1 Eylül 2008

TSK Laik mi Şeriatçı mı?

Gerçekten TSK laik mi? Yoksa en katısından ve kutsalından şeriatçı bir kurum mu? Az sonra okuyacağınız satırlar, konunun epey su götürür olduğunu göstermeye yetecek. Taraf gazetesi köşe yazarlarından Rasim Ozan Kütahyalı 31.08.2008 tarihli köşesinde aynı konuya değinerek benzer sorularını yeni Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a soruyor. Ben de o sorulardan yola çıkarak başka sorular sorup başlığıma cevap bulmaya çalışacağım.

Yüksek rütbeli TSK mensupları, özel günlerde veya devir teslim törenlerinde hep laiklik vurgusu yapıyorlar. Laikliğin temel esaslarını gündeme getiriyorlar. TSK’nın, laikliğin teminatı olduğundan gurur, şiddet ve hiddetle bahsediyorlar. TSK’nın laiklik algısına göre laikliğin temel kaidesi; dinin, dini duyguların ve din kutsallarının hiçbir şekilde istismar edilmemesidir.

O halde, Rasim Ozan ve bana göre (hatta aklı başında bütün insanlara göre de böyle olması gerekir) ortada büyük bir çelişki var: Bizzat TSK, en büyük din istismarcısıdır. Şöyle ki “şehitlik” gibi en yüce, en kutsal, en dokunulmaz bir dini terimi sömürebiliyor. Bunun yanında halk arasında askerlik kurumu için kullanılan “Peygamber Ocağı” tabiri de benimsenmiş görünüyor. En önemlisi, her bir asker ve dolayısıyla Türk askerinin tamamı Mehmetçiktir. Yani “Küçük Muhammed”dir. İslâm Peygamberi Hz. Muhammed’in küçük temsilcileri… İnanın Osmanlı bile bu kadar ileri gitmemiştir.

Dinlediğimiz asker anılarında ve bizzat tamamladığımız askerlik görevimizde orta ve üst düzey komutanların moral-motivasyon derslerinde anlattıklarını erkek okurlarım hemen hatırlayacaklardır. Vatan-Millet-Sakarya edebiyatının yetmediği yerlerde hemen dini duygu ve motivasyonlara başvurulur; askerin gözündeki ışıltının istenenden fazla artmaya başlaması üzerine ise irtica, iç tehlike, iç düşmanlar, gericilik, yobazlık edebiyatına yumuşaktan serte doğru bir geçiş yapılırdı. Burada da cevabı hiç veril(e)meyen aynı sorular gündeme geliyor ve askerimiz hep susuyor. İşte o sorular: Laiklik nedir? Neden bize özel bir laiklik anlayışı vardır? İrtica nedir? İç düşman kimdir? Gericilik ve yobazlık ne menem bir şeydir?

Sorular, sorular, sorular… Türkiye’nin cevapsız soruları biriktikçe, sorunları da altından kalkılamaz bir hal alıyor.

Rasim Ozan Kütahyalı, yazısının sonlarına doğru, İlker Başbuğ’a çağrıda bulunarak “böyle yapmayın” diyor. Ancak onun yapmayın dediği şey dini alanı kapsıyor. Yani laiklik vurgusu yapın, laik olun; ama dini terminolojiyi kullanmaktan vazgeçin. Bana göre bu anlayış, TSK’nın şimdiki anlayışından daha yanlış. Bu durum, toplumda, askerin tamamen din dışı ve düşmanı olduğu algısını yaratacaktır. Bu algının doğuracağı sonuçlarsa tahmin edilenden çok daha kötü olur. Kanaatim budur.

TSK’nın bugünkü görüntüsüne gelince, başlıktaki soruyu sormamak mümkün değil. Kardeşim siz laik misiniz, yoksa şeriatçı mı? Derin TSK’nın yazılı olmayan kurallarının ateizmi kaldıramadığını, kesinlikle reddettiğini, dolayısıyla TSK kadrolarının asgari bir Allah (veya onlara göre tanrı) inancına sahip olduğunu biliyoruz. O zaman akla şu sorular da takılıveriyor: TSK’nın olmazsa olmazı olan din ile halkın yaşadığı veya siyasetçilerin, sivil toplum kuruluşlarının dillendirdiği din anlayışı arasında bir fark mı var? TSK, her alana olduğu gibi bu alana da at gözlüğüyle mi bakıyor?

En kötü ihtimalin sorusu olarak da şunu soralım: Acaba TSK’nın dine yaklaşımı pragmatizmden ibaret olabilir mi? Burada, Taha Akyol’un “Ama Hangi Atatürk” kitabında ortaya koyduğu tarzda bir pragmatizmden dahi söz etsek sonuçta TSK’nın halkın dini duygularını istismar ettiği sonucu ortaya çıkacaktır.

Ez cümle: TSK, Peygamber Ocağı ile Atatürk’e mal edilmeye çalışılan bugünkü laiklik anlayışının kucağı arasındaki tercihini dahi yapamamıştır. Yani TSK, “ne yardan geçer gönül ne serden” dizelerindeki çelişkiyi yaşıyor.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: