o kafanın çağdaşlık algısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
o kafanın çağdaşlık algısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2009

Yaz Geldi Medya ve Ünlüler Koalisyonu Kudurdu

Dünya genelindeki ahlakî deformasyonun en büyük sorumlusu olan ünlüler ve onlara çanak tutan malum medya, bu yaz da aşina olduğumuz şeytansı ittifaklarıyla bin bir rezaletlerini sergilemeye başladı.



Zaten yoldan çıkmanın, hayvanlaşmanın hatta şeytanlaşmanın ete-kemiğe-vücuda bürünmüş hali olan çoğu ünlü yaz-kış farkı gözetmeksizin aynı kudurganlığı sürekli sergiliyor. Ancak yaz gelince iş iyice çığırından çıkıyor.



Kamerasını ve fotoğraf makinesini alan Türkiye’nin yarıaçık kerhanelerinin yolunu tutuyor: Bodrum, Marmaris, Türkbükü, Antalya, Kıbrıs…



Üstsüz güneşlenenler, tangasıyla yakalananlar, bir gecede 3-5 kişiyle aşk(!) yaşayanlar, aldatanlar, çapkınlık yapanlar, onları görüntüleyip fotoğraflayıp evlerimize kadar sokarak midemizi bulandıranlar… Genci de aynı, kartı da… “Allah, kitap” diyeni de aynı, ateist olanı da… Erkeği de aynı kadını da…



Her gün onlarca rezalet yansıyor gazetelere, ekranlara ve internete. Son olarak dün akşam, Mehmet Ali Erbil’in, Fatih Ürek’in kucağına oturmasıyla rezalet İbo Show’da resmen zirve yaptı. İnanın izlemediğim için kendimi bahtiyar görüyorum. Ancak internet yoluyla haberdar olduğum için de bedbaht hissettim.



Bugüne kadar utananını, yüzü kızaranını, pişmanlık duyanını gören var mı? Yoksa bunlar insan değil mi?



Pislikler! Hayat süren leşler… diyebilir miyiz? Ben dedim bile.



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

20 Kasım 2008

Kim (Daha) Gerici?

Dünya genelinde, özellikle de Türkiye’de Müslümanlık ve Müslümanlar hep gericilikle itham edildi, ediliyor. Bu ithamın mucitleri, tepkileri belli bir dozajda ayarlamak ve Müslüman kitleleri bu konuda bile eylemsizleştirmek için de hep “biz samimi, mütedeyyin, modern, çağdaş Müslümanları kastetmiyoruz; biz yobazları, Ortaçağ özlemcilerini, örümcek kafalıları kastediyoruz” şeklinde özetlenebilecek kalıplaşmış dili kullandılar ve kullanıyorlar. Hâlbuki rahatsızlıklarının gerçek sebebi gericilik falan değil, bilakis Müslümanlığın onların kendi gericiliğini onaylamaması yermesi ve ayıplamasıdır. Bu meseleyi aydınlatmaya çalışacağım.



Şimdi bu gericilik nedir? Neye tekabül ediyor? Bu meseleyi biraz irdeleyelim. Bakalım kim daha gerici olacak. Müslümanlara gerici yaftasını vuran kişi ve eğilimlere baktığımızda çok daha geride kalmış bir dünya görüşünü benimseyip ilkel bir hayat yaşadıklarını görürüz.



Meselenin daha iyi anlaşılması için Müslümanlığın doğuşu öncesine ve sonrasına kısa bir göz atmamız gerekirse gericilikle suçlanan bu dinin ve mensuplarının nasıl bir baş döndürücü inkılâba muvaffak olduklarını görürüz. Klasik olarak anlatılan; kadın hakları, kadının toplumdaki yeri ve bir meta gibi alınıp satılması, eşitsizlik, kız çocuklarının diri diri gömülmesi, vahşi kabile savaşları, Arap halkında hiçbir zaman bir devlet kurma fikrinin gelişmeyişi, kabile kültü, Hint kast sistemine yakın toplumsal yapı konularında İslâm’ın ve Müslümanların yaptığı devrimleri detaylıca anlatmamıza gerek olduğunu sanmıyorum. Salt katı ideolojik tutumundan veya kulak dolgunluğu düzeyindeki bilgilerinden dolayı din düşmanlığı yapanlar için bu konular tekrardan ileri geçmeyecektir.



İslâm’ın doğduğu yıllarda ve sonrasındaki gelişme ve yükselme dönemlerinde dünyanın bir kısmı çok karanlık ve ilkel çağlar yaşarken Müslümanlar ayak bastıkları topraklara ve iletişim kurdukları toplumlara, dünyanın o güne kadar hayal bile edemediği reform ve Rönesansları yaşattılar. Avrupa, Ortaçağı yaşarken İslâm’ın ve Müslümanların bulunduğu noktayı izan sahibi Batılı müsteşrikler bile tespit ve teyit ederken bizzat Müslüman iklimde doğup büyüyen -her seviyeden- kimi insanların bu durumu görmezlikten gelip Müslümanları gericilikle suçlaması kabul edilebilir bir durum değildir.



O zaman kimin daha gerici olduğu meselesine gelelim. Eğer kastettikleri, İslâm’ın getirdiği prensiplerin bin beş yüz yıllık geçmişiyse hiç unutulmamalı ki, İslâm ve onun önerdiği yaşam biçimi, bünyesinde barındırdığı durumsallıkla her zaman yenilenmekte, tüm çağlara ve insanlara hitap etmektedir.



İslâm’ı ve Müslümanları gericilikle suçlayanlar ise İslâm’dan önceki dönemlere tekabül eden bir yaşam biçimini önermekte ve öyle bir hayat yaşamaktadır. Günümüzde çağdaşlık nutuklarının içerdiği anlam veya onun tevili sadece şudur: Modernitenin, popüler kültürün, cahiliye dönemlerinin kölesi ve kulları olacaksınız. İnsanlık ilkel çağlarında nasıl bir bilince sahipse onunla yetineceksiniz. Çıplak gezeceksiniz. Nudizmi küçük gruplar seviyesinden çıkarıp dünya geneline yayacaksınız. Cinselliği aile ve belli bir yaş/olgunluk düzeyinden sokaklara, ergenlik yaşlarına, salt tatmin seviyesine indirgeyeceksiniz. Evrim denilen şeyi tekâmül düşüncesinden çıkarıp insanın hayvana dönüşü gibi algılayacaksınız. Hayvanlaşacaksınız! Feminizmi ve türevi olan diğer materyalist düşünceleri en etkin biçimde kullanarak aile kurumunu ortadan kaldıracaksınız. Kimsenin özeli olmayacak hatta o kadar ileri gideceksiniz ki, eşlerinizi paylaşacaksınız. Kutsallarınız maddi şeylerden (para, mal, cinsel tatmin[sizlik], güç, makam) ibaret olacak. Sadece günü yaşayacaksınız ve sizi sınırlayan hiçbir şey olmadığı için bütün fiillerinizde sınırsızca (hayvanlar gibi) ve sorumsuzca özgür olacaksınız… Bu böyle uzar gider.



Tıpkı İslâm’dan önceki devirlerde yaşandığı gibi… İnsanlığın ilkel dönemine, mağaradan henüz çıkamadığı döneme ait olabilecek bir yaşam tarzı! İşte günümüz çağdaşlarının nutuklarının tefsiri… Onların dayattığı çağdaş yaşam biçimi budur. İşte bu yaşam biçimini kabul ettirip İslâm’ı gözden düşürmek ve Müslümanları rencide etmek için kelimelere başvururlar. Gerici derler, yobaz derler, mürteci dereler, örümcek kafalı derler, derler de derler.



Desinler! Biz de sorumuzu soralım: Şimdi söyleyin çağdaş ilkeller. Kim (daha) gerici?



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

17 Ekim 2008

Ahlak “Out”

Ankara’da kendini psikolog sanan bir kadın, ya kafayı temelli sıyırmış ya da artık normallik eşiğini epey aşmış olacak ki, kendine tuhaf sorular sormaya başlamış. Soruları da genelde kadın-erkek eşitliği bağlamındaymış. Bu sorulardan biri de şuymuş: “Erkeklere doğum, sünnet, askere gitme-askerden gelme, evlilik gibi özel günlerinde kutlama yapılıp hediyeler alınıyor da kızlara neden aynı şeyler yapılmıyor, sadece doğumları ve düğünleri kutlanıyor?” diye düşünmüş ve şu şeytani fikir aklına gelmiş. Ben de kızıma ilk regli için parti vereyim. Ne kadar dâhiyane ve ahlaki değil mi?



Kadının fikri o kadar dâhiyane ki, baba böyle bir partiye katılmaktan imtina etmiş. Bir kadının, kızının kadınlığa ve doğurganlığa ilk adımı olan ilk reglini önemsemesini kesinlikle anlıyorum. Öyle de olması lazım. Bunun reklame edilmesi, o güne özel partiler verilmesi, ahlaksızlığın dik alasıdır. Bir sonraki adım ne? İlk gece korkusunu giderme partileri mi?



Güya, hanımefendi toplumdaki önyargıları yıkıp kadın-erkek eşitsizliğini ortadan kaldıracakmış. Toplum erkek-egemen olduğu için kadınların, bu tür özel durumlarından dolayı “ayıp”, “günah”, “pis” gibi kavramlarla rencide edildiğini ileri sürerek kolları sıvamış. Bunu da eşitsizlik olarak algılamış ya da öyle görünmeye çalışıyor.



Öncelikle şunu belirteyim: hanımefendi işgüzarlık yapıyor. Şöyle ki, sünnet ile reglin ne ilgisi var? Erkekler, erkekliğe ilk adımı sadece sünnetle değil ihtilam ile atarlar ve ihtilam da toplumun bir kesiminde ayıp bir şey gibi saklanır. Arkadaş arasında öğrenilir bunun ne olduğu. Ben şahsen bugüne kadar bir babanın “hey millet! Benim oğlan bu gece ilk defa cünüp olmuş, parti veriyorum, hepiniz davetlisiniz. Heyooo!” diye bağırdığını duymadım. Öte yandan kadınların adet kanını “pis” olarak gören o çok meşhur erkek-egemen toplumumuz erkeğin menisini “temiz” şeyler kategorisinde mi görüyor? Ben böyle bir şey duymadım.



Eğer derdin her konuda eşitsizlik ise git o zaman kızını sünnet ettir. İlkel kabilelerde yapıyorlar ya zaten. Çünkü en az onlar kadar ilkelsin. Ve fakat sizin derdiniz asla eşitlik olmadı bu güne kadar. Kadın ve erkek arasında tam bir eşitsizlik dengesi olmasına ve bunu bilmenize rağmen yıkmaya çalıştığınız esas şey tabular, önyargılar, cahillik falan değil toplumu ayakta tutan ahlaktır.



Dolayısıyla bu zavallı kadının tüm zırıltılarından çıkardığım özet sadece şudur: “Go home ahlak!”


 
Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş: