Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2009

Kelimeler

Kelimelerin büyülü gölgesi
Veya zehirli sesi…
Kulağa mı kalbe mi etki eder?
Tek başına… tek bir kelime…
Sana, bana, ona ne der?
Onlar duyguların elbisesi,
Çıplakmışız onlarsız meğer.


 


Bazen bir kelimenin etkisi,
Bir milyon merheme değer.
Bazen bir milyon bıçak darbesi!
Veya iy'olmayan bin kılıç yarası…



Süleyman S. Aras






Bu yazıyı paylaş:

Kelimeler

Kelimelerin büyülü gölgesi
Veya zehirli sesi…
Kulağa mı kalbe mi etki eder?
Tek başına… tek bir kelime…
Sana, bana, ona ne der?
Onlar duyguların elbisesi,
Çıplakmışız onlarsız meğer.

Bazen bir kelimenin etkisi,
Bir milyon merheme değer.
Bazen bir milyon bıçak darbesi!
Veya iy'olmayan bin kılıç yarası…

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

13 Temmuz 2009

Her Gün Oku Yorumla ve Düşün (Öyle Bir Şiir)

Devletimizin öyle kangrenleşmiş uzuvları var ki, kessen olmuyor, yok saysan hiç olmuyor. Öyle meselelerimiz var ki, üzerine kitap değil ansiklopedi yazsan durumu anlatmaya yetmiyor.



Edebiyatın, onun da özellikle en büyülü alanı şiirin usta ellerde hayat bulması, bizim anlam ve yorum dünyamızı kısırlıktan kurtarıyor. Bize, daha iyi anlama imkânı veriyor. Başka bir ifadeyle böyle meselelerde cümle kurma sıkıntısı yaşayıp “imdat!” dediğimizde yetişiveriyor.



Bizim halkımız için (özellikle köylüler için) devlet kapısı hep problemli olmuştur. Çocuklarımız için iğneci (eskiden aşı yapan ebelerin, hemşirelerin, sağlık memurlarının adı buydu), sünnetçi, jandarma, polis ne anlam ifade ediyorsa büyüklerimiz için de devlet kapısı aynı şeyi ifade ediyor. Özellikle de elitlerin ‘cahil halk’ diye aşağılamaya çalıştığı yığınların (çoğunluk anlamında) devlet kapısıyla ilgili problemi 21. yüzyıl Türkiyesinde bile bitmiş değildir.



O halde Mustafa Kemal’in meşhur “köylü, milletin efendisidir” sözünü, -virgülün yerini değiştirip gizli özneyi ortaya çıkararak- “devlet, köylü milletin efendisidir” şeklinde yorumlayabilir miyiz?



İşte bu meseleyi ne kadar resmetmeye çalıştıysam başaramadım. Ne mutlu ki, burada da bir usta el devreye girmiş ve şiirin o büyülü gücüyle meseleyi resmetmiş durumda. İşte bu şiir, Abdurrahim Karakoç’un “İsyanlı Sükût” isimli bu şiiri, her gün okunmalı, yorumlanmalı, düşünülmeli ve devlet dairelerine asılmalı…



İnternette forumlarda birbirini yiyenler de dalaşmayı bırakıp bu şiiri tartışsalar çok daha iyi olur diye düşünüyorum.



Bu dileklerle “İsyanlı Sükût” şiirini paylaşıyorum. [Bu şiiri Bedirhan Gökçe’nin güzel yorumu ile dinlemek isteyen BURAYI tıklayabilir.]



Süleyman S. Aras


.
İsyanlı Sükût


 
Gitmişti makama arz-u hâl için,
“Bey” dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki, oldu o biçim...
“Şey” dedi, yutkundu, eğdi başını.


 
Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı,
Gözler çakmak çakmak benzi sapsarı...
Bir baktı konağa alttan yukarı,
“Vay” dedi, yutkundu, eğdi başını.


 
Çekti ayakları kahveye vardı,
Açtı tabakasın, sigara sardı.
Daldı… Neden sonra garsonu gördü,
“Çay” dedi, yutkundu, eğdi başını.


