deniz baykal olayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deniz baykal olayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2011

Baykal'ın Kaseti ve Süheyl Batum

Sevilay Yükselir’in Sabah gazetesinde yayınlanan köşe yazısıdır:


 


Baykal'ın kasetinden kurmayının haberi yok ama Batum'un var!


 


Süheyl Batum dünkü açıklamasında bütün partililerini şoka sokacak bir laf kaçırdı ağzından. Gizli kasetle ilgili son dönem yaşananları yorumlarken isim vermeden Deniz Baykal'ı genel başkanlık koltuğundan eden gizli kasete vurgu yaptı ve dedi ki; "Bir partiyi çökertmeye yönelik bir plan yaptıysan tek tek onun hakkında da kasetler, görüntüler çıkarırsın. CHP için de yapmak istediler bunu zamanında. Kullanacaklarını biz biliyorduk. Nitekim kullandılar."



Tabii Batum'un bunu söylemesindeki tek gaye kaset skandallarının ardındaki gücün aslında AKP olduğunu iddia etmekti. Ona göre Baykal'a düzenlenmiş olan komplonun tek bir amacı vardı, o da CHP'yi derinden sarsmak! Peki, öyle mi oldu gerçekten?



Doğru! CHP derinden sarsıldı. İyi ama bu sarsıntıdan kim ya da kimler nemalandı? AKP'liler mi yoksa Baykal'la bir yol alınamayacağını sonunda idrak eden, onun genel başkanlığında iktidara oynamanın imkânsız olduğunu düşünen malum derin güçler mi? Doğru olup olmadığına karar vermek için lütfen o kasetin internete verildiği tarihleri hatırlayın. Bir seçim falan var mıydı yakın gelecekte? Hayır yoktu! Sadece o kasetin Kanada'dan internete verildiği tarihte, yani 7 Mayıs gecesinden tamı tamına 15 gün sonra, yani 22 Mayıs'ta CHP'nin büyük kurultayı vardı. Olay çok netti yani! Bal gibi de belliydi ki o tuzağı kuranların niyeti koltuğundan bir türlü vazgeçmeyen Baykal'ı söz konusu kasetle rezil edip, bir şekilde koltuğunu bırakmasını sağlamaktı! Sağladılar mı? Tabii ki!



Peki, sonra ne oldu? Çok ilginç şeyler...



Mesela o tarihlerde adı Demokrat Parti ve MHP'nin Genel Başkanlığı'na geçen Süheyl Batum "zırt" diye CHP'nin tepesinde bir yerlere oturdu. O güne kadar genel başkanlık falan düşünmeyen Kılıçdaroğlu birkaç saat içinde aday yapıldı. Sonra enteresan enteresan tipler doluştu parti meclisine.



Falan filan...



Tuzak sonrası kaybeden elbette Baykal oldu ama kazanan da katiyen AKP olmadı! Peki, kim kazandı? Ya da kimler Baykal'a kurulan tuzaktan nemalandı? Cevabı çok net aslında bu sorunun!



Elbette ki o güne kadar partinin kapısından, "Sağcı! Faşist zihniyetli! Ulusalcı!" filan diye içeri dahi sokulmayan ancak bugün meydanlarda rastgele esip gürleyen bazı tipler! Yani Baykal'a kurulan o tuzağın kaymağını bir güzel yiyip de, bir de utanmadan kalkıp, "O komplonun arkasında AKP vardı" diyenler...



Ha unutmadan bir noktaya daha dikkatinizi çekeceğim. Dün Baykal'ın en yakın kurmaylarından birini yakaladım telefonda."Önceden haberiniz olmuş kasetten!" dedim. O da, "Şahsen benim haberim yoktu. Ben de o gece bütün kamuoyuyla birlikte öğrendim" şeklinde cevap verdi. Ve sonra da çok önemli bir detayın altını çizdi: "Yoktu ama diyelim ki vardı. Bu gayet normal bir durum. Sonuçta Baykal'a en yakın olanlardan biri bendim. Ancak Sayın Süheyl Batum'un, “Kasetten haberim vardı ve kullanacaklarını biliyorduk” demesi hiç normal değil! Çünkü o tarihlerde kendisi henüz CHP çatısı altında bile değildi! Benim adıma kendisine şu suali sorar mısınız lütfen:



“Hoca, Baykal'ın en yakın kurmayının bile habersiz olduğu kasetten peki siz nasıl haberdardınız?”


 


Sevilay Yükselir [Sabah]


.

Bu yazıyı paylaş:

27 Haziran 2010

Deniz Baykal Olayı

Şaşıranlar Şaşırmayanlar Şaşırmış Gibi Yapanlar

 

Bloga uzun süre ara vermek zorunda kaldığım için yazmadığım konular vardı. Deniz Baykal ile -CHP’lilerin bile “o kadın” dedikleri- Nesrin Baytok arasında yaşanan skandal da bunlardan biriydi.

 

Malum olay skandal mı, komplo mu, MİT mi yaptı, Erdoğan’ın parmağı var mı, yoksa bizzat Önder Sav’ın Baykal’ı CHP’nin başından “Sav”ma planı mı az çok belli oldu. Olayın bu yönleri tartışıldı bitti. Olayın farklı bir boyutu benim dikkatimi çekti: Olayı bir şok gibi algılayıp şaşıranlar, normal karşılayanlar ve şaşırmış gibi yapanlar…

 

Şaşıranlar:

 

Bu grup, -Baykal’ı sevsin, sevmesin- ondan böyle bir şey beklemeyenlerdi. Şaşırmakla kalmayıp hayal kırıklığına uğradılar. Baykal onlar için namus ve dürüstlük abidesiydi. Bu sükûtu hayal ile sorulan sorular karşısında zoraki yutkunmaktan başka yapacakları bir şey yoktu.

 

Şaşırmayanlar:

 

Baştan söyleyeyim; ben şaşırmayanlar arasında yer alıyorum. Antrparantez, olayı ilk duyduğumda yaşadığım duygu, şaşkınlıkla karışık bir mide bulantısıydı. Tuhaf hissettim...

 

Şaşırmadım, çünkü olayın sonrasında da şahit olunduğu üzere bu skandal, Baykal ve Baytok’un normal, sosyal ve ailevi hayatlarında herhangi bir değişikliğe yol açmadı. Yani onlar da şaşılacak bir durum görmüyor. Maşallah, başları dik ve alınları açık olarak arzı endam etmeye devam ediyorlar. Topluma, toplumsal değerlere, çoğunluğun algılama biçimine tam bir meydan okuma!

 

Ayrıca onların (Baykal, Baytok ve aileleri) inanç sistematiği içinde, böyle bir olayı yanlış veya -en azından- abes sayan, onlara engel teşkil eden ve utanmalarını, çekinmelerini, böyle bir fiilden uzak durmalarını sağlayan bağlayıcı bir unsur olduğuna inanmadığım için de şaşırmadım ortaya çıkan duruma. Sevindim mi? Asla! Bu olaya sevinenler var mıdır? İnşallah yoktur…

 

Şaşırmış Gibi Yapanlar:

 

Haklarını yememek lazım; iyi oyuncular, ama Afrikalı forvetler gibi son hareketi yapma konusunda bariz (biraz değil, bariz) beceriksizler, finali berbat ettiler, yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, maskeleri erken düştü. Bu sahtekâr yüzlere artık maske dayanmıyor.

 

Önce şaşırmış ve üzülmüş gibi yaptılar, iftira dediler, MİT’i ve hükümeti suçladılar ama çok geçmeden çok tanıdık bir yüz geçti 80 yıllık köhnemiş orkestranın başına. Tanıdık bir yüz: Kırmızı burunlu, asık suratlı, tanıdık ama bu milletin 70 küsur milyonundan herhangi birine benzemeyen ve kendini orkestra şefi sanan bir palyaço… Önce kırmızı suratını, sonra sopasını, daha sonra diğer arşivini(!) gösterdi muhaliflerine. Baykal için “gitme!” diye ağlayanlar, kapısında çadır kuranlar, “geri dön!” diye yalvaranlar… vs. tek tek; ama hepsi de kurulmuş kuklalar gibi, uzaktan kumandalı oyuncaklar gibi, büyülenmiş, hipnozlanmış bedenler gibi yüz seksen derece dönerek Baykal’ı yalnız bıraktılar. Hepsi mıknatısa koşan demir tozları gibi yapıştı ve kenetlendi palyaçoya.

 

Sonra palyaço, kuklasını gösterdi ve herkes ona biat etti. Şaşırmış gibi yapanlar, 80 yıldır yaptıkları gibi -hiçbir şey olmamış gibi- güle oynaya particilik oyununa geri döndü.

 

Kadere bakın; şimdi hiç umulmadık biri kaldı dışarıda: Deniz Baykal… İşte buna da ben şaşırdım!

 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: