chp zihniyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chp zihniyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2010

Çarşaf Yakan CHP Zihniyeti Başka Neler Yapabilir?

Dün, önemli bir gündü, önemli birkaç olayın yıldönümüydü. 3 Mart 1924’te Hilafet kaldırıldı, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi. Ancak dün, CHP Mersin Kadın Kolları için bu tarihi olaylardan birini kutlama bahanesi ile öfke kusma, milleti tahrik etme adına bulunmaz bir gündü.


 


Sözüm ona Mustafa Kemal’in devrimlerini yâd eden bazı yabaniler, Hilafetin kaldırılmasını kutlarken kara çarşaf yakıp güzelce rahatladılar. Efendim, ülke üzerinde kara bulutlar dolaşıyormuş da bu menopoz azgınları çarşaf yırtarak kara bulutları dağıtmak istemişler! Bu, çakma çağdaşlar toplumun önemli bir kesiminin benimsediği, benimsemekle kalmayıp kutsallık atfettiği ve hayatının vazgeçilmez parçası yaptığı bir sembolü parçalayıp ayaklar altına almaktan çekinmediler.


 


Dün ülkem adına endişelendim. ‘Kazara CHP zihniyeti geri gelse neler olabilir’ diye düşündüm. Gerçekten CHP zihniyetinin de yaptıkları yapacaklarının teminatı ise ve bu zihniyetin başımıza yeniden musallat olma ihtimali varsa yandık.


 


Dünkü azgınlara -faraza- bir süreliğine sınırsız yetki versek (tıpkı tek parti döneminde olduğu gibi) başka ne gibi trajikomik manzaralarla karşılaşabiliriz? Ben, dünkü olaydan sonra CHP zihniyetinin asla iflah olmadığını ve olmayacağını düşündüm. Kimine göre CHP için acımasız sayılacak şu soruları sordum kendi kendime:


 


Sizce de;


 


-Dersim bölgesinde yeni Alevi katliamları yapmayacak kadar evrimlerini tamamlayıp gerçek anlamda insanlaşmışlar mıdır?
-Dersim olaylarındaki ihtiyar Şeyh Rıza ve çocuk yaştaki oğlu örneğinde olduğu gibi yaşlının yaşını küçültüp çocuğun yaşını büyütüp CHP muhaliflerini asmazlar mı?
-Dinine diyanetine bağlı insanları, toplumun önde gelen dini kanaat önderlerini buldukları yerde asmayacak kadar hak, hukuk, yargılama bilincine erişmişler midir?
-Jandarmaları yanlarına alarak, ‘köylerde Arapça ezan okunuyor mu? Çocuklar ve gençler Elifbaları alıp Kur’an öğrenmeye gidiyor mu?’ diye gizli ve sinsi baskınlar yapmazlar mı?
-Sadece CHP’lilerin sandık görevlisi yapılacağı ve açık oy gizli tasnif sisteminin geçerli olacağı seçim sistemini geri getirmezler mi?
-Milletin erkeklerine zorla şapka giydirecek gaddar olamayacaklarını mı ümit edebilir miyiz?
-Milletin kapalı kadınlarının başını sokakta bile açmakla yetinmeyip onları daha açık giymeye zorlamayacaklarını mı bekleyebilir miyiz?
-Çorum, Kahramanmaraş, Sivas ve Başbağlar’da yaptıklarından daha fazlasını yapmazlar mı?


 


Bu listeyi uzatabilirsiniz. İnanın, bu listedekilerin benzeri olan olayları anlatan ve CHP’nin utanç dolu tarihini deşifre eden birçok kitabı piyasada bulabilirsiniz. Gerçekten bu parti Türkiye’ye yakışmıyor, Türk halkı CHP zihniyetini hak etmiyor. Ne yazık ki, ondan kurtulamıyor da…


 


Bu zihniyet; ülkeyi, devrimleri, rejimi, vatanı, millet bilincini, barışı ve huzuru savunduğunu iddia ediyor. Hapsi yalan!


 


Peki, Mustafa Kemal’i madem o kadar seviyorsunuz; devrimlerine ve fikirlerine sahip çıkıyorsunuz, o zaman neden her şeyi yarım yamalak yapıyorsunuz? O, savaş meydanında yere düşen Yunan bayrağını kaldırtacak ve yerlerde sürünmesini engelleyecek kadar -düşmana karşı bile- tahammül ve müsamaha sahibiyken siz nasıl bu kadar yobaz, bağnaz, tahammülsüz, müsamahasız ve insafsız olabiliyorsunuz?


 


Yoksa onun adına anlattığınız o anekdotları özümseyecek kadar özde Atatürkçü olamadınız mı hâlâ? Sizi gidi sözde Atatürkçüler…


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

5 Ocak 2010

CHP Genel Başkanlığına Giden Yol

Deniz Baykal’ın günümüze kadar yaşadığı çelişkiler yumağını biraz incelediğimizde CHP genel başkanlığına giden yolun bileşenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:


 


-Yıllar önce, darbe ürünü mevcut Anayasanın Türkiye’ye yetmediğini ve değişmesi gerektiğini iddia ederek raporlar hazırlamak ve Anayasa taslağı hazırlamak. Yıllar sonra, Anayasa değişikliğine ve sivil Anayasa çalışmalarını gereksiz görüp buna karşı çıkmak.


 


-Yıllar önce, geniş anlamda Doğu ve Güneydoğu, dar anlamda ise Kürt raporu hazırlayarak adı geçen bölgelere ve Kürtlere yönelik çeşitli açılımların, bazı temel hakların sağlanmasının zorunlu olduğuna dair tezler ileri sürmek. Yıllar sonra, bir iktidar bu konuda adım atınca “ülke bölünüyor!” şeklinde kıyamet koparmak.


 


-Yıllar önce, tüm vatandaşların temel hak ve hürriyetler karşısında eşit olması, başörtüsü sorununun çözülmesi gerektiği fikrini savunmak, buna yönelik (veya seçime yönelik) ‘çarşaf açılımı’ dahi geliştirmek. Ancak çözüme ve eşitliklere yönelik çabalar ortaya konunca bunları engellemek için Anayasa Mahkemesine başvurarak çözümü engellemek.


 


-Yıllar önce, Özel Harp Dairesinin, özellikle de Kozmik Odanın araştırılmasını ve varsa örtülü operasyonların deşifre edilmesini istemek, bunun için milletvekili arkadaşlarıyla önerge vermek. Yıllar sonra, bu yöndeki çalışmalara karşı, saçma sapan gerekçelerle en güçlü muhalefeti göstermek.


 


-Susurluk için ‘yargıç’, Ergenekon için ‘avukat’ olmak. Bir nevi ‘senin karanlık yapılanman’ ‘benim karanlık yapılanmam’ gibi tehlikeli sularda yüzmek.


 


-Dünya solu Mersin’e giderken Türkiye solunu tersine götürmek.


 


ve en önemlisi:


 


-Omurgadan bahsedip omurgasız olmak.


 


Bu vb. sayısız çelişkilere bugünden başlayan, biraz da mürekkep yalamış herhangi bir CHP’linin 10 yıl sonra CHP genel başkanı olacağını -ihtimal dâhilinde- varsayabiliriz.


 


[Ek: 14.04.2011] Kemal Kılıçdaroğlu dersine iyi çalışmış... Anladın sen onu!



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

5 Nisan 2009

Yeni Başkanların İlk İcraatları: En İğrenci Yine CHP'den...

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığını faşist Kemalist Mustafa Akaydın kazandığı andan itibaren Antalya’yı neler beklediğini az çok tahmin ediyordum. Yeni başkanın ilk icraatı, hem kendine hem de CHP’ye yakışır bir icraattı. Kısaca özetlemek istiyorum:



Bugün yapılan devir-terslim töreni için seçimi kaybeden eski başkan, Ak Partili Menderes Türel (gerçek bir beyefendi), Mustafa Akaydın’ı çiçeklerle karşılar. Devir-teslim töreni için Mustafa Akaydın ve CHP il yönetimi, kendileri gibi faşizan bir organizasyon şirketi olan DSL Elektronik ile anlaşırlar. Devir-teslim töreninden sonra Menderes Türel belediyeden ayrılırken işgüzar organizasyon firması, kendinden beklenen bir yavşama ve yalakalıkla Türk Halk Müziği’nin en ideolojik ve en itici parçalarından biri olan “Yuh Yuh” parçasını büyük bir pişkinlikle çalar. Parça çalarken CHP’nin il kodamanları da Menderes Türel’i tartaklamaya kalkışırlar. Kısacası Menderes Türel, belediyeden, işgalci bir ülkenin müstemleke valisi gibi uğurlanır; CHP’liler tatmin olur... Bugünkü devir-teslim töreni hikâyesi böyle biter. Bu da Mustafa Akaydın’ın ilk icraatıdır. Gelecek beş yıl için Antalya’yı süper(!) yatırımlar bekliyor… Kin ve nefret tohumlarıyla Antalya’yı yeşertmek gibi…



Akdeniz Üniversitesi rektörü olduğu dönemde, kendi üniversitesini savaş alanına çeviren ve öğrencileri birbirine kırdırmaya çalışan Mustafa Akaydın’ın nasıl bir başkanlık dönemi yaşatacağı ilk günden belli oldu. Akdeniz Üniversitesi kampusunda silah çekip ateş edecek kadar ileri giden Ömer Ulusoy’u da danışmanı yaparsa tam süper olur.



Çok iyi oldu. CHP’ye yakıştı. Ve bir kere daha ortaya çıktı ki, “zerdüz palan ursan eşşşek yine eşşşektir.”



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

2 Mart 2009

CHP’den ve Zihniyetinden İğreniyorum

Artık CHP’den ve zihniyetinden iğreniyorum. Önceleri sadece antipatik bulduğum bu parti kendini iğrenilecek seviyelere de düşürdü. Daha önceki birkaç yazımda yazdığım gibi çeşitli gerekçeler yazmaya da gerek duymuyorum.



Gerekçeler Türk Milleti’nin toplumsal hafızasında hiç hak etmediği kadar büyük bir yeri işgal ediyor zaten. Hangisini yazsan boş… Vakti zamanında FotoMaç gazetesi Fenerbahçe için bir başlık atmıştı. Onu CHP’ye uyarlayıp bırakıyorum: Eşşekler adam olur; bu CHP adam olmaz!



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

29 Ocak 2009

Ara Eleman Kemal Kılıçdaroğlu Komedisi

Kemal Kılıçdaroğlu… Türkiye onu ilk olarak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün icraatlarına CHP tarafından yöneltilen yoğun eleştirilerin ilk günlerinde tanıdı. Tipik CHP zihniyetinin ara elemanlarından biri olarak Kemal Kılıçdaroğlu da uzun zamandır bir “Bir Demet CHP Tiyatrosu” oynuyor. Kendisini ara eleman olarak görmemin esas sebebi, daha önce sivrilen ve çeşitli biçimlerde giyotine giden CHP’liler gibi onun da Baykal tarafından “seni İstanbul’a belediye başkanı yapacağım” kandırmacasıyla giyotine küreğe, kızağa veya Sibirya’ya gönderilmesidir.



Bugün o ara eleman ile ilgili komedi sayılacak bir kronoloji kaleme alayım dedim.



Kemal Kılıçadoğlu, CHP adına, Abdullah Gül’ün rektör atamalarını eleştirince “Sezer’i neden eleştirmiyordunuz? O, 1 (yazıyla bir) oy alan kişiyi (Bahri Gökçebay, Kastamonu Üniversitesi) hatta listede olmayanları bile (Gazi, Fırat, Erciyes, Cumhuriyet ve Trakya üniversiteleri) rektör olarak atamıştı.” Klıçdaroğlu’nun cevabı: “Sezer’in bazı uygulamalarına bilerek ses çıkarmadık.” Sebepleri belli olan küstahça bir cevap! Tipik CHP kadrolaşmasının masumiyeti(!).


 


***


 


Aydın Doğan’ın yaptığı kâğıt kaçakçılığı sorulunca Kılıçdaroğlu ne dedi biliyor musunuz? “Aydın Doğan’ın ne yaptığı beni hiç ilgilendirmiyor!” Ne o Kemal Bey, bir pazarlık veya işbirliği veya ‘bizim adamımız’ meselesi mi var aranızda, diye sormazlar mı? Sonunda CHP’nin İstanbul belediye başkan adayı olup Aydın Doğan medyasının sınırsız desteğini almanız sizi ele veriyor gibi… Ne dersin? Anlamış mıyız?


 


***


 


Kızılay’a attığı ilk iftirasını, sırasıyla Deniz Feneri, Melih Gökçek ve Kadir Topbaş iftiraları izledi. Şöyle ki, Kızılay konusunda belgeye dayanmayan beyanatları gerçek dışı çıkınca geri adım atmak zorunda kaldı. Almanya’daki Deniz Feneri davasıyla ilgili taşıdığı bilgiler ise çarpıtma ve çelişkilerle dolu. Melih Gökçek olayında “Sayaçlar fahiş fiyata satıldı, vatandaş kazıklandı, elimde faturası var, belgelerim var” dedi. Açık oturumda Gökçek’in onlarca çağrısına rağmen fatura ve belge göstermeyi bırakıp aynı şeyleri geveledi durdu. Doğan Medyasının marifetiyle bu düellonun galibi ilan edildi. Kadir Topbaş ile ilgili de aynı lafları duyuyoruz. Hep belgelerle tehdit eden birinin ortaya herhangi bir belge koyamaması… “Dağ fare doğurdu.”


 


***


 


Milletvekili seçilmesinden bu yana Ak Parti ile uğraşmadığı bir gün bile olmamasına rağmen bir arpa boyu yolu ancak yarıladı: Şaban Dişli ve Dengir Mir Mehmet Fırat partideki aktif görevlerini bırakmak zorunda kaldı. O kadar! Bu olaylar da hâlâ yargı sürecinde… İtiraf edeyim: Kılıçdaroğlu’nun sadece Şaban Dişli olayında haklı olduğunu düşünüyorum. Gerisi boş…


 


***


 


Gazeteci Talip Doğan Karlıbel’in Ülke TV’de “Kemal Kılıçdaroğlu, Almanya’da PKK’lılarla kerhaneye gitti ve Alman polisi tarafından orada basıldı. Kılıçdaroğlu’nun Almanya ile kirli bağlantıları var.” İddialarına gık dahi çıkaramaması ise beni oldukça düşündürmüştür. Bu arada kendisiyle ilgili başka iddialara nedense cevap vermeyi aklından bile geçirmemiştir.


 


***


 


Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin İstanbul belediye başkan adayı olarak açıklanınca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kılıçdaroğlu için “Bunlar İstanbul’u bilmez. İstanbul’a koysan yolunu bulamaz” deyince o da “Biz İstanbul’a yolumuzu bulmaya gelmedik!” dedi. İyi cevap; ama ikisininki de polemik. Gerçek olansa şu: Kemal Kılıçdaroğlu, bu polemiğin ertesi günü İstanbul’da yolunu kaybetti. Tuzla’dan Sultanbeyli’ye gitmek isterken yolunu kaybeden Kılıçdaroğlu tersaneler bölgesine girdi. Sultanbeyli’yi ise ancak trafik polislerinin yardımıyla buldu. Kılıçdaroğlu’nun “saklı kenti” Kâğıttepe ise ayrı bir alay konusu oldu.


 


***


 


Özellikle Doğan Medyasının desteğiyle hareket eden ve bugüne kadar “çamur at izi kalsın” mantığının en müstesna örneklerini sunan Kemal Kılıçdaroğlu’nun elle tutulur belgeler sunmadığı halde nasıl ve neden bu kadar şişirildiği başkan adayı olunca anlaşıldı. Kılıçdaroğlu artık CHP’nin değil Aydın Doğan’ın adayı gibi hareket ediyor. Seçimi alacak Hilton arazisini Doğan’a verecek! Yedirmezler canım… O balon patlayacak sen de daha önce sivrilen diğer CHP’liler gibi sömürülecek bir şeyin kalmayınca ve yolunmuş bir şekilde ortada kalınca artık ne olacaksın biliyor musun? Kemal Piliçdaroğlu…


 


***


 


Son olarak… Şirkette arkadaşımızın biri, kantindeyken diğerine sordu: “Akşam televizyonda Kemal Kılıçdaroğlu’nu seyrettin mi?” Diğer arkadaş cevap verdi: “Başka kanalda daha komik bir şey vardı; ben onu seyrettim.”


 


Bu Kılıçdaroğlu komedisi, uzun zaman "kapalı gişe" oynar diyorum ve yazımı burada bitiriyorum.



Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

1 Aralık 2008

T.C. İnkılâp Tarihi Yeniden Yazılmalı

Türkiye Cumhuriyeti kurulalıdan beri inkılâpların ardı arkası kesilmedi. Topluma cop zoruyla da olsa bir türlü benimsetilemeyen inkılâplar…



Her nasıl oluyorsa, iktidarda da olsa muhalefette de olsa darbeyle işbaşına gelen kuklaların perde arkasından idare edilişi sürecinde de olsa inkılâpları hep CHP yapıyor. CHP inkılâpları yapmaya veya yapmaya çalışmaya devam ediyor. Ancak bir dönemden sonra yapılan inkılâplar T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük dersi kitabında yer almıyor.



Hem bunların eklenmesi hem de son olarak 16 Kasım 2008’de gerçekleşen en büyük inkılâpların ders kitaplarına eklenmesi Ak Parti iktidarının boynunun borcudur. Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik, lütfen T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders kitaplarını yenilettirin… Yenilettirin ve şu başlığın da -benim kıyağım olarak- kitapta yer almasını sağlayın:



16 Kasım 2008 Tarihinde (Yine CHP Marifetiyle) Gerçekleştirilen Büyük İnkılâplar:


 
-Türkiye’de çarşaflı kadınların varlığı resmen kabul edildi.
-Çarşaflı kadınların CHP bayrağı asılı bir salona girmesine izin verildi.
-Salona giren CHP başkanına başörtülü iki kız tarafından çiçek takdim edilmesine izin verildi.
-Çarşaflı kadınlara CHP’ye üye olma ve oy verme hakkı tanındı.
-CHP, saldırganlık, yok sayma ve adam yerine koymama siyasetiyle eğip büğemediği insanları içine alarak asimile etme taktiğini devreye soktu.
-CHP’nin çarşaflıları ve başörtülüleri ile AK Parti’nin çarşaflıları ve başörtülüleri ayrımı yapılarak laikliğe kuvvetli vurgu yapıldı.
-İlk defa çarşaf ve siyaset bir arada olmasına rağmen, din istismarı veya laikliğin elden gitmesi gibi tehlikelerle karşılaşılmadı.
-Çarşaflıların ve başörtülülerin bu kadarıyla yetineceği, üniversiteler ve kamu kuruluşlarındaki mevcut yasakçı durumun devam edeceği ve CHP’nin, laikliğin yıkılmaz kalesi olduğu bir kez daha vurgulanarak halktan yine anlayış istendi. … ve alındı.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

18 Kasım 2008

Sahtekâr Deniz Baykal ve CHP’si

Menfaatperestlik insana neler yaptırıyor. En zavallı olanından ikiyüzlülük, riyakârlık ve sahtekârlık CHP ve başkanı Baykal’da diz boyu… Daha düne kadar başörtülü kadın ve kızların tüm özgürlüklerine despotvari sınırlamaları savunan CHP ve lideri her seçim öncesi olduğu gibi yaklaşan 2009 yerel seçimleri öncesi de bildik sahtekârlıklarını sergilemeye başladı.



“Kan kusup kızılcık şerbeti içmek” deyimi çok zor durumlarda yapılan fedakârlıkları, maksat hâsıl olana kadar katlanılan durumları anlatmak için en sık başvurulan deyimlerden biridir. Yukarıdaki fotoğraflardaki süreç de bu durumun tipik örneklerinden biridir. CHP ve liderinin büründüğü bukalemun postunun acı yansımalarıdır. Bırakın çarşaflı olanını, modern kıyafetler içinde başörtüsü takan kadınların varlığına dahi tahammül edemeyen Deniz Baykal ve CHP’si bugünlerde çarşaflı kadınlara parti rozeti takıyor.



Deniz Baykal ve partisi CHP’nin beslendiği geleneğin, sahte ideolojinin, faşizan düşüncenin sevimli maskeler kullanıp milleti oy deposu olarak gören dışavurumunun her seçim döneminde tekrarlanması midemi bulandırıyor. Biz halk olarak, kusma dürtülerimizi bu kadar tahrik eden bir partiyi ve onun ikiyüzlü ekibini hak etmiyoruz.



Belli ki -ne kadar zavallıca da olsa CHP bu zavallılıktan vazgeçmez- düne kadar Alevi vatandaşlarımızı asimile edip onları oy deposuna çevirenler şimdi gözlerini muhafazakârların oylarına dikmiş durumda… Bakalım, CHP’nin alışılmış fırıldak siyaseti bu seçimde işe yarayacak mı?



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: