6 Aralık 2010

Herkes Kendi Çocukluğunda Donsun İster Hayatı

Klasik serzenişlerdir: “Ah eski ramazanlar, bayramlar!”, “Nerede şimdi eski komşuluk ilişkileri?”, “Bizim çocukluğumuzun oyunları böyle miydi?”, “Eski günler geri gelse!” gibi veya başka konularda sitem ve özlemle dolu cümleler sürekli duyduğumuz cümlelerdir.

Bu, sadece çağımızın bir özelliği olmasa gerek diye düşünüyorum. Sanırım herkes kendi çocukluğunu özlüyor. Bu, yaratılışımızda olan nostalji duygusundan kaynaklanıyor olabilir. İnsanoğlu bu duyguyu yüzyıl önce yaşadığı gibi binlerce yıl önce de yaşamış olabilir.

Çocukluğumuzda -ve biraz da gençliğimizde- yaşadığımız ve benliğimizde derin izler bırakan kimi olayların ve kültür öğelerinin zamana yenilerek yok olması veya değişerek başkalaşması içimizi acıtır. Bu yüzdendir ki, onları bazen sitemle bazen özlemle anmadan edemeyiz.

İçimizdeki çocuğun bir türlü büyümemesi, büyümek istememesi başka neyle açıklanabilir ki?

Ben, kimi zaman bir süreliğine köyde -küçük bir çocuk- olmayı; Cırnık, Dersim, Emmen, Çelik-Çomak, Mile, Elbende, Körebe vb. oynamayı; küçük taşlardan küçük evler yapmayı, bahar gelince kuzu otlatmaya gitmeyi, yaz gelince derede balık tutmayı, güz gelince tarladan ekin taşımayı vs. özlerken bundan binlerce yıl önce ismini hiç bilmediğim, yüzünü bile hayal edemediğim başka bir çocuk, bugün bize anlamsız veya ilkel gelen onlarca şeyden zevk almış, ve benim yaşlarıma geldiğinde o da onları özlemişti. Kim bilir, belki bu özlemini mağara duvarlarına bile işlemişti. Hem de günlerce uğraşarak.

Bu yazı, ancak Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Çocukluk” şiiriyle biterse anlamlı olur diye düşündüm.

Affan Dede’ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiç bir şey sorulmasın benden,
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe...
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim,
Hiç bitmese horoz şekerim!

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: