28 Eylül 2008

“Aydın Namusu” Bağlamında Gerçek Kelimeleri Kullanma Cesareti

Kelimelerle oynayıp insanları aldatmak… Türkiye’de geçmişte ve günümüzde yaşanan bir sahtekârlık, ikiyüzlülük ve zavallılık biçimidir bu. Bu, aydın geçinen çoğu kişinin ve onların yolunda olan çömezlerinin en bariz hastalıklarından biridir.

Genellikle saldırgan olan bu ekolün insanları asla gerçek kelimeleri veya kelime gruplarını kullanmazlar. Buna ya cesaretleri yoktur ya da daha alçakça gerekçelere dayanan amaçları vardır.

Kimi cesur insanlar yazarken, konuşurken (hatta düşünürken bile) kelimeleri gerçek anlamlarıyla kullanırlar. Her şeyden önce insan olmak bunu gerektirdiği için onların yalpaladığını, konuşmak yerine dil salladığını, kıvırdığını, kelime oyunlarına tenezzül ettiğini, mecaza kaçarak işin içinden sıyrılmaya çalıştığını asla göremezsiniz. Edindikleri ahlak, inandıkları değerler, peşinde koştukları dünya ülküsü buna asla izin vermez. İşte aydın namusu (namuslu aydının hasleti) dediğimiz şey tam da bu olsa gerek.

Öte yandan kimi faşizanlar, kerameti kendinden veya çömezlerinden menkul aydınlar ise her zaman iki veya daha fazla kişiliğe sahiptirler: ikiyüzlüdürler, iki ayrı dil kullanırlar, iki ayrı davranış biçimi ve çifte standarda sahiptirler. Bu ikiliği kendileri gibi olanlar ve olmayanlar için opsiyonel olarak kullanırlar. Ancak gizledikleri çoğu kez gerçek olan yönleridir; gerçek yüzlerini, dillerini ve hallerini gizlerler. Örneğin, iflah olmaz İslâm ve Müslüman düşmanlığı gibi hayatlarının -aşağı yukarı- tamamının gayesi olan gerçek yüzlerini kelimelerle gizlemeye çalışırlar. Müslüman’a “gerici, mürteci, yobaz, softa, çember sakallı, takunyalı, cahil” gibi sıfatlarla, İslâm’ ve Kur’an’a ise “bin beş yüz yıl öncenin hayat şartları, Ortaçağ fikirleri/karanlığı, Arap gelenek ve görenekleri” gibi maske kelime ve kelime gruplarıyla saldırırlar.

Aslında bunu gerçek birer İslâm ve Müslüman düşmanı olduklarını gizlemek için yapıyorlar. Gerçek kelimeleri kullanma cesaretine sahip olamadıkları gibi susma erdemini de gösteremiyorlar.

Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyet Türkiye’sine vuran namussuz aydının gerçek yüzü budur. Osmanlının son dönemindeki aydının açmazı ve İslâm düşmanlığı, tapınma derecesine varmış olan Batı hayranlığı iken Cumhuriyet dönemindeki düşmanlığın sebebi Köy Enstitüleri’nde ve Halk Evleri'nde kırk beş günde, İslâm düşmanı turfanda aydın yetiştirilmesidir. Onların ve çömezlerinin jargonu hiç değişmedi. Özellikle din, vicdan, düşünce, özgürlük meselelerindeki sahtekârlıkları ve ikiyüzlülükleri hep aynı kaldı.

Yukarıda da bahsettiğim gibi hep aynı ikiyüzlü, maskeli sözler ve devamında seksen-doksan yıldır aynı zırva-zırıltı: “Memleketi bunlardan temizleyeceğiz.” Oha! Yavaş ol yavrum. Önce kendi içini bir temizle, ondan sonra gel. Önce aydın ol, aydınlan öyle gel. Gerçek kelimeleri kullanma cesaretinden yoksun aydın mı olurmuş?

Geldiğimiz bu noktada aydın namusu ile aydın namussuzluğu (veya aydının namussuzu, namussuz aydın) kavramları müthiş bir çatışma içine giriyor. Dolayısıyla aydının tarifi de daha önce namussuz aydın tarafından yapıldığı için “gerçek aydın” kavramı da sadece bir itirazın simgesi olmaktan öteye gidemiyor.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: