye başlayan, tüm hamlelerini ve becerilerini ortaya koymasına rağmen bilyelerini ütülmekten kurtaramayan veya kırmızı lolipopu elinden alınan, dolayısıyla ağlayarak, zırlayarak ve bir adım daha atıp ağzını küfürlerle doldurarak evinin yolunu tutan şımarık bir velet gibi Osman Baydemir… Kaybetmeye hiç hazır değil, örgütün diğer yandaşları gibi… Onlara ‘arkanızda biz varız, kaybetmeyeceksiniz’ demişlerdi… Ama kaybediyorlar, kaybedecekler.

Ayrıca BDP’lilerin güvercin ve şahin olarak iki ayrı kanattan oluşuyormuş gibi tanımlanmasına ben de karşıyım. Çünkü aslında yok birinin öbüründen farkı. Argoda bir tabir buna çok uyuyor ama gel de buraya yaz. Neyse anlayan anlamıştır zaten.

Bu arada, trafikte kimlik soran komisere küfreden AK Parti Elazığ Milletvekili Fevzi İşbaşaran’ı da aynı bağlamda değerlendirdiğimi belirtmeden geçmeyeyim. Milletvekili olmak, milletin tepesine çıkma hakkı vermez kimseye. İktidar mensubu olsanız da bu böyledir. Küstahlaşmaya gerek yok!

Süleyman S. Aras

İki Farklı Özgürlük Anlayışı

Kişisel kanaatime göre dünyaya hâkim olan iki farklı özgürlük anlayışı var. Bu özgürlük anlayışlarının ikisinde de -kaçınılmaz olarak- kölelik var! Yine de onlara özgürlük adını veriyoruz. Çünkü insanoğlu, doğası gereği özgür olmak istiyor.

Birincisinde özgürlük; sınırsız fikir, inanç ve vicdan özgürlüğünden ibarettir ve bu özgürlük anlayışı kendisini daha çok söylem ile ifade eder. Ancak söylemin bir sınırı vardır. Allah’a köledir, O’ndan başkasına ancak gücü yetmediğinde (kerhen) boyun eğer. Bu özgürlük anlayışı toplumcudur.

Diğer özgürlük anlayışında ise özgürlük “tek özne benim ama bedelini ödeyen herkes benim sahibim olabilir” anlayışı hâkimdir. Söylemden çok eyleme meyillidir. Bu anlayışta ise eylemin sınırı yoktur ve eylemin sonuçlarıyla ilgilenmez. Kölesi olduğu binlerce tanrısı ve tanrıçası, ilahı ve ilahesi olabilir. Bu özgürlük anlayışı -görünüşte- bireycidir.

İkinci özgürlük anlayışı için ‘görünüşte bireycidir’ dememizin sebebi şudur: Bireycilik ütopyadan ibarettir. Çünkü söz konusu olan, ideolojisini kişi/kişilerin oluşturduğu bir anlayışa diğer insanların katılımı ise (ki böyle) burada da tam anlamıyla bir bireycilik yok. Yani kimse durup dururken bireyci olmuyor. Bireycilik fikrinin/hareketinin etkisinde kalarak ‘bireyciyim’ diyor. Yönlendirme ve güdülemenin olduğu bir yerde bireycilikten bahsedilemez.

Sosyal bir varlık olan insanın, ta anne karnından ölünme kadar yönlendirme ve güdülenmeye açık olarak programlandığını düşünürsek, -karakter ve benlik farkları haricinde- bireycilik, ancak rüyası görülebilecek bir düşüncedir.

Süleyman S. Aras