24 Haziran 2010

Yara Görünmedikçe Acımaz

Sizin de başınıza gelmiştir. Yürürken kazara bir yere çarpan diziniz, dar bir yerden geçerken demir parmaklıklara sürtünen omzunuz vs. o anda biraz acır ve çok geçmeden acısını unutursunuz.

Akşam olup eve döndüğünüzde ve elbiselerinizi çıkardığınızda gözünüz bir an gündüz bir şekilde sürtünen yerinize ilişir. O an önemsememiştiniz, biraz acımış ve geçmişti. Hâlbuki tam da şimdi acımaya başladı. Çünkü gözünüzün iliştiği yerde küçük de olsa bir yara oluştuğunu gördünüz. Üzerinde oluşmuş bir kabuk ve bir miktar kurumuş kan içinizi acıtır…

Çocukluktan kalma bir alışkanlık… Hastalık veya gerçeklik…

Eşya kullanma acemiliğimizi üzerimizden henüz atmadığımız bir dönemde, elimize geçirdiğimiz bıçakla bir tahta parçasını kesmeye uğraşırken, tüm ısrarlara rağmen elmamızı kendimiz soymaya çalışırken kesiveririz elimizi; sokakta koştururken düşeriz ve dizimiz yaralanır. İlk başta her şey normaldir; bozuntuya vermeyiz. Ta ki ilk kan damlası, dünyanın en güzel kırmızısı yaralanan yerden çıkıp bize görünür oluncaya kadar… İşte tam da o anda başlamış gibi acımız tam da o anda başlardı ağlamamız.

Büyüyünce -aslında- pek bir şey değişmiyor hayatımızda. Acı ve gözyaşı gibi…

Bazı şeyleri olduğu gibi hissedebilmemiz için görmemiz ve yaşamamız gerekiyor.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: