Güzel Gelişmeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güzel Gelişmeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2012

Ordu, Evini Tüm Millete Açtı

Ordu Evleri, Askeri Gazinolar ve Sosyal Tesisler Yönetmeliği'nde değişikliğe gidildi. Anadolu Ajansı’nın haberine göre bu tesislerin etkinlikler için kiralanan kısımları, artık sadece kısıtlı ve mutlu bir azınlığa değil tüm millete açık…

Söz konusu tesislerle ilgili yönetmelikte yer alan ayrımcı ibarenin kalkmasıyla birlikte, ordunun milletle barışması yönünde yeni bir adım atılmış oldu. Milli Savunma Bakanlığı'nın konuya ilişkin yönetmeliği Resmi Gazete'nin bugünkü (17.05.2012) sayısında yayımlandı.

Buna göre, yönetmelikte yer alan ve düğün yapacakların riayet edeceği hususların belirlendiği özel anlaşma şartlarına ilişkin ekinden (Ek-27 formu) şu çağdışı ibare çıkartıldı. ''Yaşının ilerlemesi nedeniyle dini inançlarına uygun olarak sade bir şekilde sakal bırakmış kişiler ile yaşlı annelerden yüzü açık olacak şekilde eşarplı olanların dışında; sakallı, cüppeli, sarıklı, takkeli, türbanlı vb. çağdaş olmayan kıyafetlerle gelenler, günlük sakal tıraşı olmamış ütüsüz ve kirli elbiselerle gelenler, yabancı uyruklu kişiler ordu evine giremezler.''

Bu urdan kurtulan yeni yönetmelik, bugünden itibaren yürürlüğe girdi. Ordu; kapılarını, evini, milletin evini, millete açmış oldu.

Yani bizim gibi Eski Kafa! insanlar da artık bu mekânlardan yararlanabilecek.

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş:

5 Mayıs 2012

Darısı Başımıza, En Büyük Ceza En Başımıza

Susann Bashir… ABD’nin en büyük telekom şirketlerinden biri olan AT&T’de teknik eleman olarak çalışıyordu; Hıristiyan’dı. 2005 yılında, 41 yaşındayken Müslüman oldu. AT&T’de başörtülü olarak çalışmaya başladı. Süreç onun için zor olamaya başladı. Başörtülü olarak çalışmasına katlanamayan yöneticileri onu sık sık sözlü olarak saldırmaya ve taciz etmeye başladı. Bu durumu şirketin üst yönetimine bildiren Susann Bashir, -daha akıllıca ve insani ve evrensel- bir çözüm yokmuş gibi işten çıkarıldı.

İşten çıkarılınca mahkemeye başvuran Susann Bashir, davayı kazandı. Mahkeme, şirketin ayrımcılık yaptığı hükmüne vararak, AT&T’ye 5 milyon dolar para cezası verdi.

AT&T sözcüsü Marty Richter, şirket olarak her türlü milletten (buraya dikkat; vurgu millete dine değil) çalışanları kabul ettiklerini mahkemenin verdiği kararı doğru bulmadıklarını söyledi.

Evet, darısı başımıza… Mesela, BMV’nin Türkiye Distribütörü Borusan’a, Merinos’a, eski YÖK yöneticilerine, eski rektörlere, başörtüsü yasağını savunan köşe taşlarına, aydın geçinen cahil zevata, eski iktidarlara ve başörtüsü yasağını kamuda hâlâ kaldırmayan mevcut iktidarı temsilen (yazının başlığında da vurgu yapılan başımız) Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a maddi-manevi cezalar verilmeli.

Yeni ve huzurlu bir Türkiye için başörtüsünün bir insan hakkı, inanç hürriyeti ve yaşam biçimi olduğu herkesin anlayacağı dil kullanılarak belletilmeli. ABD bunu yaparken para cezası vermiş.

Bizde de kesin çözüme ulaşıncaya kadar benzer yollar denenmeli. Kimine, döve döve; kimine, söve söve; kimine de seve seve anlatılmalı.

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş:

8 Mart 2012

Alo Fetva Hattı Yenilenerek Hizmete Girdi

Diyanet İşleri Başkanlığı, vatandaşlardan gelen yoğun talebe daha hızlı cevap verebilmek amacıyla Dini Danışma Hattı’nı yeniledi. “Alo 190 Dini Danışma” olarak yeniden düzenlenen hatta yurt içinden ve cep telefonlarından ücretsiz olarak ulaşılabilecek.

Diyanet İşleri Başkanlığının dini soruları cevaplandırmak üzere kurduğu 444 1 789 numaralı fetva hattında değişikliğe gidildi. Vatandaşlardan gelen yoğun talebe daha hızlı cevap verebilmek ve daha geniş toplum kesimlerine ücretsiz olarak ulaşabilmek amacıyla oluşturulan Dini Danışma Hattı’nın yeni numarası “190” olarak belirlendi.

Sabit ve cep telefonlarından 190 numarasını çevirerek, bulundukları şehrin il müftülüğüne bağlanacak olan vatandaşlar, müftülüklerde bulunan “Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonu” üyelerine sorularını yöneltebilecek.

Hizmet güzel; ücretsiz olması daha da güzel… Allah muvaffak etsin.

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş:

21 Şubat 2012

Bor Mobil Önemsiz Bir Proje mi?

2012’nin başlarında, bomba gibi patlaması gereken bir haber, medyanın manipülasyonları ve suni gündemleri sebebiyle buhar olup uçtu. Ultra asosyal nesilin gündemine neredeyse hiç giremedi.

Benim çok önemsediğim bu haber, ne Twitter’da “trend topic” oldu, ne Facebook’da paylaşım rekoru kırdı ne de e-posta zincirlerine konu edildi. Hatta haberin videosunun izlenme sayısı, Ajdar videolarının yanına yaklaşamadı bile! Sadece o günün haber bültenlerine -sıradan bir haber gibi- konu oldu. O kadar!

Haber şu:

“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız TÜBİTAK MAM’ı Ziyaret Etti

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, BOREN desteği ile TÜBİTAK MAM tarafından geliştirilen ve borla çalışan “BOR MOBİL” aracını 6 Ocak 2012 tarihinde test etti.

Ulusal Bor Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Dr. Şükrü Öztürk tarafından, BOREN ve TÜBİTAK MAM işbirliğinde BOREN desteği ile yürütülen projeler hakkında bilgi aktarıldı. Bu kapsamda geliştirilen “Sodyum Borhidrür Yakıt Pilli Araç (BOR MOBİL)” ile ilgili detaylı bilgi alan Taner Yıldız, “BOR MOBİL” aracıyla bir test sürüşü gerçekleştirdi. 

Ziyaret sırasında Yıldız’a, Enstitü Başkanı Dr. Şükrü Öztürk, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak, Kocaeli Valisi Ercan Topaca, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Dr. Kıvanç Dinçer ve TÜBİTAK MAM Başkanı Doç. Dr. Sunullah Özbek eşlik etti.”


Görmezden geldiğimiz otomobilin bazı özellikleri:
-Bor ile çalışıyor (Türkçesi: benzine, motorine ihtiyaç duymuyor ve en önemlisi dünyada bilinen bor rezervlerinin %70’ine sahibiz)
-Ağırlığı, 1100 kilo
-Saatte 110 km. hız yapabiliyor
-3 kiloluk yakıt piliyle 150 km. yol alıyor
-Yerli üretim

Türkiye, böyle bir araç yapıyor ve oyuncak araba yapmış muamelesi görüyor. Ne kadar normal değil mi?

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş:

17 Aralık 2011

Asfa’dan Öğrenin Eylemi

Bu yıl “Sağlıklı ve Doğal Beslenme” sloganıyla yola çıkan Asfa Gelişim ve Destek Platformu’nun gönüllü sayısı her geçen gün artıyor. İlk adımını Asfa ilköğretim öğrencilerinin attığı sağlıklı beslenme protesto gösterilerine Özel Asfa Fen Lisesi ve Özel Ahmet Mithat Anadolu Lisesi öğrencileri de destek veriyor.

 
“Organik gönüllü” yazılı rozetleri ve “Kolada Böcek Fare Boykot Buna Tek Çare”, “Midemi Seviyorum Doğal Besleniyorum”, “Doğal Sebze Hakkımız Söke Söke Alırız” gibi pankartlarla lise binasında her katı gezdikten sonra yemekhaneye inen öğrenciler, eylemleriyle farkındalık oluşturmaya çalıştı.

Asfa Eğitim Kurumları'nı tebrik ediyorum... Bu tür anlamlı ve orijinal eylemlerinin artarak devam etmesini diliyorum.

Bu tür eylemleri, eskiden, genelde demokratik sol, anarşist sol ve komünist gruplar yapar, her eylemden sonra da kavga çıkarıp sokakları birbirine katarlardı. Cam-çerçeve indirir, insanların ekmek teknesine tekme atmayı ihmal etmezlerdi. Şimdi dindar insanların denetim ve yönetiminde olan kurumlar da işin içine girmiş gibi görünüyor.

Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, Asfa gençliği, bir şeyin “adam gibi” nasıl yapıldığını, asıl maksadın “üzüm yemek” deyiminin ne demek olduğunu da göstermişler. İnşallah böyle devam ederler.

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş:

1 Aralık 2011

YÖK Katsayıyı Tamamen Kaldırdı

28 Şubat sürecinin uygulamalarından olan ve sırf İmam Hatipliler, İlahiyat Fakültesi dışında bir bölüm okuyamasın diye icat edilen ama tüm meslek liselileri, üniversiteye girişte geri bırakan katsayı uygulaması tamamen kaldırıldı. Anadolu Ajansı’nın haberine göre, YÖK Genel Kurulu'nda alınan kararın ayrıntısı şöyle:

 

YÖK Genel Kurulu'nda üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulamasının kaldırılması kararlaştırıldı. YÖK Genel Kurulu'nda alınan kararla, üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulamasının ''kaldırıldığı'' bildirildi.

 

YÖK Genel Kurulu, Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan başkanlığında dün (30.11.2011) toplandı. Halen devam eden toplantıdan sürpriz bir karar çıktı. Yetkililerden edinilen bilgiye göre, toplantıda üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulaması ele alındı. Katsayı uygulamasının her aday için 0.12 olarak belirlendiği, sınava giren adaylar arasında fark kalmadığı için katsayının fiilen kaldırılmış olduğu kaydedildi.

 

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun ''Yükseköğretime Giriş'' maddesinde, ''Mesleğe yönelik programlar uygulayan liselerin mezunları, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek aynı alanda bir yükseköğretim kurumuna girerken, başarı notları ayrıca tespit edilecek bir katsayı ile çarpılmak suretiyle değerlendirilerek giriş sınavı puanlarına eklenir'' hükmü yer alıyor.

 

Mevcut uygulamada, üniversiteye giriş sınavında öğrencilerin yerleştirme puanları hesaplanırken kendi alanıyla ilgili program tercihinde Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanları (AOBP) 0,15 katsayısıyla, alan dışı tercihte ise 0,12 katsayısıyla çarpılıyordu.

 

Toplantıda ayrıca, Rize Üniversitesi'nin adının, ''Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'' olarak değiştirilmesi de kararlaştırıldı.

 

Öte yandan, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın görev süresi 10 Aralık 2011 tarihinde sona erecek.

 

Haber bu, Yusuf Ziya Hoca giderayak hayırlı bir işe imza attı. Katsayı zulmünü tamamen bitirdi. Daha önce katsayı ile ilgili çeşitli girişimler olmuş, YÖK tarafından alınan kararlar mahkeme kapsından dönmüştü.

 

Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

20 Nisan 2011

Pantolonunuzu Yıkamayın Dünya Kurtulsun

Bugün iyibilgi’de okuduğum, onların da ntvmsnbc’den aldkıları bir haber oldukça ilgimi çekti. Yorumumu sonraya bırakıp olduğu gibi paylaşıyorum:


 


Kanada'da bir üniversite öğrencisi 15 ay boyunca pantolonunu yıkamadı... Sonuç çarpıcıydı...



 



Kanada'daki Alberta Üniversitesi'nde okuyan Josh Le, araştırması için 15 ay boyunca aynı kot pantolonu her gün giydi... 15 ayın sonunda danışmanı Profesör Rachel McQueen, kot pantolondan bir parça alıp mikroskop altında inceledi.



 



Sonra da kot pantolonu alıp bir güzel yıkadılar. Temizlenen kot pantolondan da bir örnek alıp aynı şekilde incelediler...



 



Sonuç...



 



Pantolonun kirli halinde de temiz halinde de aynı miktarda bakteri vardı...



 



Profesör McQueen "Pantolonun kirli halinden aldığımız örnekte E. coli bulacağımızı düşünüyordum. Bulamayınca şaşırdım." diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: "Birçok bakteri kıyafetlere, onu giyen insanlardan bulaşıyor. O yüzden de aynı pantolonu yıkamadan giymenin kişisel açıdan bir zararı yok. Tabi eğer hastanede ya da mutfakta çalışmıyorsanız... Bunun dışında kıyafetleri mümkün olduğunca az yıkamanın çevresel faydası çok çok büyük... Daha az su ve deterjan tüketeceksiniz..."



 



Şimdi, bu haberden yola çıkarak, kimseye “aman artık pantolonunuzu veya diğer kıyafetlerinizi yıkamayı bırakın veya çok geç yıkayın” demeyeceğim. Zaten kimsenin böyle bir şey yapacağını da sanmam; başta, araştırmanın gözetmeni Profesör Rachel McQueen…


 


Ancak şunu öğrenmiş olduk: Kir; bakteri değil, mikrop değil, hastalık sebebi değil… Ama uzun süre birlikte yaşanacak kadar sempatik de değil.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

9 Nisan 2011

Türkiye’yi Bu Kadınlar Değiştirecek

Hatay’ın Hassa ilçesinde geçtiğimiz günlerde öldürülen 7 teröristten biri olan ve Malatya’da toprağa verilen Zeki Durdu’nun cenaze görüntülerini izlemişsinizdir. İzlemeyen varsa şu linkten izlemenizi tavsiye ederim.

 


Öldürülen terörist Zeki Durdu’nun kız kardeşi Elif Durdu ile ismine ulaşamadığım başka bir kadın (ikinci kız kardeş olabilir), diğer teröristlerin ve örgüt sempatizanlarının cenazede şov yapmasını engelledi. Her cenazeyi şova ve örgüt propagandasına çeviren, kanla beslenen acı sömürücüleri, bu sefer hiç ummadıkları bir tokat yediler. Bizzat öldürülen kişinin kardeşleri tarafından ‘defolun!’ denilerek defedildiler. Zeki Durdu'nun kız kardeşleri, Öcalan posteri açan yüzleri puşili gruba, 'oğlumuz sizin yüzünüzden öldü, sizleri istemiyoruz, defolun buradan' diyerek tepki gösterdi.

 


Bu haberi izlerken Türkiye’yi terörden ancak anaların ve bacıların kurtaracağını bir kez daha anladım. İnsanların acılarını yaşamalarına dahi izin vermeyen, yüzleri maskeli ve çıbanlı, ayda bir su yüzü gören kokuşmuş ergenlerin ve onları sokağa salan sorumsuz ve korkak babaların yapacağı hiçbir şey yok.

 


O kadınlar, yavrularının ölülerini dahi köpeklerden korumaya çalışan kuşlar gibi çırpındılar o gün. Ve o gün Türkiye hep bir ağızdan şunu söyledi: “Bu iş bitmiştir.”

 


Bu iş bitmiştir. Çünkü benzer olaylar, aynı çatışmada ölen diğer teröristlerin cenazelerinde de yaşandı. Birisi ailesi tarafından teslim alınmadı ve kimsesizler mezarlığına gömüldü, diğeri ise ailesi tarafından bir gece yarısı sessiz sedasız bir şekilde toprağa verildi.

 


Keşke bu manzaralar artık yaşanmasa; herkes bu son olaylardan birazcık ders alsa…

 


Keşke o kadınları herkes birazcık anlasa…


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

5 Nisan 2011

Sigarayı Bıraktıktan Sonra

Bugün 5 Nisan 2011 Salı… Bugün, benim için çok önemli bir gün. Çünkü tam bir yıl önce bugün sigarayı bırakmaya karar verdim ve bıraktım. O günden sonra bir tane bile sigara içmedim. İnşallah bir daha hiç içmem... Peki, sigarayı bırakınca vücudumuzda neler oluyor; neler değişiyor? "Darısı başınıza!" diyerek paylaşıyorum. [www.msxlabs.org’dan faydalanılmıştır.]


.



 




Son Bir Yılda Ne Oldu?



 



Sigarayı bıraktıktan 20 dakika sonra;



-Kan basıncım normal sınırlara döndü.


-Kalp atış hızım yavaşladı.


-Ellerim ve ayaklarım ısınmaya başladı.


 



8 saat sonra;



-Kanımdaki nikotin ve karbon monoksit seviyesi yarıya indi.


-Kanımdaki oksijen seviyesi yükseldi.


-Sigaranın sebep olduğu mukus, akciğerimden atılmaya başladı.


-Vücudum kendini tamir etmeye başladı.


 



24 sat (1 gün) sonra;



-Kalp krizi geçirme riskim azalmaya başladı.


-Karbon monoksit vücudumdan tamamen atıldı.


 



2 gün sonra;



-Koku alma duyum ve ağız tadım yerine geldi.


-Sinir uçlarımdaki hasar tamir olmaya başladı.


-Akciğerlerim enfeksiyonlara karşı daha güçlü hâle geldi.


 



1 hafta ile 3 ay arası bir zaman geçtikten sonra;



-Nikotin vücudumdan tamamen temizlendi.


-Kan dolaşımım düzelmeye başladı.


-Vücudumun enerji düzeyi yükseldi.


-Yürümem kolaylaştı.


-Spor yapmam kolaylaştı.


-Solunum kapasitem %30 arttı.


-Öksürüğüm, sinüslerimdeki doluluk ve nefes darlığım azaldı.


 



1 yıl sonra;



-Akciğerlerim kendini temizleme yeteneğini tekrar kazandı.


-Sigara içen birisine göre, sigaraya bağlı kalp krizi riskim yarıya düştü.


 



Bundan Sonra Ne Olacak?



 



5-15 yıl içinde;



-5 il 15 yıl içerisinde, inme ve felç riski, hiç sigara içmemiş insanların seviyesine inecek.


-Akciğer kanseri riskim, sigara içenlerin yarısına düşecek.


-Ağız, gırtlak, yemek borusu, idrar torbası, böbrek ve pankreas kanseri riskim azalacak.


-Kalp damar hastalığı riskim, hiç sigara içmeyen birisi ile aynı olacak.


-Sigaraya bağlı ölüm riski, hiç sigara içmeyen birisi ile aynı olacak.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

12 Şubat 2011

Sesli Kitap Projesi [www.sesleniyoruz.com]


İnternet ortamında, http://www.sesleniyoruz.com/ adresi üzerinden yayın yapan bir site var. Henüz yolun başında olan bir ‘sesli kitap projesi’… Yolun başında diyorum, çünkü proje sahiplerinin deyimiyle yola yeni çıkmışlar. Yeni çıkmışlar ama yolda kalmaya niyetlerinin olmadığını tahmin ediyorum. Duam da o yönde! Proje kısaca şöyle anlatılıyor:


 


“Çeşitli nedenlerden dolayı 1 yıl kadar ertelenmiş, okumayı sevmeyenlere dinleme yoluyla okumayı sevdi  rmeye çalışan, okumaya vakti olmayanlara ‘dinlemeye de mi vaktiniz yok’ diyen, engelli kardeşlerimize seslerimiz aracılığıyla hakikati dillendiren bir projedir.”


 


Siteyi yapanların ifadesiyle sistem şöyle çalışıyor:


 


“Seslendirmen arkadaşlarımız seslendirdikleri metinleri bir müzikle miksleyerek ortaya çıkardıkları bu çalışmayı sitemize yüklüyor. Siz sevgili dostlarımız da sitemiz üzerinden dinleyebildiğiniz bu çalışmaları, dilerseniz bilgisayarınıza indiriyorsunuz. Daha sonra isterseniz flash belleğinize veya mp3 çalarınıza yükleyip istediğiniz zaman, istediğiniz yerde dinleyebiliyorsunuz.”


 


Bu noktada bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Dileyen site sahipleri, seslendirilmiş çalışmaları, embed kodları yardımıyla kendi sitelerine ekleyebiliyorlar. Olayın bu yönü çok iyi düşünülmüş.


 


Bir sesli kitap projesi olan sesleniyoruz.com’da şimdiye kadar;


Âsitane (Melih Atom’un sesinden)


Bostan (Fikret Bayraktar’ın sesinden)


Cuma Sayfası (Erol Eren’in sesinden)


İşi Vaktinden Çok Olanlar (Fikret Bayraktar’ın sesinden)


Hayatımızı Kolaylaştıran Ayetler ve Öyküler (Selman Urluca’nın sesinden)


Hayatımızı Kolaylaştıran Hadisler ve Öyküler (Selman Urluca’nın sesinden)


Tefekkür Atlası (Hayri Küçükdeniz’in sesinden) isimli çalışmalar seslendirilmiş.


 


Projede emeği geçen tüm arkadaşları tebrik ediyor, kendilerine muvaffakiyetler diliyorum.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

10 Ocak 2010

Son Sigara Zammından Sonra Olası Durumlar

Son vergi zammından sonra sigara fiyatları fırladı. Gerçi fahiş fiyatla satış yapan bazı uluslar arası firmalar indirim yaparak zammı tüketiciye yansıtmamaya çalıştı ama ‘yeni sigara zammı yolda’ haberleri de geliyor.


 


Bu yazımda, son zamdan sonra arkadaş ortamında yapılan geyikleri yazmak istedim. Blogun da ciddi havasından biraz uzaklaşıp biraz deşarj olmuş oluruz.


 


İşte son zamdan sonra olası durumlar:


 


“Herhangi bir bulaşıcı hastalığı olmayan ilk sahibinden, yarısı içilmiş bir adet sigara, yarım simide duyulan acil ihtiyaçtan dolayı satılıktır.” Şeklinde bir ilan görebilir, böylece ciddi bir ikinci el sigara pazarı oluştuğuna şahit olabilirsiniz.


 


Facebook’daki öğrenci veya genç grupları tarafından oluşturulan duvarlar ile okullardaki panolarda rastlanabilecek bir duyuru: “Arkadaşlar, ortaklaşa alınması düşünülen bir paket sigara için cesur girişimciler aranmaktadır. İlgilenenlerin…” (Bu fikir Emre Şahin’e aitti) İyi de paket kimde duracak? Ciddi bir güven sorunsalı!


 


Önceden, babadan veya öğretmenlerden saklanmak için paçaya indirilip çorabın içine sıkıştırılan paketler, yeni zamdan sonra otlakçılığa iyice alışan arkadaş korkusundan indirilecek.


 


Peugeot’un reklamında, adamın arabasını vermemek için “anahtarı bende değil ki” dediği gibi sigara ikram etmek istemeyen cimriler için “paket yanımda değil” bahanesi hayati öneme sahip olacak ve en çok başvurulan yöntem olmaya devam edecek.


 


Babaların sigaraları daha erken bitecek. Çünkü cepçi evlatların türemesi muhtemel…


 


Sigara isteyen birine “abi ben sigarayı bıraktım” deyip gizli gizli içenlerin sayısında patlama olacak.


 


Her şeyden önemlisi, son zamların sayesinde -en az bir kişi bile olsa- sigarayı bırakan olacak.


 


Bugünlük bu kadar yeter. Şimdilik hoşça kalın.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

Son Sigara Zammından Sonra Olası Durumlar

Son vergi zammından sonra sigara fiyatları fırladı. Gerçi fahiş fiyatla satış yapan bazı uluslar arası firmalar indirim yaparak zammı tüketiciye yansıtmamaya çalıştı ama ‘yeni sigara zammı yolda’ haberleri de geliyor.

Bu yazımda, son zamdan sonra arkadaş ortamında yapılan geyikleri yazmak istedim. Blogun da ciddi havasından biraz uzaklaşıp biraz deşarj olmuş oluruz.

İşte son zamdan sonra olası durumlar:

“Herhangi bir bulaşıcı hastalığı olmayan ilk sahibinden, yarısı içilmiş bir adet sigara, yarım simide duyulan acil ihtiyaçtan dolayı satılıktır.” Şeklinde bir ilan görebilir, böylece ciddi bir ikinci el sigara pazarı oluştuğuna şahit olabilirsiniz.

Facebook’daki öğrenci veya genç grupları tarafından oluşturulan duvarlar ile okullardaki panolarda rastlanabilecek bir duyuru: “Arkadaşlar, ortaklaşa alınması düşünülen bir paket sigara için cesur girişimciler aranmaktadır. İlgilenenlerin…” (Bu fikir Emre Şahin’e aitti) İyi de paket kimde duracak? Ciddi bir güven sorunsalı!

Önceden, babadan veya öğretmenlerden saklanmak için paçaya indirilip çorabın içine sıkıştırılan paketler, yeni zamdan sonra otlakçılığa iyice alışan arkadaş korkusundan indirilecek.

Peugeot’un reklamında, adamın arabasını vermemek için “anahtarı bende değil ki” dediği gibi sigara ikram etmek istemeyen cimriler için “paket yanımda değil” bahanesi hayati öneme sahip olacak ve en çok başvurulan yöntem olmaya devam edecek.

Babaların sigaraları daha erken bitecek. Çünkü cepçi evlatların türemesi muhtemel…

Sigara isteyen birine “abi ben sigarayı bıraktım” deyip gizli gizli içenlerin sayısında patlama olacak.

Her şeyden önemlisi, son zamların sayesinde -en az bir kişi bile olsa- sigarayı bırakan olacak.

Bugünlük bu kadar yeter. Şimdilik hoşça kalın.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

27 Ekim 2009

Eski Kafa! Twitter’da

Uzun zamandır güncellenmeyen blogumuz Eski Kafa!’yı yeniden güncellemeye başladığım şu günlerde Twitter’da da bir hesap oluşturdum.


 


Düşündüm ki, bazen tembellik veya başka gerekçelerle blogu güncelleyemiyorum. Ancak aynı zamanda nette paylaşmayı düşündüğüm uzun veya kısa yazılar oluyor; gündeme dair düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.


 


Bu bağlamda blog yazılarını uzun ve detaylı tuttuğum için onlar oldukça zamanımı alıyor. İşte bazen o kadar uzun zamanım olmayabiliyor. Dolayısıyla kısa cümlelerle de olsa konuşmak için bize en iyi fırsatı sunan Twitter’a daha fazla kayıtsız kalamadım.


 


Twitter, SMS mantığı ile bize 140 karakterden oluşan cümlelerimizi yazarak nette paylaşma imkânı sunuyor. Bu anlamda arkadaşım Ahmet Güneş, Twitter için “tembeller için blog” adını veriyor. Bu tanımlamayı tamamen doğru bulmasam da onun bu fikrine bazı açılardan katılmıyor değilim.


 


Her neyse… Artık Eski Kafa! Twitter üzerinden de seslenecek.


 


Kimbilir, gün olur; duymayan kalmaz…


 


İşte adresimiz: http://twitter.com/EskiKafa


 


Orada da buluşmak dileğiyle…


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

Eski Kafa! Twitter’da

Uzun zamandır güncellenmeyen blogumuz Eski Kafa!’yı yeniden güncellemeye başladığım şu günlerde Twitter’da da bir hesap oluşturdum.

Düşündüm ki, bazen tembellik veya başka gerekçelerle blogu güncelleyemiyorum. Ancak aynı zamanda nette paylaşmayı düşündüğüm uzun veya kısa yazılar oluyor; gündeme dair düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Bu bağlamda blog yazılarını uzun ve detaylı tuttuğum için onlar oldukça zamanımı alıyor. İşte bazen o kadar uzun zamanım olmayabiliyor. Dolayısıyla kısa cümlelerle de olsa konuşmak için bize en iyi fırsatı sunan Twitter’a daha fazla kayıtsız kalamadım.

Twitter, SMS mantığı ile bize 140 karakterden oluşan cümlelerimizi yazarak nette paylaşma imkânı sunuyor. Bu anlamda arkadaşım Ahmet Güneş, Twitter için “tembeller için blog” adını veriyor. Bu tanımlamayı tamamen doğru bulmasam da onun bu fikrine bazı açılardan katılmıyor değilim.

Her neyse… Artık Eski Kafa! Twitter üzerinden de seslenecek.

Kimbilir, gün olur; duymayan kalmaz…

İşte adresimiz: http://twitter.com/EskiKafa

Orada da buluşmak dileğiyle…

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

24 Ekim 2009

Özür Dilerim Blog!

Yaklaşık üç aydır bloguma bir tane bile yazı eklememiştim. Değerli dostum Ahmet Güneş de Twitter'ında dile getirmiş. Kendimce bazı sebepleri var bunun elbette; ama geriye bakıp düşündüğümde hepsi basit bahaneler olarak kalıyor.



Bahanelerimden veya mazeret olarak gördüğüm şeylerden biraz bahsedeyim. Öncelikle bilen bilir; bir müzik yapım ve organizasyon şirketinde çalışıyorum. Özellikle belediyelerin Ramazan organizasyonlarından dolayı yazısız geçen dönemin büyük bir kısmı oldukça yoğun geçti. Dolayısıyla bloga hiç vakit ayıramadım. Ramazan Bayramından hemen sonra da düğün yaptığım için bir süre de bunu bahane ederek yazı yazmadım. Bu arada (bu yazı ile) evliliğimden de haberdar etmiş oldum. Dualarınızı bekliyorum.



Bu süre içinde merak edip e-posta ile ulaşan insanlara da doğru dürüst cevap yazamadım. Sizlerden özür diliyorum.



Oysa gündem o kadar yoğun ve yazılacak o kadar şey vardı ki… Hepsinin zamanı geçti. Şimdi yazsam yersiz olacak.



Onun için geleceğe bakıyorum. Bundan sonra da belki kesintiler olacak; ama (inşallah) eskisi kadar uzun sürmez. Hele üç kocaman ay bloga hiçbir şey eklememek ve tembellik etmek… Sanırım bana hiç yakışmadı.



İsteseydim, eğer çok isteseydim bir şeyler ekleyebilirdim. Demek ki, tembellik hastalığı konusunda epey bir mesafe kat etmem gerekiyor. Bu konuda da dua bekliyorum. Aslında bildiğiniz iyi bir terapist varsa önerebilirsiniz. Ciddiyim!



Evet, yazmaya başlamak heyecan verici. Ve evet blog, seni bu kadar ihmal ettiğim için senden özür diliyorum. Telafi ederim…



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

Özür Dilerim Blog!

Yaklaşık üç aydır bloguma bir tane bile yazı eklememiştim. Değerli dostum Ahmet Güneş de Twitter'ında dile getirmiş. Kendimce bazı sebepleri var bunun elbette; ama geriye bakıp düşündüğümde hepsi basit bahaneler olarak kalıyor.

Bahanelerimden veya mazeret olarak gördüğüm şeylerden biraz bahsedeyim. Öncelikle bilen bilir; bir müzik yapım ve organizasyon şirketinde çalışıyorum. Özellikle belediyelerin Ramazan organizasyonlarından dolayı yazısız geçen dönemin büyük bir kısmı oldukça yoğun geçti. Dolayısıyla bloga hiç vakit ayıramadım. Ramazan Bayramından hemen sonra da düğün yaptığım için bir süre de bunu bahane ederek yazı yazmadım. Bu arada (bu yazı ile) evliliğimden de haberdar etmiş oldum. Dualarınızı bekliyorum.

Bu süre içinde merak edip e-posta ile ulaşan insanlara da doğru dürüst cevap yazamadım. Sizlerden özür diliyorum.

Oysa gündem o kadar yoğun ve yazılacak o kadar şey vardı ki… Hepsinin zamanı geçti. Şimdi yazsam yersiz olacak.

Onun için geleceğe bakıyorum. Bundan sonra da belki kesintiler olacak; ama (inşallah) eskisi kadar uzun sürmez. Hele üç kocaman ay bloga hiçbir şey eklememek ve tembellik etmek… Sanırım bana hiç yakışmadı.

İsteseydim, eğer çok isteseydim bir şeyler ekleyebilirdim. Demek ki, tembellik hastalığı konusunda epey bir mesafe kat etmem gerekiyor. Bu konuda da dua bekliyorum. Aslında bildiğiniz iyi bir terapist varsa önerebilirsiniz. Ciddiyim!

Evet, yazmaya başlamak heyecan verici. Ve evet blog, seni bu kadar ihmal ettiğim için senden özür diliyorum. Telafi ederim…

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

27 Temmuz 2009

Sihirli Dizeler Bloxoo’da Günün Blogu Olmuş

Türk Bloggerların ve bloglarının en büyük sanal buluşma adreslerinden birisi olan Bloxoo (önceki adıyla Blograzzi) her gün üye bloglardan birisini günün blogu olarak seçiyor.



Bizim de hem Eski Kafa! adlı bu blogumuz hem de Sihirli Dizeler adlı şiir blogumuz Bloxoo’da kayıtlı bloglar arasında.



Neyse, uzun lafın kısası; dün hiç internete girmemiş biri olarak bu sabah e-posta adresime girip epey bir e-postayla karşılaşınca sıra dışı bir durum olduğunu anladım. Çünkü e-postaların çoğu Bloxoo’dan geliyordu ve Sihirli Dizeler için bırakılan tebrik yorumlarını bildiriyordu. Bloxoo’ya girince dün (26 Temmuz 2009 Pazar) Sihirli Dizeler’in Bloxoo’da günün blogu olduğunu öğrendim. Bir gün gecikmeli olarak sevindim biraz.



Bu gelişme Sihirli Dizeler için iyi oldu…



Ne diyelim; darısı Eski Kafa!’nın başına.


 


Ek [28.11.2011]: Ölümlülük, internet siteleri için de geçerli; Blograzzi adıyla yola çıktıktan sonra Bloxoo adını alan ve Türkiye'deki blogcuların bir kısmının buluşma ortamı olan internet platformu, kendi açıklamalarına göre 'mikro blog sitelerinin revaçta olması dolayısıyla' kapatıldı yani öldü!


 



Süleyman S. Aras


 

Bu yazıyı paylaş:

Sihirli Dizeler Bloxoo’da Günün Blogu Olmuş [Dün]

Türk Bloggerların ve bloglarının en büyük sanal buluşma adreslerinden birisi olan Bloxoo (önceki adıyla Blograzzi) her gün üye bloglardan birisini günün blogu olarak seçiyor.

Bizim de hem Eski Kafa! adlı bu blogumuz hem de Sihirli Dizeler adlı şiir blogumuz Bloxoo’da kayıtlı bloglar arasında.

Neyse uzun lafın kısası; dün hiç internete girmemiş biri olarak bu sabah e-posta adresime girip epey bir e-postayla karşılaşınca sıra dışı bir durum olduğunu anladım. Çünkü e-postaların çoğu Bloxoo’dan geliyordu ve Sihirli Dizeler için bırakılan tebrik yorumlarını bildiriyordu. Bloxoo’ya girince dün (26 Temmuz 2009 Pazar) Sihirli Dizeler’in Bloxoo’da günün blogu olduğunu öğrendim. Bir gün gecikmeli olarak sevindim biraz.

Bu gelişme Sihirli Dizeler için iyi oldu…

Ne diyelim; darısı Eski Kafa!’nın başına.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

22 Temmuz 2009

Üniversite Kapısındaki Katsayı Zulmü Bitti

Bugün çok güzel bir gün… Tarihi bir gün… Yeni bir Türkiye’ye uyanmak elbette güzel ve tarihi olmalı.



28 Şubat Sürecinin dışarıdan kumandalı öküzleri tarafından bu ülkeye atılan büyük kazıklardan biri olan katsayı zulmü YÖK’ün dün aldığı kararla tarih oldu.



Sırf İmam-Hatip Lisesi mezunları, İlahiyat Fakültesi dışında herhangi bir bölüme girmesin diye fırsat eşitliği, adalet, hak-hukuk, insanlık kuralları son haddesine kadar ihlal edilerek uydurulan katsayı sistemiyle Türkiye’de meslek lisesi kavramı neredeyse ortadan kalkmıştı.



Yeni YÖK yönetimi, bu zulme daha fazla seyirci kalamazdı. Süreç içinde eğitim kalitesinin de düştüğü anlaşılınca büyük bir hatadan dönülmüş oldu. Şimdi dilerim, bir aklı evvel bu kararın iptali için dava falan açmaz. Çünkü Türkiye’de böyle hödükler çok…



YÖK’ün dün aldığı kararın ayrıntılarına gelince;



-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavı'ndaki (LYS) ağırlıklı puanların her biri, kendi içinde 100-500 arasındaki puanlara dönüştürülecek



-Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP) en büyüğü 500, en küçüğü 100 olacak şekilde hesaplanacak



-Yerleştirme puanları hesaplanırken AOBP 0.15 katsayısı ile çarpılacak



-Adaylardan öğretmen lisesi veya meslek lisesi mezunu olanlar kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde AOBP'leri 0.06 ek katsayısı ile çarpılacak ve bulunan değer, 0.15 katsayısı ile hesaplanan puana eklenecek



-Meslek lisesi mezunu adayların ek puanla girebildikleri kendi alanlarındaki her program için bir LYS puan türünün yası sıra bir de YGS puan türü belirlenecek. Meslek lisesi mezunu olup olmadığına bakılmaksızın, adayların bu programlara yerleştirilmesinde her iki türden puanlarının büyük olanı esas alınacak.



Ak Parti’nin iktidara gelmesiyle ‘28 Şubat Süreci 1000 yıl daha sürecek’ diyenlerin sükûtu hayale uğrama süreci resmen başlamıştı zaten. Bu kararla birlikte kesinleşmiş oldu ki, jakobenizmin ömrü 10 yıl bile değil. Gerçi Ak Parti olmasaydı da 28 Şubat Süreci, zorunlu olarak bitmeye mahkûmdu. Çünkü:



1. Hakkaniyete dayanmayan hiçbir şey kalıcı olamaz.
2. Bu ülkenin asli unsuru Türklerdir. Dolayısıyla devşirmelerin aldığı kararlar kalıcı olamaz.
3. Millet düşmanları plan yaparken “milletin adamları” asla boş durmaz.


 


Edit [2011]: Milletin adamları eşitliği sağlamaya çalışırken "darbeci" İstanbul Barosu da boş durmadı, karar iptal edildi. Sonra yeni bir düzenlleme yapıldı. Buna da uzaktan kumandalı bazı vatandaşlar ve şer odakları yine itiraz etti. YÖK tavizler vere vere yeni düzenlemeler yaptı. Son durum -itiraz eden çıkmazsa- eskisinden daha iyi olsa da eşitsilik kısmen devam ediyor.



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

Üniversite Kapısındaki Katsayı Zulmü Bitti

Bugün çok güzel bir gün… Tarihi bir gün… Yeni bir Türkiye’ye uyanmak elbette güzel ve tarihi olmalı.

28 Şubat Sürecinin dışarıdan kumandalı öküzleri tarafından bu ülkeye atılan büyük kazıklardan biri olan katsayı zulmü YÖK’ün dün aldığı kararla tarih oldu.

Sırf İmam-Hatip Lisesi mezunları, İlahiyat Fakültesi dışında herhangi bir bölüme girmesin diye fırsat eşitliği, adalet, hak-hukuk, insanlık kuralları son haddesine kadar ihlal edilerek uydurulan katsayı sistemiyle Türkiye’de meslek lisesi kavramı neredeyse ortadan kalkmıştı.

Yeni YÖK yönetimi, bu zulme daha fazla seyirci kalamazdı. Süreç içinde eğitim kalitesinin de düştüğü anlaşılınca büyük bir hatadan dönülmüş oldu. Şimdi dilerim, bir aklı evvel bu kararın iptali için dava falan açmaz. Çünkü Türkiye’de böyle hödükler çok…

YÖK’ün dün aldığı kararın ayrıntılarına gelince;

-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavı'ndaki (LYS) ağırlıklı puanların her biri, kendi içinde 100-500 arasındaki puanlara dönüştürülecek

-Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP) en büyüğü 500, en küçüğü 100 olacak şekilde hesaplanacak

-Yerleştirme puanları hesaplanırken AOBP 0.15 katsayısı ile çarpılacak

-Adaylardan öğretmen lisesi veya meslek lisesi mezunu olanlar kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde AOBP'leri 0.06 ek katsayısı ile çarpılacak ve bulunan değer, 0.15 katsayısı ile hesaplanan puana eklenecek

-Meslek lisesi mezunu adayların ek puanla girebildikleri kendi alanlarındaki her program için bir LYS puan türünün yası sıra bir de YGS puan türü belirlenecek. Meslek lisesi mezunu olup olmadığına bakılmaksızın, adayların bu programlara yerleştirilmesinde her iki türden puanlarının büyük olanı esas alınacak.


Ak Parti’nin iktidara gelmesiyle ‘28 Şubat Süreci 1000 yıl daha sürecek’ diyenlerin sükûtu hayale uğrama süreci resmen başlamıştı zaten. Bu kararla birlikte kesinleşmiş oldu ki, jakobenizmin ömrü 10 yıl bile değil. Gerçi Ak Parti olmasaydı da 28 Şubat Süreci, zorunlu olarak bitmeye mahkûmdu. Çünkü:

1. Hakkaniyete dayanmayan hiçbir şey kalıcı olamaz.
2. Bu ülkenin asli unsuru Türklerdir. Dolayısıyla devşirmelerin aldığı kararlar kalıcı olamaz.
3. Millet düşmanları plan yaparken “milletin adamları” asla boş durmaz.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: