Süleyman Aras
Alo Fetva Hattı Yenilenerek Hizmete Girdi
Süleyman Aras
Hiç yorum yok
2 yorum
Süleyman S. Aras
1 yorum
Hiç yorum yok
Sevilay Yükselir’in Sabah gazetesinde yayınlanan köşe yazısıdır:
Baykal'ın kasetinden kurmayının haberi yok ama Batum'un var!
Süheyl Batum dünkü açıklamasında bütün partililerini şoka sokacak bir laf kaçırdı ağzından. Gizli kasetle ilgili son dönem yaşananları yorumlarken isim vermeden Deniz Baykal'ı genel başkanlık koltuğundan eden gizli kasete vurgu yaptı ve dedi ki; "Bir partiyi çökertmeye yönelik bir plan yaptıysan tek tek onun hakkında da kasetler, görüntüler çıkarırsın. CHP için de yapmak istediler bunu zamanında. Kullanacaklarını biz biliyorduk. Nitekim kullandılar."
Tabii Batum'un bunu söylemesindeki tek gaye kaset skandallarının ardındaki gücün aslında AKP olduğunu iddia etmekti. Ona göre Baykal'a düzenlenmiş olan komplonun tek bir amacı vardı, o da CHP'yi derinden sarsmak! Peki, öyle mi oldu gerçekten?
Doğru! CHP derinden sarsıldı. İyi ama bu sarsıntıdan kim ya da kimler nemalandı? AKP'liler mi yoksa Baykal'la bir yol alınamayacağını sonunda idrak eden, onun genel başkanlığında iktidara oynamanın imkânsız olduğunu düşünen malum derin güçler mi? Doğru olup olmadığına karar vermek için lütfen o kasetin internete verildiği tarihleri hatırlayın. Bir seçim falan var mıydı yakın gelecekte? Hayır yoktu! Sadece o kasetin Kanada'dan internete verildiği tarihte, yani 7 Mayıs gecesinden tamı tamına 15 gün sonra, yani 22 Mayıs'ta CHP'nin büyük kurultayı vardı. Olay çok netti yani! Bal gibi de belliydi ki o tuzağı kuranların niyeti koltuğundan bir türlü vazgeçmeyen Baykal'ı söz konusu kasetle rezil edip, bir şekilde koltuğunu bırakmasını sağlamaktı! Sağladılar mı? Tabii ki!
Peki, sonra ne oldu? Çok ilginç şeyler...
Mesela o tarihlerde adı Demokrat Parti ve MHP'nin Genel Başkanlığı'na geçen Süheyl Batum "zırt" diye CHP'nin tepesinde bir yerlere oturdu. O güne kadar genel başkanlık falan düşünmeyen Kılıçdaroğlu birkaç saat içinde aday yapıldı. Sonra enteresan enteresan tipler doluştu parti meclisine.
Falan filan...
Tuzak sonrası kaybeden elbette Baykal oldu ama kazanan da katiyen AKP olmadı! Peki, kim kazandı? Ya da kimler Baykal'a kurulan tuzaktan nemalandı? Cevabı çok net aslında bu sorunun!
Elbette ki o güne kadar partinin kapısından, "Sağcı! Faşist zihniyetli! Ulusalcı!" filan diye içeri dahi sokulmayan ancak bugün meydanlarda rastgele esip gürleyen bazı tipler! Yani Baykal'a kurulan o tuzağın kaymağını bir güzel yiyip de, bir de utanmadan kalkıp, "O komplonun arkasında AKP vardı" diyenler...
Ha unutmadan bir noktaya daha dikkatinizi çekeceğim. Dün Baykal'ın en yakın kurmaylarından birini yakaladım telefonda."Önceden haberiniz olmuş kasetten!" dedim. O da, "Şahsen benim haberim yoktu. Ben de o gece bütün kamuoyuyla birlikte öğrendim" şeklinde cevap verdi. Ve sonra da çok önemli bir detayın altını çizdi: "Yoktu ama diyelim ki vardı. Bu gayet normal bir durum. Sonuçta Baykal'a en yakın olanlardan biri bendim. Ancak Sayın Süheyl Batum'un, “Kasetten haberim vardı ve kullanacaklarını biliyorduk” demesi hiç normal değil! Çünkü o tarihlerde kendisi henüz CHP çatısı altında bile değildi! Benim adıma kendisine şu suali sorar mısınız lütfen:
“Hoca, Baykal'ın en yakın kurmayının bile habersiz olduğu kasetten peki siz nasıl haberdardınız?”
.
Cemal Demir’in Haber 7’deki 09.05.2011 tarihli haberidir. Link yazının altındadır:
‘Iraklı komandolar Texas’ı basıp Bush’u okyanusa atsa...’ Bu fikri ortaya atan düşünür, Bush doktrinine göre ABD'nin işgal edilmesi gerektiğini savundu.
Bu düşünceyi gündeme getiren, modern linguistik çalışmalarının babası olarak bilinen ABD’li dünyaca ünlü Felsefe Profesörü Noam Chomsky.
Bin Ladin’in öldürülmesi hakkında önceki gün, “Usame Bin Ladin’in ölümüne benim reaksiyonum” başlıklı bir yazı kaleme alan Chomsky, ‘Kendi kendimize, eğer Iraklı komandolar Bush’un malikânesini basıp onu öldürseler ve sonra da Atlas Okyanusu’na atsalar ne hissederdik diye sormalıyız’ dedi ve şöyle devam etti: ‘Bush’un suçları tartışmasız, Bin Ladin’inkileri katlar ve yine tartışmasız, Bush, Ladin gibi zanlı değil! Yüz binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin mülteci olmasına, bir ülkenin büyük bölümünün yıkılmasına ve şimdi bölgenin geri kalanına da yayılan mezhep çatışmalarının başlamasına sebep olan kararları veren kişi…
Uluslararası hukukun birçok unsurunu ihlal ettiğini belirttiği Ladin operasyonunun, ‘planlı bir suikast’ olduğunun açık olduğunu kaydeden Chomsky, ‘80 komandonun hiçbir ciddi direniş görmedikleri bir mekânda silahsız bir adamı kolaylıkla teslim alabileceği halde buna yönelik hiçbir çabanın olmadığı görülüyor. Hukuka birazcık bile saygının vazedildiği toplumlarda zanlılar yakalanır ve mahkemeye çıkarılır.’
2002 yılında FBI Başkanının, 11 Eylül saldırısının, Afganistan’da planlandığına ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Almanya’da organize edildiğine ‘inandıklarını’ söyleyerek, inanmaktan başka delilleri olmadığını ortaya koyduğunu yazan Chomsky, şöyle devam ediyor: ‘Bundan 8 ay önce Taliban’ın Washington’a, eğer 11 Eylül’ü Bin Ladin’in gerçekleştirdiğine kanıt gösterirlerse kendisini teslim etmeyi teklif ettikleri halde Washington’ın hiçbir kanıt gösteremediğini iddia etti.
11 Eylül ile Bin Ladin arasında, Ladin’in kendisinin bazı ifadeleri dışında bugüne kadar hiçbir kanıt bulunmadığını dile getiren Chomsky, ‘Bu da benim Boston maratonunu kazandığımı sağda solda anlatmamdan daha muteber bir delil değil. Ladin, böyle konuşarak daha büyük amaçlarına ulaşmaya çalışıyordu’ dedi.
Bush Doktrinine göre ABD'nin işgal edilmesi lazım
‘Terörist barındırıyorsanız siz de teröristsiniz’ şeklindeki Bush doktrini’ne atıf yapan Chomsky, ‘1976 yılında sivil Küba yolcu uçağını bombayla düşürerek 73 sivilin ölümüne neden olan Orlando Bosch Ávila daha yakın zamanlarda (27 Nisan 2011) Florida’da huzur içinde öldü. Kimse, Bush doktrininin ABD’yi işgal edip Başkan’ını öldürme çağrısı yaptığını fark etmişe benzemiyor.
Geronimo adının şeref verdiğini algılayamıyorlar
Operasyonda Ladin’e Geronimo adının verilmesini de eleştiren Chomsky, ‘Batı toplumunda emperyal mantalite o kadar yerleşik ki, kimse, Bin Ladin’e, soykırımcı işgalcilere karşı direnen insanların isimlerini vermenin onu şereflendirmek olduğunu algılayamıyor bile’ diye yazdı. Bunun kendisine, ‘Amerikalıların en öldürücü silahlarına, kurbanlarının isimlerini vermesini’ hatırlattığını kaydeden Chomsky, Apache ve Tomahawk gibi savaş uçaklarına atıp yaptı ve ekledi: ‘Bu, Alman hava kuvvetlerinin, savaş jetlerine Yahudi, Çingene adları vermesi gibidir.’
Bugün iyibilgi’de okuduğum, onların da ntvmsnbc’den aldkıları bir haber oldukça ilgimi çekti. Yorumumu sonraya bırakıp olduğu gibi paylaşıyorum:
Kanada'da bir üniversite öğrencisi 15 ay boyunca pantolonunu yıkamadı... Sonuç çarpıcıydı...
Kanada'daki Alberta Üniversitesi'nde okuyan Josh Le, araştırması için 15 ay boyunca aynı kot pantolonu her gün giydi... 15 ayın sonunda danışmanı Profesör Rachel McQueen, kot pantolondan bir parça alıp mikroskop altında inceledi.
Sonra da kot pantolonu alıp bir güzel yıkadılar. Temizlenen kot pantolondan da bir örnek alıp aynı şekilde incelediler...
Sonuç...
Pantolonun kirli halinde de temiz halinde de aynı miktarda bakteri vardı...
Profesör McQueen "Pantolonun kirli halinden aldığımız örnekte E. coli bulacağımızı düşünüyordum. Bulamayınca şaşırdım." diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: "Birçok bakteri kıyafetlere, onu giyen insanlardan bulaşıyor. O yüzden de aynı pantolonu yıkamadan giymenin kişisel açıdan bir zararı yok. Tabi eğer hastanede ya da mutfakta çalışmıyorsanız... Bunun dışında kıyafetleri mümkün olduğunca az yıkamanın çevresel faydası çok çok büyük... Daha az su ve deterjan tüketeceksiniz..."
Şimdi, bu haberden yola çıkarak, kimseye “aman artık pantolonunuzu veya diğer kıyafetlerinizi yıkamayı bırakın veya çok geç yıkayın” demeyeceğim. Zaten kimsenin böyle bir şey yapacağını da sanmam; başta, araştırmanın gözetmeni Profesör Rachel McQueen…
Ancak şunu öğrenmiş olduk: Kir; bakteri değil, mikrop değil, hastalık sebebi değil… Ama uzun süre birlikte yaşanacak kadar sempatik de değil.
Süleyman S. Aras