 
İçmedi, masada unuttu çayı.
Kalktı ki, garsona vere parayı,
Uzattı çakmağı ve sigarayı,
“Say” dedi, yutkundu, eğdi başını.


 
Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş,
Sandım can evime döktüler ataş.
Sordum: “memleketin neresi gardaş?”
“Köy” dedi, yutkundu, eğdi başını.


 
Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden,
Ağzına küfürler doldu zehirden,
Salladı dilini... vazgeçti birden,
“Oy” dedi, yutkundu, eğdi başını.


 
Abdurrahim Karakoç

Bu yazıyı paylaş:

15 Şubat 2009

Onun Gözleri ve Sözleri

Onun gözleri, yani onun…
Güzel miydi peki?
Gözleri güzel değildi;
Hatta kördü belki!



Ya sözleri?
Kanatır geçerdi,
İşlerken derine,
Acıdan acı seçerdi,
Kapanmazdı izleri…



Kör de olsa onun gözleri
Ağı da olsa sözleri
Aşkın hatrına…
Olsa da biri serap ve biri yalan
İkisi de güzeldi
Vallahi güzeldi!
Âşık, “eyvallah” der, geçerdi.
Geçti…


 



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

Onun Gözleri ve Sözleri

.
Onun gözleri, yani onun…
Güzel miydi peki?
Gözleri güzel değildi;
Hatta kördü belki!

Ya sözleri?
Kanatır geçerdi,
İşlerken derine,
Acıdan acı seçerdi,
Kapanmazdı izleri…

Kör de olsa onun gözleri
Ağı da olsa sözleri
Aşkın hatrına…
Olsa da biri serap ve biri yalan
İkisi de güzeldi
Vallahi güzeldi!
Âşık, “eyvallah” der, geçerdi.
Geçti…


Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

17 Aralık 2008

Derd

Her şeyi bıraktım da
Gemileri yaktım da
Geri dönüş yok şimdi…
Düştüm aşkın derdine.
     - Geri dönüş yok şimdi.



Seninle ve benimle
Sen olan düzenimle
Aşk içindi o düzen…
Peki, aşkın derdi ne?
     - Aşk içindi o düzen.



Aşkı derd edenlere
Derd edip gidenlere
Neydi o yalnız gitmek?
Onmaz, ince derd ine!
     - Neydi o yalnız gitmek?



Dilim der: “Sevinmeye…
Derdleri hiç dinmeye!”
Fakat çok acır içim…
Gönlüm içten der: “Dine!”
     - Fakat çok acır içim!



“Yeter felek!” dedikçe,
Bi-ilaç inledikçe,
Felek, Sağır Sultanmış…
Umursamaz derdi: “Ne?!!”
     - Felek, Sağır Sultanmış.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Derd*

* Ümraniye Belediyesi ve Antoloji.com işbirliğiyle geleneksel olarak düzenlenen “Serbest” konulu şiir yarışmasına bu yıl gönderdiğim şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Geleneksel hâle gelen bu şiir yarışmasına ilk defa katılıyorum.

Her şeyi bıraktım da
Gemileri yaktım da
Geri dönüş yok şimdi…
Düştüm aşkın derdine.
>>>- Geri dönüş yok şimdi.

Seninle ve benimle
Sen olan düzenimle
Aşk içindi o düzen…
Peki, aşkın derdi ne?
>>>- Aşk içindi o düzen.

Aşkı derd edenlere
Derd edip gidenlere
Neydi o yalnız gitmek?
Onmaz, ince derd ine!
>>>- Neydi o yalnız gitmek?

Dilim der: “Sevinmeye…
Derdleri hiç dinmeye!”
Fakat çok acır içim…
Gönlüm içten der: “Dine!”
>>>- Fakat çok acır içim!

“Yeter felek!” dedikçe,
Biilaç inledikçe,
Felek, Sağır Sultanmış…
Umursamaz derdi: “Ne?!!”
>>>- Felek, Sağır Sultanmış.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

15 Nisan 2008

İyi ki Doğmuşum!

Bugün benim doğum günüm; ama resmi kayıtlara göre. Gerçek doğum günümü bilmiyorum ve asla öğrenemeyeceğim. Sebebi -malum- eski alışkanlıklar. Doğan çocukların nüfusa geç kaydedilmesinin veya doğum tarihlerinin bir ajandaya, en azından kafaya yazılmasının önemsenmediği yıllarda ve topraklarda doğmuşum. Bunun için ne anamı (anne kelimesini özellikle kullanmıyorum) ne de babamı hiç suçlamadım. Onları suçlamam, sosyolojik gerçekliğin aramıza girmesinden başka ne işe yarar ki?



…Ve bugün blog yazmaya başladıktan sonraki ilk doğum günüm. Bunu bir şiirle kutlamayı uygun gördüm. 35’e bir kala bir 35 yaş şiiri okuyacaksınız; ama Cahit Sıtkı Tarancı’dan değil, benden…



Otuz Beş Yaş



Yarılamak için yolu, otuz beş şart mı?
Utansam mı çocuk gibi! Anlatmasam…
Yedimde korktuğum kadar,
Korkuyorum diğer yarısını yaşamaktan.
Meğer otuz beş gidermiyormuş;
Yedide yaşanan korkuları.
Daha bir sarsılıyor benliğim,
Çıkarken her basamaktan.
Korkuyorsam, yedimde korktuğum kadar,
Kabahat mi?



Ne sürprizi? Bırakın beni, gideyim.
Otuz beş mumlu pastaya siz üfleyin.
Diz üstü çöküp viran bahçeme,
Elimde ayna şakaklarımı seyredeyim.
Otuz beş yıl önce ölen adama,
‘İyi ki doğdun’ demeyin.
N’olur demeyin.



Meyve vermeden kuruyan ağaç,
Kesilmeli elbet kör bir baltayla!
Hâlbuki bar verseydi gerçekleşirdi amaç,
Kesilmezdi elbet, hem gitmezdi dünyadan,
Ebter ve mutluluğa aç.



Ağaçların dalları gibi şakaklarım.
Dallarım şimdi bembeyaz.
İlkbaharın çiçeklerinden değil lâkin
Sonbaharın sarılığını yaşamaktan…
Hatta bastırıveren zamansız kara kıştan.
Zira erken bastırdı ayaz.
Buz bağladı kalbim gibi şakaklarım…
Üşüdü, dondu, ağardı…
…Ve düştü yapraklarım.



Otuzunda bir ağaç gibi kuruyor muyum?
Değilse ne bu işaretler!
Bembeyaz dallar, dökülen yapraklar…
Çiçek sandığım, buzdan kristaller…
Azrail tarafından parça parça kuşatılıyor vücudum.
Kör baltalar kalkıp indikçe gövdeme,
Hâlâ ayakta duruyor muyum?
Hâlâ ayakta mı duruyorum?



Sürpriz!
Doğum günüm ölüm günüm.
Ölüm günüm doğum günüm.
Otuz beş mumlu pasta,
Son nefesle söndü…
Üzgünüm!



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

İyi ki Doğmuşum!

Bugün benim doğum günüm; ama resmi kayıtlara göre. Gerçek doğum günümü bilmiyorum ve asla öğrenemeyeceğim. Sebebi -malum- eski alışkanlıklar. Doğan çocukların nüfusa geç kaydedilmesinin veya doğum tarihlerinin bir ajandaya, en azından kafaya yazılmasının önemsenmediği yıllarda ve topraklarda doğmuşum. Bunun için ne anamı (anne kelimesini özellikle kullanmıyorum) ne de babamı hiç suçlamadım. Onları suçlamam, sosyolojik gerçekliğin aramıza girmesinden başka ne işe yarar ki?

…Ve bugün blog yazmaya başladıktan sonraki ilk doğum günüm. Bunu bir şiirle kutlamayı uygun gördüm. 35’e bir kala bir 35 yaş şiiri okuyacaksınız; ama Cahit Sıtkı Tarancı’dan değil, benden…

Otuz Beş Yaş

Yarılamak için yolu, otuz beş şart mı?
Utansam mı çocuk gibi! Anlatmasam…
Yedimde korktuğum kadar,
Korkuyorum diğer yarısını yaşamaktan.
Meğer otuz beş gidermiyormuş;
Yedide yaşanan korkuları.
Daha bir sarsılıyor benliğim,
Çıkarken her basamaktan.
Korkuyorsam, yedimde korktuğum kadar,
Kabahat mi?

Ne sürprizi? Bırakın beni, gideyim.
Otuz beş mumlu pastaya siz üfleyin.
Diz üstü çöküp viran bahçeme,
Elimde ayna şakaklarımı seyredeyim.
Otuz beş yıl önce ölen adama,
‘İyi ki doğdun’ demeyin.
N’olur demeyin.

Meyve vermeden kuruyan ağaç,
Kesilmeli elbet kör bir baltayla!
Hâlbuki bar verseydi gerçekleşirdi amaç,
Kesilmezdi elbet, hem gitmezdi dünyadan,
Ebter ve mutluluğa aç.

Ağaçların dalları gibi şakaklarım.
Dallarım şimdi bembeyaz.
İlkbaharın çiçeklerinden değil lâkin
Sonbaharın sarılığını yaşamaktan…
Hatta bastırıveren zamansız kara kıştan.
Zira erken bastırdı ayaz.
Buz bağladı kalbim gibi şakaklarım…
Üşüdü, dondu, ağardı…
…Ve düştü yapraklarım.

Otuzunda bir ağaç gibi kuruyor muyum?
Değilse ne bu işaretler!
Bembeyaz dallar, dökülen yapraklar…
Çiçek sandığım, buzdan kristaller…
Azrail tarafından parça parça kuşatılıyor vücudum.
Kör baltalar kalkıp indikçe gövdeme,
Hâlâ ayakta duruyor muyum?
Hâlâ ayakta mı duruyorum?

Sürpriz!
Doğum günüm ölüm günüm.
Ölüm günüm doğum günüm.
Otuz beş mumlu pasta,
Son nefesle söndü…
Üzgünüm!

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

21 Mart 2005

Benden Birkaç Şiir

Körebe

Ömür boyu bitmeyen oyun,
Yaşadığım sanki körebe.
Halbuki bak, açık gözlerim,
Bu ne biçim hain töre be!



Kaldırımlar

Her akşam titreyen ayaklarımla,
Dolaştığım ıssız, loş sokaklarımdır.
Saçlarıma düşen ilk aklarımla,
Ömrümün son kışı şakaklarımdır.

İçimdeki sessizlikten de sessiz,
Son yolculuğuma giden adımlar.
Cansız bir ceset misali nefessiz,
Cin gibi bakıyor hin kaldırımlar.

Bitiyor aramızdaki savaşlar!
…Ve kaldırımda süren yolculuğum
“An”dan kısa bir rüyada başlar,
Bir kaldırımda biter mutluluğum.

Asi Ömrüm

Kalbim, ruhum, benliğim
Bir şeyler haykırmakta...
Dilim neden susuyor?
Ömür denen ırmakta,
Ruhum acı duyuyor
Ben ölümü isterken,
Ömrüm neden uzuyor?

Boşluk

boşluk...
( )senden önce,
sen( )den sonra...
ve sen.
kocaman bir boşluk!

İyi ki Doğmuşum!

Bugün benim doğum günüm; ama resmi kayıtlara göre. Gerçek doğum günümü bilmiyorum ve asla öğrenemeyeceğim. Sebebi -malum- eski alışkanlıklar. Doğan çocukların nüfusa geç kaydedilmesinin veya doğum tarihlerinin bir ajandaya, en azından kafaya yazılmasının önemsenmediği yıllarda ve topraklarda doğmuşum. Bunun için ne anamı (anne kelimesini özellikle kullanmıyorum) ne de babamı hiç suçlamadım. Onları suçlamam, sosyolojik gerçekliğin aramıza girmesinden başka ne işe yarar ki?

…Ve bugün blog yazmaya başladıktan sonraki ilk doğum günüm. Bunu bir şiirle kutlamayı uygun gördüm. 35’ bir kala bir 35 yaş şiiri okuyacaksınız; ama Cahit Sıtkı Tarancı’dan değil, benden…

Otuz Beş Yaş

Yarılamak için yolu, otuz beş şart mı?
Utansam mı çocuk gibi! Anlatmasam…
Yedimde korktuğum kadar,
Korkuyorum diğer yarısını yaşamaktan.
Meğer otuz beş gidermiyormuş;
Yedide yaşanan korkuları.
Daha bir sarsılıyor benliğim,
Çıkarken her basamaktan.
Korkuyorsam, yedimde korktuğum kadar,
Kabahat mi?

Ne sürprizi? Bırakın beni, gideyim.
Otuz beş mumlu pastaya siz üfleyin.
Diz üstü çöküp viran bahçeme,
Elimde ayna şakaklarımı seyredeyim.
Otuz beş yıl önce ölen adama,
‘İyi ki doğdun’ demeyin.
N’olur demeyin.

Meyve vermeden kuruyan ağaç,
Kesilmeli elbet kör bir baltayla!
Hâlbuki bar verseydi gerçekleşirdi amaç,
Kesilmezdi elbet, hem gitmezdi dünyadan,
Ebter ve mutluluğa aç.

Ağaçların dalları gibi şakaklarım.
Dallarım şimdi bembeyaz.
İlkbaharın çiçeklerinden değil lâkin
Sonbaharın sarılığını yaşamaktan…
Hatta bastırıveren zamansız kara kıştan.
Zira erken bastırdı ayaz.
Buz bağladı kalbim gibi şakaklarım…
Üşüdü, dondu, ağardı…
…Ve düştü yapraklarım.

Otuzunda bir ağaç gibi kuruyor muyum?
Değilse ne bu işaretler!
Bembeyaz dallar, dökülen yapraklar…
Çiçek sandığım, buzdan kristaller…
Azrail tarafından parça parça kuşatılıyor vücudum.
Kör baltalar kalkıp indikçe gövdeme,
Hâlâ ayakta duruyor muyum?
Hâlâ ayakta mı duruyorum?

Sürpriz!
Doğum günüm ölüm günüm.
Ölüm günüm doğum günüm.
Otuz beş mumlu pasta,
Son nefesle söndü…
Üzgünüm!

Seni Sevmeseydim

Seni sevmeseydim içimde taşır mıydım sanırsın?
Kalbimde… Dinim ile aynı yerde, aynı değerde!
Böyle günahkârca söyledim ki, belki inanırsın.

Karayazı

Hayret! Sanki benim için hayat durmuş,
Can bildiğim, dost bildiğim düşman olmuş,
Bir meçhul karakalem kinini kusmuş,
Alnıma karayazı yazacak gibi.
Eyvah, yazacak gibi.

Can pazarında bedelim konmadıysa,
Sevgilim bir kez yüzüme bakmadıysa,
Şimdiye kadar alanım olmadıysa,
Felek beni ucuza satacak gibi.
Eyvah, satacak gibi.

Yâre söz söyleyemem, tutulmuş dilim,
Çare bulamam artık bağlanmış elim,
Elin yalan sözüne kanmış sevgilim,
Beni bir kör kuyuya atacak gibi.
Eyvah, atacak gibi.

Diyor ki yâr bana: ‘buraya kadarmış!’
Öfkeden delirmiş, gözleri kararmış,
Bilemedim, benimkini o yazarmış,
Defterime noktayı koyacak gibi.
Eyvah koyacak gibi.

Şimdi seyrediyorum en son sahneyi:
Boynumda yağlı ip istemem ölmeyi,
Yâr boş gözlerle baktığı sandalyeyi,
Ayağımın altından çekecek gibi.
Eyvah çekecek gibi.

Aşk

Aşk, ilk gördüğün bir çift gözü,
Hatırlamakla hatırlamamak arası bir şey.
Odur ki aşk, kendi deştiğin yaranı,
Sarmakla sarmamak arası...
Aşk nedir, bilir misin?
Aşk, ilk gördüğün güzele,
‘Ne güzelmiş’ deyip geçmekmiş,
Aşk, öyle uzun boylu sevmek değilmiş.

Not: Bundan böyle, içerik ile uygun düşmediği için blogumda başka bir şiirime yer vermeyeceğim. Diğer şiirlerimi Antoloji.Com'daki sayfamda yayınlamaya devam edeceğim. Söz konusu sayfaya bu yazıdaki linkten ulaşılabilir.

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş: