26 Aralık 2011

‎Türkiye ve Fransa: Dejavu

Türkiye (Osmanlı) ve Fransa ilişkilerinin tarihi seyrine baktığımızda, dejavu hissine kapılmamak elde değil. Aşağıda okuyacağınız, tarih boyu yaşanmış birkaç olay bu fikrimi destekliyor.

Kutsal Roma-Cermen imparatoru Şarlken, Fransa kralı Fransuva'yı 24 Şubat 1525'te kuzey İtalya’da Pavia muharebesinde mağlup edip esir aldı. Fransızlar, Şarlken karşısında aciz kalınca, o dönemde Hıristiyanlığın en büyük düşmanı olarak kabul edilen Osmanlılardan, devrin kudretli padişahı Kanuni’den yardım istedi.  Kanuni, ona şu fermanı gönderdi:

"Ben ki, sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç veren, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Azerbaycan’ın ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır'ın ve Mekke ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve nice memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han Oğlu Sultan Selim Han Oğlu Sultan Süleyman Han'ım… Sen ki, Fransa vilayetinin kralı Fransuva'sın. Hükümdarların sığındığı kapıma, elçinizle mektup gönderip, ülkenizi düşman istila edip, şu anda hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz. Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz kaleler fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşatılmıştır. Yüce Allah hayırlara bağışlasın. Allah’ın istediği ne ise olur. Bundan başka haberleri gönderdiğiniz adamınızdan öğrenesiniz. Böyle biliniz.”

Şu mektubu da başı beladan kurtulmayan Fransa Kralı II. Henry, Kanuni'ye göndermiştir.

"Su anda Fransa'nın hiçbir şeyi kalmamıştır. Padişah hazretlerinden başka hiçbir yerden ümidi de yoktur. Ancak, bundan önce de birçok defa padişah hazretlerinin yardımlarını görmüştür. Eğer biraz para ve mal yardımı yaparlarsa, Fransa buna ebediyen minnettar kalacaklar ve Osmanlı cömertliği bir defa daha cihana nam salacaktır. Bu yardım, padişah hazretleri için bir hiç mesabesindedir."

Osmanlı’nın son dönenlerine gelindiğinde, Paris tiyatrolarında sahnelenmeye çalışılan ve İslâm’a hakaret içeren bir piyes, Sultan Abdülhamid Han tarafından verilen ültimatom sayesinde sahnelenemedi. Fransızlar o zaman da başlarda, “Fransa’ya saygı gösterin” gibi zırvalarla oyalama taktiklerine başvurmuşlar ve fakat Abdülhamid Han’ın diplomasi gücü karşısında geri adım atmak zorunda kalmışlardı. Piyes, sadece Fransa’da değil, İngiltere ve ABD’de de sahnelenememişti.

Gelelim bugüne: Sözde Ermeni soykırımını inkâr etmeyi suç sayan bir yasa çıkaran ve buna Türkiye’nin tepki göstermesini, ilişkilerini gözden geçirmesini ve ciddi yaptırımlar yapmaya hazırlanmasını anlamakta zorlanan Fransa’nın yeni Henry’si, Fransuva’sı şöyle diyor: “Türkiye, Fransa’ya saygı göstersin.” Tam bir ezik psikolojisi… Tarih boyunca böyle bir şey hiç yaşanmadı ki! Çünkü Fransa, Türklere özgü saygıyı hak edecek bir devlet kimliğine hiçbir zaman sahip olmadı!

Çok değil, en fazla 5-10 yıl sonra sefil bir Fransa Cumhurbaşkanı Türkiye’nin yöneticilerine şöyle bir mektubu yine gönderecektir:

"Şu anda Fransa'nın hiçbir şeyi kalmamıştır. Büyük Türkiye Devleti’nden başka hiçbir yerden ümidi de yoktur. Ancak, bundan önce de birçok defa ülkenizin yardımlarını görmüşüzdür. Her seferinde de nankörane davranmışızdır. Sonuçta yine burnumuz sürtmüş ve zor duruma düşmüşüzdür. Eğer biraz para, silah ve mal yardımı yaparsanız, Fransa buna ebediyen minnettar kalacaktır ve Türkiye cömertliği bir defa daha cihana nam salacaktır. Bu yardımlar ile bizi yeniden şımartmanız sizin için bir hiç mesabesindedir. Yine, yeniden esirgemeyiniz, bahşediniz."

Bu blog yazısını yayın, paylaşın ve bir yerde saklayın; emin olun lazım olacak!

Süleyman Aras
Bu yazıyı paylaş: