özgürlüğün sınırı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgürlüğün sınırı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2011

Sen Yine de Çok Özgür Yaşama!

Vodafone’nun gençlere özel uygulaması FreeZone’un reklamlarında diyor ya hani; “gençlik bir kere yaşanır, özgürce yaşa!” diye. 'Sen yine de böyle sloganlara pek rağbet etme' derim ben; hayat böyle tatlı ve süslü sloganlardan ibaret değildir. Çok da özgür yaşama bence… Seni sınırlayan şeyler olsun.


 


Adam doğru söylüyor aslında; ama eksik söylüyor “gençlik bir kere yaşanır…” ve çok kısadır. Önünde ise yaşayacağın uzun bir sonsuzluk var. Kısa gençliğini ona göre yaşa. Tarifeni, uygulamalarını, davranışlarını ve özgürlüğünün sınırlarını ona göre seç.


 


Genç adam ve genç hanım… Sen yine de çok özgür yaşama… Tarifeni aşma.


 


Öte tarafta bir FreeZone yok!


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

25 Aralık 2009

İki Farklı Özgürlük Anlayışı

Kişisel kanaatime göre dünyaya hâkim olan iki farklı özgürlük anlayışı var. Bu özgürlük anlayışlarının ikisinde de -kaçınılmaz olarak- kölelik var! Yine de onlara özgürlük adını veriyoruz. Çünkü insanoğlu, doğası gereği özgür olmak istiyor.


 


Birincisinde özgürlük; sınırsız fikir, inanç ve vicdan özgürlüğünden ibarettir ve bu özgürlük anlayışı kendisini daha çok söylem ile ifade eder. Ancak söylemin bir sınırı vardır. Allah’a köledir, O’ndan başkasına ancak gücü yetmediğinde (kerhen) boyun eğer. Bu özgürlük anlayışı toplumcudur.


 


Diğer özgürlük anlayışında ise özgürlük “tek özne benim ama bedelini ödeyen herkes benim sahibim olabilir” anlayışı hâkimdir. Söylemden çok eyleme meyillidir. Bu anlayışta ise eylemin sınırı yoktur ve eylemin sonuçlarıyla ilgilenmez. Kölesi olduğu binlerce tanrısı ve tanrıçası, ilahı ve ilahesi olabilir. Bu özgürlük anlayışı -görünüşte- bireycidir.


 


İkinci özgürlük anlayışı için ‘görünüşte bireycidir’ dememizin sebebi şudur: Bireycilik ütopyadan ibarettir. Çünkü söz konusu olan, ideolojisini kişi/kişilerin oluşturduğu bir anlayışa diğer insanların katılımı ise (ki böyle) burada da tam anlamıyla bir bireycilik yok. Yani kimse durup dururken bireyci olmuyor. Bireycilik fikrinin/hareketinin etkisinde kalarak ‘bireyciyim’ diyor. Yönlendirme ve güdülemenin olduğu bir yerde bireycilikten bahsedilemez.


 


Sosyal bir varlık olan insanın, ta anne karnından ölünme kadar yönlendirme ve güdülenmeye açık olarak programlandığını düşünürsek, -karakter ve benlik farkları haricinde- bireycilik, ancak rüyası görülebilecek bir düşüncedir.


 


Süleyman S. Aras

Bu yazıyı paylaş:

17 Şubat 2009

Bobilerin Kudurgan Özgürlüğü

Uzun zamandır takıldığım bir site Bobiler… İşinin erbabı birçok kullanıcı, amatör üyelerin varlığını unuttururcasına, gerek Photoshop gerekse diğer programları (Paint dâhil) kullanarak bir nevi görsel Ekşi Sözlük yapmışlar. Gerçek hayattan eleştirilecek yönleri ele alarak bir güzel dalgalarını geçiyorlar. Bazen olumlu buldukları şeyleri çalışmalarıyla alkışlıyorlar. Bazen de hayallerini resmediyorlar.



Bunları yaparken site editörlerinin kendilerine sunduğu özgürlüğü de sonuna kadar kullanıyorlar. Aynı şekilde yaptıkları çalışmalarda dini, kültürel ve siyasi görüşlerinin etkisinde kaldıklarını da bariz belli ediyorlar. Bu, normal karşılanabilir. Sitede, her görüş ve hayat tarzından insan eserlerini paylaşıyor. Ancak kimi zaman özgürlüğü eşekçe yorumlamaya kaçanlar da olmuyor değil. Özellikle yorum bölümleri iğrenç! Küfürün bini bir para… Sitede özgürlüğün sınırlarını zorlayanlardan biri de çalışmalarını “ozan” rumuzuyla yayınlıyor. Bu onun ismi de olabilir. Bilemem…



Ozan’ın arkasına saklandığı, özgürlüğün bu kadar alçakça ve saldırgan olabilenini kınıyorum. Karşınızda, Turkish Fitne!



Kendisinin, blogumda sizinle paylaşmaktan rencide olduğum çalışması da onlardan biri. Çalışması için seçtiği kategori de ilginç: Anlamsız… Burada paylaştığım çalışmasında ne anlatmaya ne mesaj vermeye çalıştığını yorumlamayı denedim. Şu sonuçlara ulaşıyorum: İslâm dini birçok şeye engel oluyor, Araplar (ve Müslümanlar) teröristtir, Araplar (ve Müslümanlar) dikenli tel veya örümcek kafalıdır, şeriat tehlikesi, (zorlama bir yorumla İslâm sizi tehlikelerden korur -ki “ozan” rumuzlu kişinin diğer çalışmalarına baktığımızda bu son ihtimal kendiliğinden ortadan kalkıyor ve diğer ihtimaller kalıyor) gibi anlamlar yüklenebilir. Kendisi neyi kastettiğini belirtmediği ve çalışmadan rahatsızlık duyduğunu ifade eden yorumları kaale almadığı ve cevap vermediği için biz kendi değerlendirmemizi yapıyoruz.



Şimdi soralım: Ozan senin amacın ne? Bir dine hakaret edip aşağılamak, ona inananları rencide etmek sana ne gibi bir tatmin duygusu sağlıyor? Etrafta onca tahrik gücü yüksek provokatör varken, piyasanın sana da ihtiyacı olduğunu üfleyenler mi oldu kulağına? Bu çalışmayı sıradan bir Arapça metinle de yapabilirdin. Eğer tembellik veya vurdumduymazlık etmeseydin birçok metin bulabilirdin internette. Çalışmana yine aynı anlamlar yüklenirdi; ama sen İslâm ve Müslümanlar hakkındaki hastalıklı önyargılarına Kur’an’ı alet etmiş olmazdın.



Yok, eğer paylaştığın resimdeki metnin bir Kur’an ayeti olduğunu sorgulamadan, bilmeden böyle bir şey yaptıysan amatörce bir davranış olmuş… Ancak adam gibi özür dileyip çalışmanı siteden kaldırabilirsin. Ayet olduğunu bildiğin halde umursamadan yaptıysan bu da hiç anlaşılır değil. İnanmayabilirsin, başka dine inanabilirsin, hatta ateist de olabilirsin; ama kimsenin kutsalıyla oynamaya hakkın yok. Kalkıp birisi öyle ince, öyle hassas, öyle kanayan bir yerine dokunur ki, eğer dokunulacak bir değere hâlâ sahipsen belki (sen bile) anlarsın rencide edilmenin ne olduğunu.



Ancak öyleleri vardır ve öyle kaşarlaşmıştır ki, artık onun dokunulacak bir yeri, bir değeri, bir felsefesi, kutsalı, vicdanı kalmamıştır; “özgürlük” bile sadece laftır onun için. Onu sadece sağa-sola saldırmak için kullanır. Bobilerin özgürlük anlayışı da her geçen gün böyle bir kaşarlaşma sürecine evriliyor. Benden söylemesi.


. 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: