yüzeysel müslümanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yüzeysel müslümanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2008

Müslümanlığı “Şey”lere İndirgemek

Doğru olarak kabul edilen ve öyle de inanılan, dünyanın en yaygın yalanlarından birine göre Türkiye’nin %99,9’u Müslüman… En başta söyleyeyim, ben bu orana kesinlikle inanmıyorum. Net bir oranı kimse veremese de oranın bunun çok çok altında olduğu kesin.



Türkiye’deki Müslümanların genel nüfusa göre oranının istatistiklere %99,9 olarak yansımasının sebebi, kendisine dini sorulan kişilerin %99,9’unun, “Müslüman’ım” demesi olabilir.



Fakat Müslüman olmak için “Müslüman’ım.” demek yeterli midir? Kim, neye göre Müslüman? Ya da hangimiz hangi kriterlere veya donanımlara göre Müslüman’ız? Bu soruların cevaplarını, bazı konulardaki kendi gözlemlerime göre vermeye çalışacağım. Elbette şu gerçeğe inanıyorum: Kelime-i Şehadet getirerek Müslümanlığını ilan eden herkes ismen Müslüman’dır. Amenna! Ancak ismen Müslüman olmak yeterli midir? Ya da Müslümanlığı “şey”lere indirgemek ne kadar doğrudur?



Türkiye’de, Müslümanlık, (kendi gözlem ve görüşmelerime göre) sadece “İslâm’ın beş şartını (Kelime-i Şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zenginse zekât vermek, maddi-manevi gücü yetiyorsa hacca gitmek) yerine getirmek” olarak da, sadece kalp temizliği olarak da algılanabiliyor. İşte bu durumlar indirgemeci yaklaşıma örnek olarak gösterilebilir. Din konusundaki indirgemeci yaklaşım çok çeşitli alanlarda kendini gösterebiliyor. Bunların birkaçına da değinmekte fayda var, diye düşünüyorum. Örneğin, bir tarikatın bağımlısı, bir cemaatin müdavimi olmak, haftanın belirli günlerinde dini içerikli sohbetlere katılmak, Cuma namazı kılmak, belli-başlı bazı gazeteleri okumak ve bazı kanalları izlemek, çocuğunu İmam-Hatip Lisesine göndermek, kadınlar için saçı örtmek, erkekler için ipek ve altından uzak durmak gibi eylem ve etkinlikler Müslüman olmak için yeterli görülebiliyor. Müslümanlığı “şey”lere indirgeme konusunda, bunların dışında onlarca örnek verilebilir. Ancak fazla uzatmama gerek yok sanırım.



Müslümanlık bu kadar basit değildir. Her şeyden önce, İslâm, bir hayat dinidir ve Müslümanlık bir yaşam biçimidir. Kendi hayatında Müslümanlığın maddi-manevi gereklerini bütünleştiremeyen bir Müslüman, yukarıda saydıklarımızı yeterli görüp kul ve yetim hakkı yemekten, yalandan, iftiradan, bozgunculuktan, riyadan uzak duramıyorsa edep ve hayâyı ihmal ediyorsa, diğer insanlarla ilişki, iletişim, ticaret gibi konularda benmerkezci ve agresifse adı “Müslüman” olsa neye yarar ki?



Sonuç itibariyle nicelik/sayı olarak Türkiye’nin %99,9’unun Müslüman olması nitelik/kalite olarak, olması gerektiği gibi bir sonuç doğurmuyorsa (ki doğurmuyor) %100’ü Müslüman olsa neye yarar! Gelenek, görenek, örf-adet, kültür, medeniyet, eğitim, ekonomi, siyaset, ticaret, davranış gibi sosyal hayatımızın tüm unsurları İslâm’dan/Müslümanlıktan bağımsız ve ayrı düşünülemez. Düşünülüyorsa örneklerinde de gördüğümüz gibi Müslümanlık “şey”lere indirgenmiş demektir.



Fakat pragmatist yaklaşıma göre "Müslüman olsun da nasıl olursa (tabiri caizse çamurdan olsun) olsun" denebilir. Diyenler de vardır. Bize, dinimize, ülkemize kaybettiren de budur.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: