27 Haziran 2010

Terörü Bitirmek İçin


 

Terörü bitirmek mi istiyorsunuz? Alın size bir reçete:

 

-Ya tüm özel televizyonları ya da tüm özel televizyonların kapılarını (ekranlarını) terör uzmanı geçinen, örgütün ekmeğine yağ süren toplum mühendislerine kapatın.

 

-Sabah-akşam terör konuşan/konuşturan programcıları ve yapımcılarını İmralı’ya gönderin.

 

-Örgütün eylemlerini şişire şişire anlatan, korku imparatorluğu yaratmak isteyen haberleri engelleyin.

 

Gerisi hükümetin, polisin, askerin işi… Bu noktadan sonra en berbat çözüm planı bile işe yarayacaktır. Yeter ki bizi medyanın ve onun yumurtladığı uzmanların şerrinden kurtarın.

 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Deniz Baykal Olayı

Şaşıranlar Şaşırmayanlar Şaşırmış Gibi Yapanlar

 

Bloga uzun süre ara vermek zorunda kaldığım için yazmadığım konular vardı. Deniz Baykal ile -CHP’lilerin bile “o kadın” dedikleri- Nesrin Baytok arasında yaşanan skandal da bunlardan biriydi.

 

Malum olay skandal mı, komplo mu, MİT mi yaptı, Erdoğan’ın parmağı var mı, yoksa bizzat Önder Sav’ın Baykal’ı CHP’nin başından “Sav”ma planı mı az çok belli oldu. Olayın bu yönleri tartışıldı bitti. Olayın farklı bir boyutu benim dikkatimi çekti: Olayı bir şok gibi algılayıp şaşıranlar, normal karşılayanlar ve şaşırmış gibi yapanlar…

 

Şaşıranlar:

 

Bu grup, -Baykal’ı sevsin, sevmesin- ondan böyle bir şey beklemeyenlerdi. Şaşırmakla kalmayıp hayal kırıklığına uğradılar. Baykal onlar için namus ve dürüstlük abidesiydi. Bu sükûtu hayal ile sorulan sorular karşısında zoraki yutkunmaktan başka yapacakları bir şey yoktu.

 

Şaşırmayanlar:

 

Baştan söyleyeyim; ben şaşırmayanlar arasında yer alıyorum. Antrparantez, olayı ilk duyduğumda yaşadığım duygu, şaşkınlıkla karışık bir mide bulantısıydı. Tuhaf hissettim...

 

Şaşırmadım, çünkü olayın sonrasında da şahit olunduğu üzere bu skandal, Baykal ve Baytok’un normal, sosyal ve ailevi hayatlarında herhangi bir değişikliğe yol açmadı. Yani onlar da şaşılacak bir durum görmüyor. Maşallah, başları dik ve alınları açık olarak arzı endam etmeye devam ediyorlar. Topluma, toplumsal değerlere, çoğunluğun algılama biçimine tam bir meydan okuma!

 

Ayrıca onların (Baykal, Baytok ve aileleri) inanç sistematiği içinde, böyle bir olayı yanlış veya -en azından- abes sayan, onlara engel teşkil eden ve utanmalarını, çekinmelerini, böyle bir fiilden uzak durmalarını sağlayan bağlayıcı bir unsur olduğuna inanmadığım için de şaşırmadım ortaya çıkan duruma. Sevindim mi? Asla! Bu olaya sevinenler var mıdır? İnşallah yoktur…

 

Şaşırmış Gibi Yapanlar:

 

Haklarını yememek lazım; iyi oyuncular, ama Afrikalı forvetler gibi son hareketi yapma konusunda bariz (biraz değil, bariz) beceriksizler, finali berbat ettiler, yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, maskeleri erken düştü. Bu sahtekâr yüzlere artık maske dayanmıyor.

 

Önce şaşırmış ve üzülmüş gibi yaptılar, iftira dediler, MİT’i ve hükümeti suçladılar ama çok geçmeden çok tanıdık bir yüz geçti 80 yıllık köhnemiş orkestranın başına. Tanıdık bir yüz: Kırmızı burunlu, asık suratlı, tanıdık ama bu milletin 70 küsur milyonundan herhangi birine benzemeyen ve kendini orkestra şefi sanan bir palyaço… Önce kırmızı suratını, sonra sopasını, daha sonra diğer arşivini(!) gösterdi muhaliflerine. Baykal için “gitme!” diye ağlayanlar, kapısında çadır kuranlar, “geri dön!” diye yalvaranlar… vs. tek tek; ama hepsi de kurulmuş kuklalar gibi, uzaktan kumandalı oyuncaklar gibi, büyülenmiş, hipnozlanmış bedenler gibi yüz seksen derece dönerek Baykal’ı yalnız bıraktılar. Hepsi mıknatısa koşan demir tozları gibi yapıştı ve kenetlendi palyaçoya.

 

Sonra palyaço, kuklasını gösterdi ve herkes ona biat etti. Şaşırmış gibi yapanlar, 80 yıldır yaptıkları gibi -hiçbir şey olmamış gibi- güle oynaya particilik oyununa geri döndü.

 

Kadere bakın; şimdi hiç umulmadık biri kaldı dışarıda: Deniz Baykal… İşte buna da ben şaşırdım!

 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Terörü Bitirmek İçin

Terörü bitirmek mi istiyorsunuz? Alın size bir reçete:

-Ya tüm özel televizyonları ya da tüm özel televizyonların kapılarını (ekranlarını) terör uzmanı geçinen, örgütün ekmeğine yağ süren toplum mühendislerine kapatın.

-Sabah-akşam terör konuşan/konuşturan programcıları ve yapımcılarını İmralı’ya gönderin.

-Örgütün eylemlerini şişire şişire anlatan, korku imparatorluğu yaratmak isteyen haberleri engelleyin.

Gerisi hükümetin, polisin, askerin işi… Bu noktadan sonra en berbat çözüm planı bile işe yarayacaktır.

Yeter ki bizi medyanın ve onun yumurtladığı uzmanların şerrinden kurtarın.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Deniz Baykal Olayı

Şaşıranlar Şaşırmayanlar Şaşırmış Gibi Yapanlar

Bloga uzun süre ara vermek zorunda kaldığım için yazmadığım konular vardı. Deniz Baykal ile -CHP’lilerin bile “o kadın” dedikleri- Nesrin Baytok arasında yaşanan skandal da bunlardan biriydi.

Malum olay skandal mı, komplo mu, MİT mi yaptı, Erdoğan’ın parmağı var mı, yoksa bizzat Önder Sav’ın Baykal’ı CHP’nin başından “Sav”ma planı mı az çok belli oldu. Olayın bu yönleri tartışıldı bitti. Olayın farklı bir boyutu benim dikkatimi çekti: Olayı bir şok gibi algılayıp şaşıranlar, normal karşılayanlar ve şaşırmış gibi yapanlar…

Şaşıranlar:

Bu grup, -Baykal’ı sevsin, sevmesin- ondan böyle bir şey beklemeyenlerdi. Şaşırmakla kalmayıp hayal kırıklığına uğradılar. Baykal onlar için namus ve dürüstlük abidesiydi. Bu sükûtu hayal ile sorulan sorular karşısında zoraki yutkunmaktan başka yapacakları bir şey yoktu.

Şaşırmayanlar:

Baştan söyleyeyim; ben şaşırmayanlar arasında yer alıyorum. Antrparantez, olayı ilk duyduğumda yaşadığım duygu, şaşkınlıkla karışık bir mide bulantısıydı. Tuhaf hissettim.

Şaşırmadım, çünkü olayın sonrasında da şahit olunduğu üzere bu skandal, Baykal ve Baytok’un normal, sosyal ve ailevi hayatlarında herhangi bir değişikliğe yol açmadı. Yani onlar da şaşılacak bir durum görmüyor. Maşallah, başları dik ve alınları açık olarak arzı endam etmeye devam ediyorlar. Topluma, toplumsal değerlere, çoğunluğun algılama biçimine tam bir meydan okuma!

Ayrıca onların (Baykal, Baytok ve aileleri) inanç sistematiği içinde, böyle bir olayı yanlış veya -en azından- abes sayan, onlara engel teşkil eden ve utanmalarını, çekinmelerini, böyle bir fiilden uzak durmalarını sağlayan bağlayıcı bir unsur olduğuna inanmadığım için de şaşırmadım ortaya çıkan duruma. Sevindim mi? Asla! Bu olaya sevinenler var mıdır? İnşallah yoktur…

Şaşırmış Gibi Yapanlar:

Haklarını yememek lazım; iyi oyuncular, ama Afrikalı forvetler gibi son hareketi yapma konusunda bariz (biraz değil, bariz) beceriksizler, finali berbat ettiler, yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, maskeleri erken düştü. Bu sahtekâr yüzlere artık maske dayanmıyor.

Önce şaşırmış ve üzülmüş gibi yaptılar, iftira dediler, MİT’i ve hükümeti suçladılar ama çok geçmeden çok tanıdık bir yüz geçti 80 yıllık köhnemiş orkestranın başına. Tanıdık bir yüz: Kırmızı burunlu, asık suratlı, tanıdık ama bu milletin 70 küsur milyonundan herhangi birine benzemeyen ve kendini orkestra şefi sanan bir palyaço… Önce kırmızı suratını, sonra sopasını, daha sonra diğer arşivini(!) gösterdi muhaliflerine. Baykal için “gitme!” diye ağlayanlar, kapısında çadır kuranlar, “geri dön!” diye yalvaranlar… vs. tek tek; ama hepsi de kurulmuş kuklalar gibi, uzaktan kumandalı oyuncaklar gibi, büyülenmiş, hipnozlanmış bedenler gibi yüz seksen derece dönerek Baykal’ı yalnız bıraktılar. Hepsi mıknatısa koşan demir tozları gibi yapıştı ve kenetlendi palyaçoya.

Sonra palyaço, kuklasını gösterdi ve herkes ona biat etti. Şaşırmış gibi yapanlar, 80 yıldır yaptıkları gibi -hiçbir şey olmamış gibi- güle oynaya particilik oyununa geri döndü.

Kadere bakın; şimdi hiç umulmadık biri kaldı dışarıda: Deniz Baykal… İşte buna da ben şaşırdım!

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

25 Haziran 2010

PKK Zaten Muhatap Alınıyor

Bu PKK’yı muhatap alsak da mı haşlasak, muhatap almasak da mı haşlasak? (Ünlü olmaya aday Türk tekerlemesi)

 

Son zamanlarda patlak veren tartışma: PKK muhatap alınmalı mı, alınmamalı mı? Bu konu üzerinden birbirini hainlikle suçlayanlar bile var. Ancak tartışmaya gerek yok. Türkiye PKK’yı zaten muhatap alıyor. Sadece muhatap almıyor; ciddiye de alıyor.

 

İşte PKK’nın muhatap (ve ciddiye) alındığının delilleri:

 

-Bir örgüte operasyon düzenlemek, kan kusturmak, inlerini başlarına yıkmak onu muhatap almak değil midir? Türkiye’nin muhatap alma biçimi böyledir. İşinize gelirse!

 

-Terörün belini doğrultamaması için sınır içinde ve sınır ötesinde operasyonlar devam ediyor.

 

-Dünyada terörle uğraşan diğer devletler bir teröriste 10 asker verirken (onlarda 10 asker verip bir terörist almak bile başarı sayılıyor) Türkiye, çoğu kez şehit vermeden 5-10 (bazen daha fazla) teröristi birden avlıyor. -Keşke hiç olmasa- ama bazen de şehit veriliyor.

 

-Öte yandan terörü oluşturan derin bataklığın kurutulması çalışmaları da devam ediyor.

 

Türkiye PKK’yı muhatap alıyor hem de ciddiyetle muhatap alıyor. Öyle de olmalı. Hatta eskisinden daha ciddi yaklaşmalı olaya. Çünkü Türkiye’nin ve bu topraklarda yaşayan, yetmiş milyonu aşan milletin hainler topluluğu bir taşeron örgütle 30 yıl daha kaybetme lüksü yok!

 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

PKK Zaten Muhatap Alınıyor

Bu PKK’yı muhatap alsak da mı haşlasak, muhatap almasak da mı haşlasak? (Ünlü olmaya aday Türk tekerlemesi)

Son zamanlarda patlak veren tartışma: PKK muhatap alınmalı mı, alınmamalı mı? Bu konu üzerinden birbirini hainlikle suçlayanlar bile var. Ancak tartışmaya gerek yok. Türkiye PKK’yı zaten muhatap alıyor. Sadece muhatap almıyor; ciddiye de alıyor.

İşte PKK’nın muhatap (ve ciddiye) alındığının delilleri:

-Bir örgüte operasyon düzenlemek, kan kusturmak, inlerini başlarına yıkmak onu muhatap almak değil midir? Türkiye’nin muhatap alma biçimi böyledir. İşinize gelirse!

-Terörün belini doğrultamaması için sınır içinde ve sınır ötesinde operasyonlar devam ediyor.

-Dünyada terörle uğraşan diğer devletler bir teröriste 10 asker verirken (onlarda 10 asker verip bir terörist almak bile başarı sayılıyor) Türkiye, çoğu kez şehit vermeden 5-10 (bazen daha fazla) teröristi birden avlıyor. -Keşke hiç olmasa- ama bazen de şehit veriliyor.

-Öte yandan terörü oluşturan derin bataklığın kurutulması çalışmaları da devam ediyor.

Türkiye PKK’yı muhatap alıyor hem de ciddiyetle muhatap alıyor. Öyle de olmalı. Hatta eskisinden daha ciddi yaklaşmalı olaya. Çünkü Türkiye’nin ve bu topraklarda yaşayan, yetmiş milyonu aşan milletin hainler topluluğu bir taşeron örgütle 30 yıl daha kaybetme lüksü yok!

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

24 Haziran 2010

Yara Görünmedikçe Acımaz

Sizin de başınıza gelmiştir. Yürürken kazara bir yere çarpan diziniz, dar bir yerden geçerken demir parmaklıklara sürtünen omzunuz vs. o anda biraz acır ve çok geçmeden acısını unutursunuz.

 

Akşam olup eve döndüğünüzde ve elbiselerinizi çıkardığınızda gözünüz bir an gündüz bir şekilde sürtünen yerinize ilişir. O an önemsememiştiniz, biraz acımış ve geçmişti. Hâlbuki tam da şimdi acımaya başladı. Çünkü gözünüzün iliştiği yerde küçük de olsa bir yara oluştuğunu gördünüz. Üzerinde oluşmuş bir kabuk ve bir miktar kurumuş kan içinizi acıtır…

 

Çocukluktan kalma bir alışkanlık… Hastalık veya gerçeklik…

 

Eşya kullanma acemiliğimizi üzerimizden henüz atmadığımız bir dönemde, elimize geçirdiğimiz bıçakla bir tahta parçasını kesmeye uğraşırken, tüm ısrarlara rağmen elmamızı kendimiz soymaya çalışırken kesiveririz elimizi; sokakta koştururken düşeriz ve dizimiz yaralanır. İlk başta her şey normaldir; bozuntuya vermeyiz. Ta ki ilk kan damlası, dünyanın en güzel kırmızısı yaralanan yerden çıkıp bize görünür oluncaya kadar… İşte tam da o anda başlamış gibi acımız tam da o anda başlardı ağlamamız.

 

Büyüyünce -aslında- pek bir şey değişmiyor hayatımızda. Acı ve gözyaşı gibi…

 

Bazı şeyleri olduğu gibi hissedebilmemiz için görmemiz ve yaşamamız gerekiyor.

 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

Yara Görünmedikçe Acımaz

Sizin de başınıza gelmiştir. Yürürken kazara bir yere çarpan diziniz, dar bir yerden geçerken demir parmaklıklara sürtünen omzunuz vs. o anda biraz acır ve çok geçmeden acısını unutursunuz.

Akşam olup eve döndüğünüzde ve elbiselerinizi çıkardığınızda gözünüz bir an gündüz bir şekilde sürtünen yerinize ilişir. O an önemsememiştiniz, biraz acımış ve geçmişti. Hâlbuki tam da şimdi acımaya başladı. Çünkü gözünüzün iliştiği yerde küçük de olsa bir yara oluştuğunu gördünüz. Üzerinde oluşmuş bir kabuk ve bir miktar kurumuş kan içinizi acıtır…

Çocukluktan kalma bir alışkanlık… Hastalık veya gerçeklik…

Eşya kullanma acemiliğimizi üzerimizden henüz atmadığımız bir dönemde, elimize geçirdiğimiz bıçakla bir tahta parçasını kesmeye uğraşırken, tüm ısrarlara rağmen elmamızı kendimiz soymaya çalışırken kesiveririz elimizi; sokakta koştururken düşeriz ve dizimiz yaralanır. İlk başta her şey normaldir; bozuntuya vermeyiz. Ta ki ilk kan damlası, dünyanın en güzel kırmızısı yaralanan yerden çıkıp bize görünür oluncaya kadar… İşte tam da o anda başlamış gibi acımız tam da o anda başlardı ağlamamız.

Büyüyünce -aslında- pek bir şey değişmiyor hayatımızda. Acı ve gözyaşı gibi…

Bazı şeyleri olduğu gibi hissedebilmemiz için görmemiz ve yaşamamız gerekiyor.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: