22 Haziran 2009

Ey Askerler! Siz Hiç mi Rencide Olmazsınız?

Bülent Arınç, Ergenekon olayından sonra “iyi ki bu komutanlarla büyük bir savaşa girmemişiz” diye açıklama yapmıştı. Kimileri bu açıklamaları abartılı bulmuş ve eleştirmişti.

Ancak üzerinden biraz daha zaman geçip Ergenekon’un geçmişte yaşattığı dehşeti ve gelecekle ilgili karanlık planları daha da netleşince Arınç aleyhtarlarının da saf değiştirerek ona hak vermeye başladığını gördük. Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök bile kendi kendine “acaba?” sorusunu sormadan edemedi.

Görünen o ki, -açıklanan iddianamelere göre- Ergenekon yapılanmasının yemediği halt kalmamış. İstediği gibi at koşturmak, toplumsal operasyonlar yapmak, kaos ve çatışmadan beslenip derin iktidarını sürdürmek için kanundışı ne varsa meşru görmüş ve uygulamaya geçirmiş. Liste oldukça kabarık:

Ergenekon yapılanması; Başta PKK ve Hizbullah olmak üzere irili ufaklı terör örgütleri kurmuş, ya bizzat ya da taşeronlar kullanarak siyasetçi, gazeteci, hukukçu, devlet adamı gibi sembol kişileri -hatta TSK’nın en vatansever, en gözde, en çalışkan komutanlarını- infaz etmiş, Güneydoğu’daki karakolların ayrıntılı bilgilerini PKK’ya servis ederek onlarca askerin şehit edilmesine sebep olmuş, JİTEM’i kullanarak özellikle sivilleri hedef almış, bunun sonucunda merkezi yönetime ve devletin üniter yapısına karşı düşmanlığın ve ayrılıkçı fikirlerin ortaya çıkmasının baş müsebbibi olmuş, TSK envanterinden çalmadık silah bırakmamış, bu silahları Kuzey Irak’ta ve ülke içinde PKK’ya satmış, çaldığı bombaları Cumhuriyet gazetesine atmış, Danıştay cinayetini işlemiş, İstanbul’da bombalamadık yer bırakmamış, vb. o kadar karanlık olay var ki, hepsi birbirinden vahim. Hepsini yazmam imkânsız. Ergenekon iddianamesinin binlerce sayfadan oluştuğunu düşünürsek durumu biraz olsun netleştirebiliriz.

Ancak asıl trajikomik ya da dramatik olanı, bu gibi düşmanüstü eylemleri -sözümona- en vatansever, en millî, en ulusalcı, en laik ve en Atatürkçü (Kemalist de denebilir) yapılanmanın yapmış olduğu gerçeğidir. Ergenekon destekçilerinin, onları temize çıkarmaya çalışanların, yok sayıp Ergenekon’u inkâr edenlerin veya bu davayı “karşı devrim” olarak niteleyenlerin aynı hizip geleneğine sahip olması da oldukça düşündürücü değil mi?

Peki, tüm bu olan biten karşısında neden hiç “yüzü kızaran bir üniformalı” görmüyoruz, göremiyoruz? Askeri okulda alınan damarlarla veya yıkanan beyinlerle ilgili olabilir mi bu durum? Neden “ben, kendi milletine düşmanlık edenleri barındıran böyle şaibeli bir kurumda çalışamam” diyerek istifa eden bir rütbeliye rastlayamıyoruz. Hadi hiçbiri utanmıyor veya üstüne alınmıyor diyelim, içlerinde olan bitenden rencide olan da mı yok?

Son olarak ortaya çıkan fitne belgesi (İrticayla Mücadele Eylem Planı), nasıl bir orduya sahip olduğumuz konusunda ipucu vermesi açısından çok önemli. Çünkü Türkiye’nin yönünü, bu belgenin sorumlularının göreceği muamele belirleyecek.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: