Ordu İktidarları Boykot Ederken Neredeydin?

Türkiye’nin; tüm çelişkilerine, yanlışlarına, yamukluklarına, rağmen kendiyle barışık olmayı başarabilen ender yazarlarından biri olan Emin Çölaşan, bugünkü yazısında, iktidar mensuplarının Kış Tatbikatına katılmamalarını eleştirerek ‘ilk defa bir iktidar kendi ordusunu boykot ediyor’ demiş. Çok gülünçsünüz nam-ı diğer Bulaşan…

TSK da açıklama yaptı, iktidar kanadı da… TSK, tatbikatın sadece askerlere yönelik olduğunu, iktidar cephesi ise program uyuşmazlığını gerekçe gösterdi. Bunlar bahane de olabilir. Kaldı ki, ben de bunun bal gibi boykot olduğunu düşünüyorum. Hâlihazırda açılmış bir dava var ve bu davanın bir numaralı sanığı, devasa bir tatbikatı yönetiyor. İktidar gidip o sanığa sahip çıkıp onun tatbikat yönetmesine ayrı bir meşruiyet mi kazandırmalıydı?

Emin Çölaşan, senin gibiler hep madalyonun tek tarafına bakmak ve olayların tek boyutunu yansıtmakla ilgilenirler. Tamam, eski asker olmandan kaynaklanan yanlı ve yanlış reflekslerini biliyoruz; ama buna da bir yere kadar katlanılabilir. Yani Aydın Doğan bile sana sınırsız kredi veremediyse bizden bekleme!

Çölaşan, TSK’nın tarihine bir bak ve onların bazılarının asiliğini, şımarıklığını, sivil otoriteyi hiçe saydığı dönemleri ve özellikle kendi Genelkurmay Başkanlarını bile tekmeleyecek kadar haddi aşan haramzade teğmenleri de gör ve üşenmeden bazı yazılarını da onlara ayır. Basmakalıp yazılarla gazete sayfalarını ve milletin gözlerini kirletme.

Biz, asker tarafından boykot edilen diğer davetleri, resepsiyonları ve eşli-eşsiz davet saçmalıklarını da biliyoruz. Bunların unutulduğunu veya unutulabileceğini sanma. Bunlarla ilgili tek kelime ettin mi? Bu tür boykotlar, ayrımcılıklar yapılırken sen alttan alttan postal yalamaya devam ediyordun. Bunlar unutuldu mu? Asla!

Yahu, insan; ikiyüzlü, çifte standartçı, ayrımcı olur da bu kadar mı olur?

Pardon doğru ya! Her şeye rağmen kendinle barışık olman gereği böyle yazman ve davranman icap ediyordu. Pardon! Çok pardon!

Süleyman S. Aras

Çarşaf Yakan CHP Zihniyeti Başka Neler Yapabilir?

Dün, önemli bir gündü, önemli birkaç olayın yıldönümüydü. 3 Mart 1924’te Hilafet kaldırıldı, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi. Ancak dün, CHP Mersin Kadın Kolları için bu tarihi olaylardan birini kutlama bahanesi ile öfke kusma, milleti tahrik etme adına bulunmaz bir gündü.

Sözüm ona Mustafa Kemal’in devrimlerini yâd eden bazı yabaniler, Hilafetin kaldırılmasını kutlarken kara çarşaf yakıp güzelce rahatladılar. Efendim, ülke üzerinde kara bulutlar dolaşıyormuş da bu menopoz azgınları çarşaf yırtarak kara bulutları dağıtmak istemişler! Bu, çakma çağdaşlar toplumun önemli bir kesiminin benimsediği, benimsemekle kalmayıp kutsallık atfettiği ve hayatının vazgeçilmez parçası yaptığı bir sembolü parçalayıp ayaklar altına almaktan çekinmediler.

Dün ülkem adına endişelendim. ‘Kazara CHP zihniyeti geri gelse neler olabilir’ diye düşündüm. Gerçekten CHP zihniyetinin de yaptıkları yapacaklarının teminatı ise ve bu zihniyetin başımıza yeniden musallat olma ihtimali varsa yandık.

Dünkü azgınlara -faraza- bir süreliğine sınırsız yetki versek (tıpkı tek parti döneminde olduğu gibi) başka ne gibi trajikomik manzaralarla karşılaşabiliriz? Ben, dünkü olaydan sonra CHP zihniyetinin asla iflah olmadığını ve olmayacağını düşündüm. Kimine göre CHP için acımasız sayılacak şu soruları sordum kendi kendime:

Sizce de;

-Dersim bölgesinde yeni Alevi katliamları yapmayacak kadar evrimlerini tamamlayıp gerçek anlamda insanlaşmışlar mıdır?
-Dersim olaylarındaki ihtiyar Şeyh Rıza ve çocuk yaştaki oğlu örneğinde olduğu gibi yaşlının yaşını küçültüp çocuğun yaşını büyütüp CHP muhaliflerini asmazlar mı?
-Dinine diyanetine bağlı insanları, toplumun önde gelen dini kanaat önderlerini buldukları yerde asmayacak kadar hak, hukuk, yargılama bilincine erişmişler midir?
-Jandarmaları yanlarına alarak, ‘köylerde Arapça ezan okunuyor mu? Çocuklar ve gençler Elifbaları alıp Kur’an öğrenmeye gidiyor mu?’ diye gizli ve sinsi baskınlar yapmazlar mı?
-Sadece CHP’lilerin sandık görevlisi yapılacağı ve açık oy gizli tasnif sisteminin geçerli olacağı seçim sistemini geri getirmezler mi?
-Milletin erkeklerine zorla şapka giydirecek gaddar olamayacaklarını mı ümit edebilir miyiz?
-Milletin kapalı kadınlarının başını sokakta bile açmakla yetinmeyip onları daha açık giymeye zorlamayacaklarını mı bekleyebilir miyiz?
-Çorum, Kahramanmaraş, Sivas ve Başbağlar’da yaptıklarından daha fazlasını yapmazlar mı?

Bu listeyi uzatabilirsiniz. İnanın, bu listedekilerin benzeri olan olayları anlatan ve CHP’nin utanç dolu tarihini deşifre eden birçok kitabı piyasada bulabilirsiniz. Gerçekten bu parti Türkiye’ye yakışmıyor, Türk halkı CHP zihniyetini hak etmiyor. Ne yazık ki, ondan kurtulamıyor da…

Bu zihniyet; ülkeyi, devrimleri, rejimi, vatanı, millet bilincini, barışı ve huzuru savunduğunu iddia ediyor. Hapsi yalan!

Peki, Mustafa Kemal’i madem o kadar seviyorsunuz; devrimlerine ve fikirlerine sahip çıkıyorsunuz, o zaman neden her şeyi yarım yamalak yapıyorsunuz? O, savaş meydanında yere düşen Yunan bayrağını kaldırtacak ve yerlerde sürünmesini engelleyecek kadar -düşmana karşı bile- tahammül ve müsamaha sahibiyken siz nasıl bu kadar yobaz, bağnaz, tahammülsüz, müsamahasız ve insafsız olabiliyorsunuz?

Yoksa onun adına anlattığınız o anekdotları özümseyecek kadar özde Atatürkçü olamadınız mı hâlâ? Sizi gidi sözde Atatürkçüler…

Süleyman S. Aras

Son Büyük Savaş Devam Ediyor! Kim Kazanacak?

Neler oluyor? Türkiye nereye gidiyor? Gerçekten bir meydan savaşı mı veriliyor? Gibi sorular daha sık sorulmaya başladı.

Tabiri caizse ben de bazıları gibi buna savaş diyorum. Türkiye’nin son birkaç yılına damga vuran operasyonların hepsini bu büyük savaş altında toplayabiliriz. Kamuoyuna mal olmuş adıyla Ergenekon operasyonu, bu savaşın merkez üssü…

Operasyonlar devam ediyor; mücadeleler, karşılıklı hamleler, belgeler, polemikler devam ediyor. Öte yandan savaşın seyri de yavaş yavaş netleşiyor. Kimin kazanacağı az çok ortaya çıkıyor.

Çetelerle savaş, derin yapılanmalarla savaş, kapatma davalarındaki komedilerle savaş, 28 Şubat Süreciyle savaş, hukukta yaşanan trajikomik yetki savaşları, katsayı savaşı, başörtüsü yasağına karşı yürütülen savaş, din-vicdan-fikir hürriyeti önündeki engellere karşı yürütülen savaş, açılım savaşları, Türkiye’nin kendine yeni rotalar ve limanlar arayışındaki savaşlar vs. Tüm bu ve benzeri lokal savaşlar, işte bahsi geçen o büyük savaşı oluşturuyor. Büyük resme bakınca bu savaşın aslında tek bir savaşa olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Büyük bir yapboz gibi…

Tüm bu savaşlar devam ederken sürecin kansız ve en az sancıyla sürüyor olması, Türkiye için çok büyük bir şans. Bazı istisnalar hariç, devlet kurumları (özellikle TSK), halk, medya ve STK’lar yeterli olgunluğa ulaşmış olacak ki, bu savaş bir iç çatışmaya ve kargaşaya dönüşmedi.

Artık herkes şu sorunun sorulmasının zamanının geldiğine inanıyordur herhalde: Bu savaşı kim kazanacak? Türkiye nereye gidecek?

Sanırım dünya tarihinde ilk defa yerliler kazanacak. İlk defa…

Gerçekten de bu savaş yerlilerle yabancıların, halkın seçtikleriyle gizli seçilmişlerin, milli unsurlarla devşirmelerin, millet-din-devlet-vatan- bayrak düşmanlarıyla milletin, kanunla hukukun savaşıdır. Bu savaş; militarizme, jakobenizme, postal demokrasisine, demokrasiye balans ayarı çekenlere karşı yürütülen bir savaştır.

Ve evet, sanırım (ümidim, temennim, kanaatim) ilk defa yerliler kazanacak (inşallah).

Süleyman S. Aras

Tek Kişilik Facebook Direnişim Sona Erdi

Vakti zamanında Facebook için “Gönüllü Asosyaller Klanı: Facebook” başlıklı bir yazıyı bu blogda yayınlayan biri olarak son kararımın tartışmaya açılmasına herhangi bir itiraz geliştiremeyeceğimin farkındayım. Ancak tüm iç ve dış eleştirileri göze alarak bugün itibariyle Facebook grubumu kuruyorum. Burada, bu kararımla ilgili sadece bir iki gerekçemi söyleyeceğim.

Kısacası tek kişilik bir direniş gerçekleştiriyordum ve bundan vazgeçtim. Dolayısıyla Facebook’da hem kendi profilimi açtım hem de bir grup kurdum.

Eski Kafa! Blog grubu kuruldu

Çünkü Eski Kafa! Blog’un daha fazla kişiye ulaşmasını arzuluyorum. Çünkü çevremden de bu yönde çeşitli telkinler alıyorum. Çünkü Facebook’un da işlevsel olarak kullanılabileceğine inanmaya başladım.

Hülasayı kelam: İnşallah hayırlı olur.

Facebook profili olan tüm okurlarımızı ve blog takipçilerimizi üye olmaya bekliyorum.

İşte gerekli olan bağlantı: Eski Kafa Blog Facebook Grubu

Süleyman S. Aras

Balyoz Planına İyi Tarafından Bakış

İster Polyannacılık deyin, ister dalgamı geçtiğimi düşünün. Ben Taraf gazetesinin deşifre ettiği Balyoz planının bir kısmına iyi tarafından baktım. ‘Demek ki, her kötü planın iyi sonuçları da olabilirmiş’ diye düşündüm. Tabi, benim bu düşüncem planın deşifre olmasına bağlıydı. Plan deşifre olmasaydı herhangi bir sonuç -zaten- olmayacaktı.

Ben olayda şöyle bir hayır gördüm. Söz konusu plan bize Türk basınındaki “adam gibi adamlar” ile “çürük elmalar” listesini sunuyor aslında. Bir bakıma… Bunun için çok faydalı oldu.

Plana göre darbe yapılınca tutuklanacak yazarlar, yani aslında en çok okumamız, arkasında durmamız ve itibar etmemiz gereken yazarlar şunlar: Abdullah Aymaz, Abdullah Yıldız, Abdurrahman Dilipak, Ahmet Altan, Ahmet Taşgetiren, Akif Emre, Ali Bayramoğlu, Ali İhsan Karahasanoğlu, Cengiz Çandar, Ekrem Dumanlı, Emre Aköz, Etyen Mahçupyan, Fehmi Koru, Gülay Göktürk, Haluk Örgün, Hasan Celal Güzel, Hasan Karakaya, Hidayet Karaca, Hrant Dink, Hüseyin Gülerce, Kazım Güleçyüz, Mehmet Altan, Mehmet Ocaktan, Murat Belge, Mustafa Erdoğan, Mustafa Kaplan, Mustafa Karaalioğlu, Nazlı Ilıcak, Nuh Gönültaş, Perihan Mağden, Sadık Albayrak, Serdar Arseven, Sibel Erarslan, Umur Talu ve Yavuz Bahadıroğlu. Yani bir avuç iyi insan…

İçlerinden bazıları için “Türk basınının yüzkarası” ve “beş para etmez adam” tabiri çok rahat kullanılabilecek ve darbe sonrası işbirliği yapılacak yazarlar dolayısıyla toplum mühendisleri ise şunlar (tabi yine plana göre): Abbas Güçlü, Adnan Bulut, Ali Baransel, Ali Can Değer, Ali Kırca, Ali Sirmen, Alper Turgut, Altemur Kılıç, Arslan Bulut, Ayşe Nur Bulut, Ayşe Nur Arslan, Ayşe Özgün, Baki Şehirlioğlu, Behiç Kılıç, Bekir Coşkun, Bülent Özdemir, Can Ataklı, Cem Aydın, Cüneyt Arcayürek, Coşkun Kırca, Emin Çölaşan, Enis Berberoğlu, Erdal Güven, Erdal Şafak, Erdem Arif Sürek, Ergun Ayaz, Erol Manisalı, Erol Mütercimler, Ertuğrul Özkök, Esin Dalay, Faruk Kırtay, Fatih Altaylı, Fatih Çekirge, Fikret Bila, Filiz Güler, Gül Sülün, Güler Kömürcü, Gündüz Aktan, Güneri Civaoğlu, Güngör Mengi, H. İbrahim Büyükfuran, Hakan Aygün, Haluk Şahin, Hasan Pulur, Hasan Ünal, Hayati Arıgan, Hayrullah Mahmud, Hikmet Bila, Hulki Cevizoğlu, İbrahim Yıldız, İclal Aydın, İlhan Selçuk, İlker Sarıer, İsmail Küçükkaya, İsmail Polat, İsrail K. Kumbasar, Kadri Gürsel, Kemal Yavuz, Kemal Yurteri, Kerim Can Kamal, Levent Gençelli, Leyla Umar, Mehmet Ali Kışlalı, Mehmet Faraç, Mehmet Güler, Mehmet Soysal, Mehmet Şehirli, Mehmet Tezkan, Mehmet Yakup Yılmaz, Melih Aşık, Metehan Demir, Metin Uca, Mine G. Kırıkkanat, Mine Şenocaklı, Muharrem Sarıkaya, Murat Çelik, Murat Demirel, Murat Yetkin, Mustafa Bağdiken, Mustafa Balbay, Mustafa Mutlu, Mümtaz Soysal, N. Oktay Apaydın, Nail Güreli, Namık Kemal Zeybek, Necati Doğru, Necdet Sevinç, Nejdet Coşkun, Nuray Başaran, Nuri Çolakoğlu, Nuri Elibol, Nuri Sefa Erdem, Oktay Ekşi, Olga Ünaydın, Orhan Birgit, Orhan Saat, Özdemir İnce, Rahmi Turan, Rıza Zelyut, Ruhat Mengi, Ruşen Çakır, Sabahattin Önbikar, Saygı Öztürk, Sedat Ergin, Sefer Darıcı, Serdar Akinan, Serhar Alaattinoğlu, Soner Yalçın, Sultan Uçar, Süheyl Batum, Süleyman Arat, Şenol Demirci, Şükran Pakkan, Şükrü Küçükşahin, Taki Doğan, Taşkın Şenol, Tayfun Devecioğlu, Taylan Sorgun, Tufan Türenç, Tuncay Özkan, Ufuk Büyükçelebi, Ugur Cebeci, Uğur Dündar, Uğur Şefkat, Ümit Özdag, Ümit Zileli, Ünal İnanç, Yalçın Bayer, Yalçın Bel, Yaşar Nuri Öztürk, Yavuz Gökalp Yıldız, Yazgülü Aldoğan, Yılmaz Özdil, Yücel Yener, Zafer Mutlu, Zafer Tokuş, Zekeriya Beyaz, Zübeyir Kındıra

İşbirliği yapılacak kişiler listesinde bazı isimlere itiraz hakkımı saklı tutuyorum ama isminin altını çizdiklerime (bold olanlar) dikkat!

Süleyman S. Aras

Ağca Tahliye Oldu, Sonrası Ya Kıyamet Ya Garabet

Gazeteci Abdi İpekçi’yi öldüren, Papa 2. Jean Paul’a başarısız bir suikast düzenleyen (bunun için İtalya’da hapis yattı) bunların yanı sıra iki ayrı gasp suçundan dolayı Sincan Cezaevi’nde yatan Mehmet Ali Ağca tahliye edildi.

Şüphesiz taşıdığı sırlar bakımından çok önemli bir kişi Mehmet Ali Ağca… Özellikle Papa suikastı ile ilgili iddialar, olayın uluslar arası ve derin boyutlarına işaret ediyor. Abdi İpekçi’ye sıktığı kurşunların çıktığı tabancayı tutan el veya eller ile ilgili sır perdesi ise günümüze kadar tam olarak aralanabilmiş değil. Bu konudaki en önemli iddia Aydın Doğan ile ilgili: Dönemin çömez girişimcisi Aydın Doğan Milliyet gazetesini satın almak istemektedir. Ancak o zaman Milliyet’in Başyazarı olan Abdi İpekçi bu satışa şiddetle karşı çıkmaktadır. Aydın Doğan, İpekçi öldürülünce Milliyet’e kolayca sahip oluverir. O günden beri Aydın Doğan üzerindeki şüphe bulutları varlığını hep sürdürdü.

Şüphesiz olayla ilgili sorular oldukça fazla. Bunların en ciddileri: Ağca’ya kim ya da kimler yardım etti? Vur emrini kim verdi? Olaydan sonra tutuklanan Ağca, yargılanırken Türkiye’nin en iyi korunan cezaevlerinden biri olan Maltepe Askeri Cezaevi’nden elini kolunu sallayarak nasıl kaçtı? Bu kaçışa yardım ettiği iddia edilen askeri personelden Ömer Astsubay nasıl buhar oldu? Benzer sorular ve hatta daha ciddileri Papa suikastı ile ilgili de çok sorulmasına rağmen Ağca’nın her iki olay için verdiği en bilinen fakat hiç tatmin etmeyen cevabı “tetiği ben çekmedim” oldu. Bu cevap tatmin edici değil. Çünkü Ağca cümlenin devamını hiç getirmedi.

Peki, bundan sonra ne olacak? Hâkim hava şu: Herkes merak içinde. Ağca ne/neler yapacak veya ne/neler söyleyecek? Yalnız, Doğan Grubunda merakın yanında telaş da var. NTV’de Canlı Gaste programını yapan Can Dündar, dünkü programa telefonla katılan Mehmet Ali Birand’a “…peki, bundan sonra ne yapacağız?” diye sorunca Birand, beni çok şaşırtan şu tarihi cevabı verdi: “…valla, Ağca’yı pek dikkate almayacağız!”

Söz konusu programda da bir kısmı konuşulduğu gibi Ağca’nın mevcut uluslar arası ününü biraz daha geliştireceği, kapısının önünde kuyruk olan yerli ve yabancı medya mensuplarına para karşılığı beyanat vereceği, çeşitli yer ve zamanlarda konferanslar düzenleyeceği, film, dizi, evlilik teklifleri alacağı, kitap yazacağı dolayısıyla çok iyi para yapacağı kesin. Her şeyden önemlisi Ağca çok konuşacağı sinyallerini daha ilk günden verdi. Ancak Ağca’nın çok konuşup hiçbir şey söylememesi de mümkün. Sırlarıyla gömülmeyi tercih etmeyeceğini kimse iddia edemez. İşte o zaman birkaç dosya, tüm yanlarıyla ve yalanlarıyla birlikte -bu dünya için- bir sır olarak kalır. Milyarlar söylentilerden başka bir bilgiye sahip olamaz. Bugün de yarın da…

Bazılarına göre Mehmet Ali Ağca çok iyi bir oyuncu ve bugüne kadar yapıp ettikleri, söyledikleri, işaret ve hareketleri şovdan ve tiyatrodan ibaret. Karşısındakilerle kedi, fare ile oynar gibi oynuyor. Bu iddia da yabana atılacak bir iddia değil.

Kapalı kutu Ağca açılırsa gerçekten Türkiye’de ve dünyada bazılarının kıyameti kopabilir. Birçok karanlık senaryo aydınlanabilir. Ya da Ağca, perde gerisindeki oyunculara rol vermeden tek kişilik tiyatrosunu oynamaya devam ederek ("ben tanrı değilim, tanrının oğlu değilim; Mesih'im, gerçek İncil'i yazacağım, kıyameti bildiriyorum" diyerek) garabetiyle gömülür.

Süleyman S. Aras

Sarayı Hücre Sanan Bebek Katili

İmralı’da yatan ve bebek, çocuk, kadın, genç, yaşlı, öğretmen, imam, asker demeden otuz binden fazla insanı katleden eli kanlı çetenin başı, bulunduğu cezaevinin şartlarından şikâyetçi olmaya devam ediyormuş.

Giyotinden, ipten, yağlı kazıktan, paslı kurşun yağmurundan kurtulmuş birinin cür’etine bakar mısınız? Küstahlığın bu kadarı!

Şerefsiz maşa! Bu devletin başbakan asan hainleri seni bağışlayıp ipten almış, müstakil bir adaya yerleştirmiş ve camız (camış) besler gibi besliyor; avukatların aracılığıyla PKK-BDP(DTP)-KCK üçlüsünü idare etmene ses çıkarmıyor. Daha ne istiyorsun haramzade nankör?

Dağlarda;

Göbeğini kaşıdığın,
Boktan çaldırak bağlayan kıçını zor toparladığın,
Mağaralarda, insan bozması farelerinle koyun koyuna uyuduğun,
İsrail’den gelen kurtlu konservelerden zıkkımlanmak zorunda olduğun,
Yakalanıp Türkiye’ye getirilirken rezil ve zelil hallerini,
Mahkeme edilirken yalvarıp yakardığın günlerini ne çabuk unuttun?

Sen unutmuş olabilirsin ama biz hiçbir şeyi unutmadık:

Kurşunladığın bebekleri unutmadık,
Gözyaşına boğduğun ocakları unutmadık,
Yetim ve dul bıraktıklarını unutmadık,
Kendi kardeşlerine bile kurşun sıktığını unutmadık,
İğrenç, derin ve kanlı eller tarafından nasıl kullanıldığını unutmadık,
Bu ülkeye attığın kazığı unutmadık,
Dağa çıkardığın delikanlılara önce kendi yakınlarını öldürttüğünü unutmadık,
Dağa kaldırdığın kızlardan beğendiğinin ırzına geçtiğini unutmadık,

Sen şimdi yat-kalk, o surların arkasında nefes alabiliyor olmana sevin, zira “dua et…” diyemeyeceğim.

Son olarak, “bu millet balık hafızalıdır” diyenler fena halde yanılıyor…

Bu millet unutmaz, unuttu zannedersin, gücü yok, bir şey yapamaz sanırsın; bekler, bekler, bekler… Zamanı gelince intikamı çok acı ve çok sarsıcı olur.

Bu milletin düşmanlığından korkun!

Süleyman S. Aras