eski kafa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eski kafa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2011

“Yeni” Eski Kafa!

Çöl ve GülBlogumuzu Blogger’dan WordPress’e yeni taşıdık; kendi alan adımız (http://eskikafa.org) üzerinden yayın yapmaya başladık. Artık yenilenme zamanı diyerek Stripey temayı kendimize göre düzenledik.


 


Temanın düzenlemesi, Türkçeleştirilmesi tarafımızdan yapıldı. Şimdilik birkaç düzenlemeye daha ihtiyaç duyduğunu hemen belirteyim. Çalışmaya devam ediyoruz.


 


Yakından takip edenler, Eski Kafa!’da kişisel yazıların yayınlandığını biliyorlar. Blogumuzda yeni dönemde de ağırlıklı olarak “kişisel” yazılar yer alacak. Ancak yenilenme süreciyle birlikte üç yeni kategori ekliyoruz blogumuza. Bunlar: Köşe Vuruşu (beğendiğimiz ve cuk oturduğunu düşündüğümüz köşe yazıları), Alıntı (diğer bloglar, siteler, gazeteler, dergiler, kitaplar başta olmak üzere farklı kaynaklardan ilginç ve yararlı bulduğumuz paylaşımlar) ve Karikatür kategorilerinden oluşacaktır. Kaynakları belirtmeyi ihmal etmeyeceğiz elbette…


 


“Yeni” Eski Kafa! ile ilgili teşekkürler:


 


WordPress kurulumu, database oluşturulması ve blogun yönlendirmelerinin yapılması ile ilgili arkadaşımız Gökhan Koç’a, domain ve hosting çözümleri için Çetin Erden’e teşekkür ediyorum.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

15 Mart 2011

Her Karanlık Odanın Bir İklim Bayraktar’ı Vardır

Ergenekon operasyonlarının son dalgası Soner Yalçın’ın Oda TV’sini vurdu. Operasyonlardan sonra bazı medya kuruluşları ve kesimler tarafından haklı olarak “karanlık oda” olarak adlandırılan Oda TV’nin bir de “kara kutu”su olduğu ortaya çıktı: İklim Bayraktar… Tam ve gerçek adıyla: İklim Ayfer Kaleli.


 


İklim Bayraktar’ın derin ve karanlık hesaplar içinde olduğu ortaya atılan iddialar, kendi itirafları ve telefon kayıtlarıyla bir bir ortaya döküldü. CHP eksenli ve Ak Parti’yi de içine almayı hedefleyen şantaj girişimleri gün yüzüne çıktı.


 


Bu İklim Bayraktar profili, bana, diğer karanlık dönemlerin figürlerini ve kara kutularını hatırlattı. Gerçekten her karanlık odanın, her karanlık dönemin ve her derin yapılanmanın ortama uygun İklim Bayraktarları oluyormuş. Kimi karanlık odalar güzel sarışınları gazeteci kılığına sokarak operasyon yaparken 28 Şubat’ın şerefli(!), kudretli, devşirme paşaları da kendileri gibi oğlanlardan Pisi Pisi dönmelerden medet umuyordu. Fadime Şahin’i, Ali Kalkancı’sı ve Müslüm Gündüz’üyle 28 Şubat neyse, İklim Bayraktar’ı, Soner Yalçın’ı ve diğerleriyle günümüzün provokasyonları da odur.


 


Hakeza; Alamut’un Hasan Sabbah’ı, Osmanlı’nın Sabetay Sevi’si ve Arabistanlı Lawrence’ı neyse karanlık odanın Yalçın Küçük’ü, Soner Yalçın’ı, İklim Bayraktar’ı da odur.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

9 Mart 2011

TSK Sadece Fikret Bila’yı mı Muhatap Alıyor?

fikret_bilaAkreditasyon uygulanan medya kuruluşları ve medya mensupları, medya(nın bir kısmını) bilgilendirme toplantıları falan bir tarafa, TSK’nın, Fikret Bila’yı sözcü gibi kullanması, son yıllarda dikkatimi hep çekmiştir.


 


Emekli generaller, görev başındakiler; bazen Genelkurmay Başkanı, bazen de “kimliği belirsiz” (kimliğinin açıklanmasını istemeyen) üst düzey bir askeri yetkili, sürekli ve sadece, ısrarlı ve istikrarlı bir şekilde Fikret Bila’ya konuşuyor.


 


İşin en ilginç ve önemli yanı, bu konuşmalar, buluşmalar ve söyleşmeler genellikle kritik dönemlerde gerçekleşiyor. Bu da benim ilgimi ve dikkatimi çekiyor. Birçok hassas olayda, kamuoyundan yükselen en kritik soruları dikkate almayan, şehit babalarına ve analarına bile cevap verme lüzumu duymayan, bilgi ve belge isteyen mahkemelere kulak tıkayan TSK, her nedense Fikret Bila’yı hiç geri çevirmiyor.


 


Geçirdiği elim trafik kazasından sonra Fikret Bila’nın parlayan yıldızı, gezegen olma yolunda hızla ilerliyor.


 



Fikret Bila Kimdir: 1958 yılında Zonguldak’ta doğdu. 1979 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazi Üniversitesi’nden 1986 yılında doktora derecesi aldı. Bila, 1980-1985 yılları arasında “Sayıştay Denetçisi” olarak görev yaptı. 1987 yıllarına rastlayan gazetecilik ve ardından başlayan televizyonculuk hayatı hâlen devam etmektedir. Ulusalcı ve solcu kimliğiyle ön planda yer almaktadır.



 


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

Delilik İle Dâhilik Arasındaki İnce Çizgi

einstein_dilAslında delilik ile dâhilik arasında ince bir çizgi falan yoktur. Delilik ve dâhilik aynı şey olmasına rağmen; akıllılar, arada bir fark varmış görüntüsü vermek için araya ince bir çizgi çekerler. Olmayan bir farkı -sözüm ona- ince bir çizgiyle belirtmeye çalışırlar. Tamamen delilik!


 


Bir insanın dâhi olmasının yolu biraz deli olmasından geçiyor. Yoksa bütün dâhiler deliler arasından çıkar mıydı?


 


Fakat şunu da unutmamak gerekir ki; her dâhi delidir; ama her deli dâhi değildir.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

“Dekolte Giyen Kadın Tecavüzü Hak Eder” İftirası

orhan_ceker“Çamur at, izi kalsın!” kara propagandası bir kez daha işledi, oyun bir kez daha tuttu, Yahudi güdümlü -bir kısım- Türk medyası iğrenç yüzünü yeniden, yeniden, yeniden sergiledi. Sonunda çamurun izi yine kaldı.


 


Kamuoyunda “Hadım Yasası” olarak bilinen, taciz ve tecavüz suçlarına karşı uygulanacak cezalar ile ilgili görüşlerini açıklayan Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Orhan Çeker, uğrayacağı iftiranın ve maruz kalacağı linçin farkında değildi. Hoca, hiç söylemediği şeyleri söylemiş gibi lanse edildi ve “… dekolte giyen kadın tecavüzü hak eder…” dediği iddiasıyla yerden yere vuruldu. İddianın doğru olmadığı ortaya çıkınca da “… tacize uğramayı hak eder…” dediği öne sürüldü. Gelin görün ki, bu iddia da doğru değildi. Malum medya Orhan Çeker Hoca’yı linç etme konusunda kararlıydı. Sosyal medyanın da önemli bir kısmının desteğini arkasına alan işgal medyası, doğruları söyleyen herhangi bir isme -hele bu kişi bir İlahiyatçıysa- tahammül edemeyeceğini bir kez daha ortaya koymuş oldu.


 


Hâlbuki, bakın Hoca ne demiş: “Eğer kadın tacize uğramışsa, kadın bu hususta tahrik edecek şekilde dekolte giyindiği ve tahrik ettiği için bu başına geldiyse burada kabahat sadece erkekte değil; kabahate kadın da ortaktır. Fakat kadın vakur bir şekilde hareket ettiyse dekolte giyinmemiş buna rağmen erkek tarafından taciz edildiyse burada yüzde yüz suçlu erkektir“ demiş. Alın bu cümleyi on kere, yüz kere, bin kere okuyun; altını çize çize okuyun… O adamı bu şekilde yargılayacak sonuçlar elde edemezsiniz. Ama sesiniz öyle gür çıkıyor, öyle arsızsınız ki, sizin avazınız adamın kendini savunmasının duyulmasını bile engelledi.


 


Açın bir hukuk okuyun “tahrik unsuru”nu bir irdeleyin. Elbette hiçbir kadın dekolte giydi diye tecavüzü hak etmiyor; bırakın tecavüzü, tacizi dâhi hak etmez. Giyim-kuşam kişinin kendi tecihidir. Gelin görün ki, dekolte giyen kadın imajı herhangi bir “fesat düşünceli” için tahrik unsurudur.


 


Hocayı yerden yere vurmaya gerek yok; realite var. Bu yazıyı okuyup -buyrun- beni de aynı kategoriye koyun; ama bir kere saldırmadan önce iki kere düşünmeyi öğrenin, öğrenmelisiniz; öğrenelim, öğrenmeliyiz.


 


Dileyen, Orhan Çeker Hoca’yı kendi dilinden tanıma tenezzülünde bulunmak isterse: http://www.orhanceker.com


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

7 Mart 2011

Windows Live Writter İle İlk Yazı

eski_kafa_wp.(k)Eski Kafa! blogu WordPress’e taşıdıktan sonra Windows Live Writter kullanarak ilk yazımı yazıyorum. Dolayısıyla bu yazı bir deneme niteliği de taşıyor. WordPress’teki ilk yazım olan “Merhaba WordPress” yönetim paneli kullanılarak yazılmıştı. Eğer sonuç güzel olursa bundan sonra yazıları buradan göndereceğiz demektir.


 


Aslında birkaç gündür WordPress’te yeni olmanın yabancılığını ve sıkıntılarını yaşıyorum. İnşallah bu WordPress acemiliği çabuk geçer. Yoksa durum vahim!


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

6 Mart 2011

Merhaba WordPress!

WordPress ve BloggerGeçtiğimiz günlerde Digiturk’un yaptığı başvuruyu dikkate alan mahkeme, Blogger’ın (Blogspot) engellenmesine karar verdi. Bu, Digiturk’un bizi ikinci engellemesi… İlkinde olduğu gibi ikincisinde de özelikle blog yazarları ve sosyal medya ile meşgul olanlar başta olmak üzere herkes tepki gösterdi.


 


Bu, bizim başımıza, hırsız blog yazarları ve yöneticileri yüzünden geliyor. Öte yandan Google’ın vurdumduymazlığı yani telif haklarına duyarsızlığı yüzünden Digiturk ikinci yola başvuruyor; mahkemeye gidiyor. Mahkeme de hırsız blogları engellemek yerine tüm Blogger bloglarını engelliyor.


 


Ortaya çıkan gerçek şu: Bizim hırsız blog yazarları uslanmayacak, Digiturk -haklı olarak- haklarını korumaktan vazgeçmeyecek, Google vurdumduymaz davranmaya devam edecek. Sonunda bizim sabır taşımız çatlayacak… Şimdi zaten az sayıda olan ziyaretçileri kaybetmektense “Merhaba WordPress” diyeceğiz.


 


Daha önce WordPress’i detaylı incelememiştim. Gördüğüm kadarıyla, Blogger’da yazdığım dönemde hep duyduğum gibi bu işin kompetanı gerçekten WordPress’miş. İnşallah yanılmayız ve burada da engellenmeyiz.


 


Blogu WordPress’e yeni taşıdım. Henüz çözecek çok şey var; WordPress’in keşfedilecek bir umman olduğunu gördüm. Şimdilik www.eskikafa.wordpress.com üzerinden yayındayız. Çok yakında www.eskikafa.org adresine taşınmayı planlıyoruz.


 


Hadi bakalım; bize kolay gelsin. Dostlarımızın ve ziyaretçilerimizin duası eksik olmasın...


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

12 Şubat 2011

Sesli Kitap Projesi [www.sesleniyoruz.com]


İnternet ortamında, http://www.sesleniyoruz.com/ adresi üzerinden yayın yapan bir site var. Henüz yolun başında olan bir ‘sesli kitap projesi’… Yolun başında diyorum, çünkü proje sahiplerinin deyimiyle yola yeni çıkmışlar. Yeni çıkmışlar ama yolda kalmaya niyetlerinin olmadığını tahmin ediyorum. Duam da o yönde! Proje kısaca şöyle anlatılıyor:


 


“Çeşitli nedenlerden dolayı 1 yıl kadar ertelenmiş, okumayı sevmeyenlere dinleme yoluyla okumayı sevdi  rmeye çalışan, okumaya vakti olmayanlara ‘dinlemeye de mi vaktiniz yok’ diyen, engelli kardeşlerimize seslerimiz aracılığıyla hakikati dillendiren bir projedir.”


 


Siteyi yapanların ifadesiyle sistem şöyle çalışıyor:


 


“Seslendirmen arkadaşlarımız seslendirdikleri metinleri bir müzikle miksleyerek ortaya çıkardıkları bu çalışmayı sitemize yüklüyor. Siz sevgili dostlarımız da sitemiz üzerinden dinleyebildiğiniz bu çalışmaları, dilerseniz bilgisayarınıza indiriyorsunuz. Daha sonra isterseniz flash belleğinize veya mp3 çalarınıza yükleyip istediğiniz zaman, istediğiniz yerde dinleyebiliyorsunuz.”


 


Bu noktada bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Dileyen site sahipleri, seslendirilmiş çalışmaları, embed kodları yardımıyla kendi sitelerine ekleyebiliyorlar. Olayın bu yönü çok iyi düşünülmüş.


 


Bir sesli kitap projesi olan sesleniyoruz.com’da şimdiye kadar;


Âsitane (Melih Atom’un sesinden)


Bostan (Fikret Bayraktar’ın sesinden)


Cuma Sayfası (Erol Eren’in sesinden)


İşi Vaktinden Çok Olanlar (Fikret Bayraktar’ın sesinden)


Hayatımızı Kolaylaştıran Ayetler ve Öyküler (Selman Urluca’nın sesinden)


Hayatımızı Kolaylaştıran Hadisler ve Öyküler (Selman Urluca’nın sesinden)


Tefekkür Atlası (Hayri Küçükdeniz’in sesinden) isimli çalışmalar seslendirilmiş.


 


Projede emeği geçen tüm arkadaşları tebrik ediyor, kendilerine muvaffakiyetler diliyorum.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

29 Ocak 2011

I Am A Muslim (Ben Müslümanım) [Video] ve Çevirisi

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=Eb9dMfZDfTY[/youtube]

Videodaki kardeş şöyle diyor:

 


“Selam! Ben bir terörist veya hurma tüccarı değilim. Bir çadırda yaşamıyorum ve karımı bütün gün orada kapalı tutmuyorum ve kayıtlara geçsin diye söylüyorum; evlenmeden önce onun kim olduğunu da biliyordum.

 

Dolabımda beyaz entariler ve sandaletlerden başka şeyler de var ve aslına bakarsanız daha önce deveye hiç binmedim! Hiç… Eminim hepsi harika hayvanlardır…

 

Adı Ahmed olan birini tanıyorum. Ama o, sizin ekonomi sınıfınızdaki çocuk değil, o yüzden sormayı bırakın!

 

Falafel, aslında benim en sevdiğim yemek değil… Bir türbanın nasıl bağlandığını bilmiyorum bile! Ve benzincide hiç çalışmadım taksicilik de yapmadım. Kâfir olduğunuzu da düşünmüyorum.

 

Ben barışa inanıyorum… Bütün diğer dinlerden ve inanışlardan olan insanların uyum içinde yaşayabileceklerine inanıyorum; tıpkı Müslüman Arap, Osmanlı ve İspanyol İmparatorluklarındaki gibi… Ve inanın bana; kendi ülkeme geri dönerim, ama zaten oradayım!

 

Müslümanlar, dünyanın en güzel mimari eserlerinden bazılarını yapan insanlardır… Cebiri, kaligrafiyi, astronomiyi, geometriyi ve modern nümerik sistemi biz icat ettik… Yunanlılar değil, Müslümanlar! Ve biliyor musunuz; -dinimizin adı- “İslâm” diye telaffuz ediliyor, “İzlam” değil, “Islam” değil… Ve gerçek tebliğ: ‘Gerçek tebliğ, bir alışveriş merkezinde, insanların -tuhaf- bakışlarını umursamadan, uluorta namaz kılmaktan korkmamaktır.’ Müslüman, bir umumi tuvaletin lavabosunda ayağını yıkamaktan da çekinmez. evet, bu okuduğum Kur’an! Ve havaalanında olmam umrumda bile değil. Çünkü o, tüm zamanların en harika kitabı…

 

Benim adım, Muhammed ve ben bir Müslüman’ım”

 



Çeviri: Umut Yavuz 

 

Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

22 Ocak 2011

“Yakalanırsak Sadece Arkadaşız” Diyeceğiz vb.

Çetin Doğan'dan Mülhem "Yakalanırsak..." Güzellemeleri:


 


Bunlar Genel:


-Gizli flört edenler, yasak aşk ve gayrimeşru ilişki yaşayanlar: “Yakalanırsak, ‘sadece arkadaşız’ diyeceğiz.”


-Sapkın ruhlu senaristler, yapımcılar, yönetmenler, sanatçılar: “Yakalanırsak, ‘sanat için yapıyoruz’ diyeceğiz.”


-Zehir tacirleri, beyaz ölüm kusanlar: “Yakalanırsak, ‘satıcı değiliz; içiciyiz’ diyeceğiz.”


-Dini deforme eden devşirme ve uydurma ilahiyatçılar: “Yakalanırsak, ‘dini ıslah ediyoruz’ diyeceğiz.”


-Deniz Baykal-Nesrin Baytok: “Yakalanırsak, ‘AKP yaptı’ diyeceğiz.”


-Global Yahudi terörü: “Yakalanırsak ‘Müslüman’ız, Müslümanlar yaptı’ diyeceğiz.”


-Irakta kimyasal silah var diyen Büyük Şeytan ve koalisyonu: “Yakalanırsak, ‘demokrasi getirdik’ diyeceğiz.”


 


Bunlar da TSK’dan:


-Harıl harıl (pardon hırıl hırıl) darbe hazırlığı yapanlar, millete komplo hazırlayan haramzadeler: “Yakalanırsak, ‘harp oyunu, plan semineri’ diyeceğiz.”


-Poyrazköy’e roketatar, lav silahı vb. gömenler: “Yakalanırsak ‘boru!’ diyeceğiz.”


-AKP’yi, Fethullah Gülen’i, aslında komple Türk Milletini bitirme planı yapanlar: “Yakalanırsak ‘kâğıt parçası’ diyeceğiz.”


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

Tüpler Uzayda Reklamı Size Ne Anlatıyor?

Aygaz’ın son reklamı, uydu üzerinden çalışan hızlı sipariş sistemi, Aygaz Ekspres üzerine kurulu. İzleyenler içeriğini ve sloganını biliyor.


 


Fazla uzatmak istemiyorum; hikâye uzayda geçiyor. Kahramanlarımız, Amerikalı astronotlarla falan karşılaşıyorlar; onlarla bir güzel dalga geçiyorlar! Derken Aygaz’ın reklam sloganı çıkageliyor: “tüpler uzayda!”


 


Bu slogan bende, “Türkler uzayda” fikriyle, “istikbal göklerdedir” idealiyle dalga geçiliyor algısına yol açtı. Çünkü reklamda Türkler kendileriyle dalga geçiyor.


 


Firma Aygaz (Koç Grubu), reklam ajansı TBWA (Amerika) olunca mı böyle oldu, yoksa çok mu önyargılıyım, bilmiyorum. Ama reklamı ilk izlediğimde o algıyı yaşadım ve öyle kaldı.


 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Türkiye Nereye Gidiyor?


Ortaöğretime başladığım 1990 yılından, okuldan mezun olduğum 1997 yılına kadar neredeyse her ders döneminde Coğrafyanın konusuydu Türkiye’nin matematik konumu. Türkiye’nin matematik konumu: “Türkiye, 36o-42o kuzey paralelleri ile 26o-45o doğu meridyenleri arasındadır.”


 



Dinledik, öğrendik, yazdık, ezberledik… Bu bilginin üzerinden yıllar geçti. 13 sene sonra hafızamı yokladığımda, kelimesi kelimesine hatırlayınca şaşırdım.


 


“Türkiye nereye gidiyor, Batıdan kopuyor mu, doğuya mı yaslanıyor?” tartışmalarının alevlendiği bu günlerde merak edip baktım. Literatürde hâlâ aynı bilgi duruyor.


 


“Türkiye, 36o-42o kuzey paralelleri ile 26o-45o doğu meridyenleri arasındadır.”


 


Yani değişen bir şey ve Türkiye’nin bir yere gittiği yok. Evet, Türkiye’nin Doğuya yaklaştığı doğru ama Batıdan koptuğu söylenemez. Yaşanan sürecin adı şu olabilir: Türkiye, Batıya olan -kayıtsız şartsız- bağımlılıktan kopuyor ve aslında, kayan Türkiye’nin ekseni değil, dünyanın ekseni…


 


Türkiye olduğu yerde yani en ağır olduğu (jeo-politik, jeo-stratejik vb.) yerde duruyor. Durmaya devam etsin; ilelebet, payidar…


 


“Türkiye, 36o-42o kuzey paralelleri ile 26o-45o doğu meridyenleri arasındadır.” Bu bilgi de matematiksel olarak değişmesin ama Türkiye’nin etki hinterlandı değişsin ve artsın. Çünkü 36o-42o kuzey paralelleri ile 26o-45o doğu meridyenleri arası fiziki olarak bize yetse de tarihi rolümüz gereği burada sıkışıp kalamayız.


 


Yani Türkiye’nin geleceği, manevi yeri, etki alanı 36o-42o kuzey paralelleri ile 26o-45o doğu meridyenleri dışındadır.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

11 Ocak 2011

İşimiz Korsan Siyaset (Yaşasın Atalet!)

Habertürk Gazetesi çizeri Mehmet Çağçağ’ın yazımızda yer verdiğimiz karikatürü her şeyi özetliyor aslında… Ancak eklemek istediğim şeyler var.


 


Yüksek yargıda dosyalar birikmeye devam ediyor. Karara bağlanmayan davalardan dolayı terör suçluları dâhil tahliye olanlar birbirini izliyor. Olayın başlıca sorumlusu olan yüksek yargı mensupları her zamanki pişkinlikle çözüm üretmek yerine polemik yapıyor.


 


Ama adamların hakkını yemeyelim; onlar da epey çalışıyorlar. Mesela;


 


1.Siyaset yapmaktan davalara bakmaya zaman bulamıyorlar.


2.Adaleti sağlamak yerine, “rejimi koruma” gibi garip bir görevden bahsediyorlar.


3.Vural Savaş örneğinde (bkz. Militan Demokrasi) olduğu gibi yandaşlarına ve ideolojilerine öncelik veriyorlar, pozitif ayrımcılık yapıyorlar.


4.İstedikleri zaman, pekâlâ jet hızında karar verebiliyorlar. Bkz. İlhan Cihaner, Osman Kaçmaz, Ömer Faruk Eminağaoğlu, Mehmet Haberal davalarında buharlaşan iş yükü ve Erdoğan’ın milletvekilliğinin engellenmesi için mucizelere imza atan jet yargımız!


5.Yargı mensubu yetersiz olmasına rağmen gerekli sınav ve atamaları bizzat yüksek yargı, kadrolaşma bahanesiyle sürekli engelliyor. Bkz. "Bu yargıdan başka sonuç çıkabilir miydi?"


6.Askeri darbe olmazsa -ki olmadı, olmayacak, olamayacak- yargı darbesi yapalım/yaparız cümlelerini bir yerlerden hatırlayınca davaların bilerek savsaklandığı gibi bir şüphe akla pek de uzak değil.


7.Böylece yargı kilitlenecek ve adalet engellenecek, oluşan kargaşa ve kaos ortamının sonucunda arzulanan yargı darbesi gerçekleşmiş olacak.


 


Adamlar iyi çalışıyor…


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

18 Aralık 2010

Köpeğin Duası

Gerçekleşmesinin imkânsız olduğunu vurgulamak istediğimiz herhangi bir olay veya maruz kaldığımız bir beddua karşısında bazen küçümseyerek bazen alaycı bir eda ile bazen de sırf şaka olsun diye kullanırız şu cümleyi: Köpeğin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı.


 


Hâlbuki tüm köpeklerin duası kabul olur. Aslında en baştan kabul edilmiştir onların duası… Dahası, insan hariç tüm canlıların duası en baştan kabul edilmiştir. Sadece insanların, -kulluk gereği- dua kapısını sürekli kullanmaları gerekir.


 


Dünya, hayvanların dualarının peşin kabul edilişi doğrultusunda dizayn edilmiştir ve Sünnetullah bu doğrultuda işlemeye devam etmektedir. Her ne kadar yaratılan her şey insanlar için olsa da…


 


Her ne kadar insanlar köpeğin duasının kabulünü, gökten kemik yağmasına indirgese de…


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

17 Aralık 2009

Eski Kafa!'yı Anlamak

Eski Kafa!, zihinlere, şeytani yöntemlerle yerleştirilen anlamı dışında daha fazla anlam ifade eder. “Eski Kafa!” denince, saf akla hemen olumsuz anlamların gelmesi kaçınılmaz kılınmıştır elbette; ama biraz durun ve düşünün:


 


Her şey baş döndürücü bir hızla her an değişirken değişmeden taze, yeni, temiz, saf, geçerli ve sağlam kalan/kalabilen birçok şeyi ifade eder Eski Kafa!. Ama o birçok şey aslında tek şeydir. O, bir felsefedir, bir yaşam ve inanç biçimidir. Adı “eski” olmakla birlikte yenidir; tamamen yenidir. Her zaman yenidir…


 


O, bir kitabın iki kapağı arasında ve bir müminin sol göğüs kafesinin altında eskimeden kalabilir ve yaşayabilir (yaşamıştır, yaşıyor ve yaşayacak!). Asırlar geçmesine rağmen nesilden nesile bozulmadan aktarılabilmesinin sebebi budur. O, bir şekilde ölümsüzdür.


 


Eski Kafa!’nın eleştirilecek bir yanı olmamasına rağmen eleştiriye açık olması ve eleştirilere maruz kalması, eleştirenlerin “eski kafalı” olmamasından kaynaklanmaktadır. Yani Eski Kafa!’yı anlamak için illa da “eski kafalı” olmak gerekir.


 


Eski Kafa!; bir grup, akım, fraksiyon, cemaat, tarikat, mezhep değildir. Öte yandan vakıf, dernek, loca, kulüp, parti vb. çatısı altına da sığmaz. Ancak tüm bu saydıklarımızın mensupları eski kafalı olabilirler. Şunu da belirtelim ki, eski kafa özellikle dindarı, daha özelinde ise Müslüman’ı ifade eder. Eski Kafa! olmanın zevkini bir kere bile tadan birisi, kendisine “eski kafa” denmesini, dünyanın en büyük iltifatı olarak kabul eder.


 


Eski Kafa!, bu blogdan ibaret değildir, ama bu blogun ismidir; bu blog, Eski Kafa!’nın belki en küçük temsilcisi olabilir.


 


Sonuç olarak…


 


Çağdaşlığın ve modernitenin, pozitif ve pragmatist ilerlemenin, -önadına rağmen- bayatlamış ve kokuşmuş yeni dünya düzeninin, insandan hayvana doğru evrilmenin, birey özgürlüğü adına yaşanan rezaletin toplumda/dünyada yol açtığı çürüme dikkate alındığında, Eski Kafa! felsefesinin kalan tek geçerli kurtuluş yolu olduğu kendiliğinden ortaya çıkmıyor mu?


 


Gerçek budur; fakat…


 


Kafası kalbiyle barışık olmayanlar anlamaz bizi!


 


Eski Kafa! Blog/Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

12 Aralık 2009

Mevlana İdris İle Tanışma

Dün akşam, Bağcılar Belediyesi Aralık Ayı Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Bağcılar Kültür Merkezi’nde bir konferansa katıldım. Değerli şair ve yazar Mevlana İdris (Zengin)’in güzel -içeriği çok acıtıcıydı, o ayrı- sunumunun başlığı çocuk haklarıyla ilgiliydi: Çocuklar, Haklar ve Yalanlar…


 


Yani çocuklar ve olmayan hakları üzerine yalanlar...


 


Gerçekten de hâkim güçler/devletler tarafından uydurulmuş (ifade ağır olsa da gerçek böyle değil mi?) ve kâğıt üzerinde kalmış -sözümona- haklar ne kadar da çokmuş. Mevlana İdris, çocuklara sağlanan hakları okurken liste uzadıkça uzuyordu. Sıra bu haklarla ilgili yalanlara ve ihlallere gelince, daha uzun listelerin de olabileceği gerçeği ile yüzleşmemiş olmasaydık keşke!


 


Mevlana İdris’in verdiği bilgiler oldukça önemliydi. Dünün benimle ilgili ayrı bir önemi vardı: Mevlana İdris ile tanışıp kısacık da olsa sohbet etmek…


 


Ayrıca Mevlana İdris, kendi bilgisi dışında benim blogumun isim babası sayılır. Zira onun Fatih, At Pazarı Meydanı’ndaki mekânı (kafe-restoran) Eski Kafa adını taşıyor. Dün bunun üzerine de biraz konuştuk.


 


En kısa zamanda, işyerinden arkadaşlarla Mevlana İdris Abimizi Eski Kafa’da ziyaret etmek için de söz verdik.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

27 Ekim 2009

Eski Kafa! Twitter’da

Uzun zamandır güncellenmeyen blogumuz Eski Kafa!’yı yeniden güncellemeye başladığım şu günlerde Twitter’da da bir hesap oluşturdum.


 


Düşündüm ki, bazen tembellik veya başka gerekçelerle blogu güncelleyemiyorum. Ancak aynı zamanda nette paylaşmayı düşündüğüm uzun veya kısa yazılar oluyor; gündeme dair düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.


 


Bu bağlamda blog yazılarını uzun ve detaylı tuttuğum için onlar oldukça zamanımı alıyor. İşte bazen o kadar uzun zamanım olmayabiliyor. Dolayısıyla kısa cümlelerle de olsa konuşmak için bize en iyi fırsatı sunan Twitter’a daha fazla kayıtsız kalamadım.


 


Twitter, SMS mantığı ile bize 140 karakterden oluşan cümlelerimizi yazarak nette paylaşma imkânı sunuyor. Bu anlamda arkadaşım Ahmet Güneş, Twitter için “tembeller için blog” adını veriyor. Bu tanımlamayı tamamen doğru bulmasam da onun bu fikrine bazı açılardan katılmıyor değilim.


 


Her neyse… Artık Eski Kafa! Twitter üzerinden de seslenecek.


 


Kimbilir, gün olur; duymayan kalmaz…


 


İşte adresimiz: http://twitter.com/EskiKafa


 


Orada da buluşmak dileğiyle…


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

24 Ekim 2009

Özür Dilerim Blog!

Yaklaşık üç aydır bloguma bir tane bile yazı eklememiştim. Değerli dostum Ahmet Güneş de Twitter'ında dile getirmiş. Kendimce bazı sebepleri var bunun elbette; ama geriye bakıp düşündüğümde hepsi basit bahaneler olarak kalıyor.



Bahanelerimden veya mazeret olarak gördüğüm şeylerden biraz bahsedeyim. Öncelikle bilen bilir; bir müzik yapım ve organizasyon şirketinde çalışıyorum. Özellikle belediyelerin Ramazan organizasyonlarından dolayı yazısız geçen dönemin büyük bir kısmı oldukça yoğun geçti. Dolayısıyla bloga hiç vakit ayıramadım. Ramazan Bayramından hemen sonra da düğün yaptığım için bir süre de bunu bahane ederek yazı yazmadım. Bu arada (bu yazı ile) evliliğimden de haberdar etmiş oldum. Dualarınızı bekliyorum.



Bu süre içinde merak edip e-posta ile ulaşan insanlara da doğru dürüst cevap yazamadım. Sizlerden özür diliyorum.



Oysa gündem o kadar yoğun ve yazılacak o kadar şey vardı ki… Hepsinin zamanı geçti. Şimdi yazsam yersiz olacak.



Onun için geleceğe bakıyorum. Bundan sonra da belki kesintiler olacak; ama (inşallah) eskisi kadar uzun sürmez. Hele üç kocaman ay bloga hiçbir şey eklememek ve tembellik etmek… Sanırım bana hiç yakışmadı.



İsteseydim, eğer çok isteseydim bir şeyler ekleyebilirdim. Demek ki, tembellik hastalığı konusunda epey bir mesafe kat etmem gerekiyor. Bu konuda da dua bekliyorum. Aslında bildiğiniz iyi bir terapist varsa önerebilirsiniz. Ciddiyim!



Evet, yazmaya başlamak heyecan verici. Ve evet blog, seni bu kadar ihmal ettiğim için senden özür diliyorum. Telafi ederim…



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

18 Haziran 2009

Eski Kafa

Eski Kafa, bir reddiyenin, bir gerçek kimliğin, bir değişmezliğin, bir eğilmezliğin, bir istikametin hikâyesidir aslında ve an itibariyle -geçmişinden geldiği gibi- yoluna böyle devam edecektir.



Modernizme, onun daha yoldan çıkmışı olan post-modernizme, çağdaşlığa, onun da daha yoldan çıkmışı olan çağdaş yobazlığa, aymazlığa, insandan hayvana doğru evrilmeye, teşhir ve soyunma medeniyetine, birey ve bireycilik kültürüne, Rabbin kulluğundan insana köle olmaya kaçışa ve dünyanın putlarına aptalca tapınmaya… kısacası “yeni dünya” dininin dayattığı her şeye tümden hayır! Bin kere, milyon kere hayır!



Eski Kafa’nın felsefesi budur…



UMUT - Süleyman S. Aras adıyla başlayan, Bu Köyün Yabancısı Blog olarak devam eden ve şimdi de Eski Kafa ismiyle gerçek kimliğini bulan blog hareketimiz kısa bir fetret döneminin ardından yoluna kaldığı yerden devam ediyor.



Eski Kafa ismini alan blogumuzun bu yazısı kısmen bir manifesto niteliği taşımaktadır. Esas itibariyle blogun ismi de bir manifestodur veya manifestonun en kısa olmasına rağmen en açıklayıcı özetidir.



Eski Kafa duruşu, anlaşılmaz olduğu ölçüde değerlidir de. Benim için değerlidir.



Değerli dostum Ahmet Güneş’in, Niyazi Mısrî’den naklen dilinden düşürmediği ve benim dimağıma da yerleştirdiği gibi…



“Anlamaz hayvan olan, hayran olan anlar bizi.”



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: