21 Nisan 2009

Manevi Kuduzluk

Bildiğimiz ve bedene musallat olan kuduz hastalığı, eskiye oranla nadir olarak görülüyor. Gerek, kuduz mikrobu taşıyan hayvanların aşılanması gerekse bu hayvanlar tarafından ısırılan insanlara erken müdahale edilmesinden dolayı son yıllarda kuduzdan meydana gelen bir ölüm neredeyse hiç yaşanmadı; neredeyse tarihe karıştı. Ya manevi kuduzluk…

Ancak bedenle ilgili olan bu hastalığın yerini daha tehlikelisi olan manevi kuduzluk aldı. Kediden, köpekten bulaşmayan; bizzat insandan insana bulaşan ve fikir mikrobu yoluyla yayılan bir hastalık…

İki hastalığın benzer özellikleri var: İkisinde de hasta bariz şekilde salya saçıyor, ikisinde de hasta aşırı saldırgan… ve ikisinde de önünde sonunda -eğer çare bulunamazsa- hasta kudurarak ölüyor. İşin sonunda bir de kireçle yakılmak var ki, bu dramatik bir sahnedir ve hatırlamak, satırlara dökmek, üzerine konuşmak çok incitici olabiliyor.

Bedenle ilgili olan kuduz hastalığında hastanın salyalarını, saldırganlığını, çevresine ve kendisine zarar vermesini, elini kolunu ısırmasını, etlerini koparmasını anlayışla karşılamak mümkün… Çünkü vücudunu öyle bir mikrop ele geçirmiş ve metabolizması, psikolojisi, biyolojisi, fizyolojisi öyle bir bozulmuştur ki, hasta tamamen şuursuz bir şekilde hareket etmektedir. Ancak manevi kuduzun konuşurken salgıladıkları, saldırgan tavırları, irin çanağı gözleriyle iğrenç bakışları hiçbir teoriyle açıklanabilecek gibi değil. Maalesef bu hastalık için tıp çoğu vakada çaresiz kalmıştır. Yani bedenle ilgili olan kuduzun çaresi çok önceden bulundu. Eğer müdahalede geç kalınmazsa hasta iyileşiyor. Manevi kuduzlukta iyileşme daha zor. Neredeyse imkânsız!

Manevi kuduzluk hastalığına yakalananlar daha saldırgan oluyorlar ve onlar maddi hedeflerle pek ilgilenmiyorlar. Hedeflerinde kendi ve diğer insanların bedenleri yoktur. Onlar genelde manevi hedeflere saldırırlar: Din, kültür, örf ve adetler, yaşam biçimleri, özgürlükler başlıca hedefleri arasındadır. Bu saldırganlıklarının bir sonucu olarak doğal olarak ortaya çıkan toplum tepkisini minimize edebilmek için kendilerine ciddi bahaneler bulma konusunda da mahirdirler. Mesela, dine, dinin değerlerine, dindarlara saldırırken ‘aslında din istismarına tepki duydukları için böyle davrandıklarını’ iddia ederler. Çağdaşlık edebiyatı gevelerken çağdaşlığın vazgeçilmezi olan özgürlükler konusunda hep tutarsız davranırlar.

Manevi kuduzluk bir yönüyle elit tabaka hastalığıdır. Geniş halk kitleleri arasında da yer yer görülen bu hastalık, esasen kamuoyu oluşturabilecek kapasitedeki kişileri daha çok seviyor. Bu tür insanları kaygan bir zeminde ve genelde iblise meyilli olmaları bu durumun en önemli sebeplerinden biridir. Tencere-kapak meselesi…

Kendilerine siyasetçi, bilim adamı, devlet adamı, sanatçı, aydın, akademisyen, entelektüel gibi sıfatlar verilmiş olduğu için bir bakıma tam veya yarı dokunulmazlık sahibi olan bu hastalıklı insanların yaptıklarının yanlarına kâr kalması ise büyük kitleleri rencide etmekten başka bir sonuç doğurmuyor.

Nur Serter’in başlattığı ve bir virüs gibi diğer üniversitelere de sıçrayan başörtülüleri ikna odalarına çekme iğrençliği, domuz kılıklı Turhan Selçuk’un başörtüsü takan bir kadını domuz şeklinde karikatürize etmesi, CHP’li Onur Öymen’in başörtüsünü Nazi Gömleği’ne benzetmesi, CHP’li Önder Sav’ın Peygamberimize ve dinimizin değerlerine dil uzatması, Bedri Baykam’ın iğrençlikleri, Duman Grubu’nun solisti esrarkeş Kaan Tangöze’nin İhlâs Suresi’ni değiştirerek aşağılık bir şarkı yapması hep bu manevi kuduzluk hastalığının geldiği boyutları gösteriyor.

Bunlar bir çırpıda aklıma gelenler. Manevi kuduzluk hastalığına yakalananlar için çok acil bir antivirüse ihtiyaç var. Aslında o antivirüs de var ama… Bakara Suresi 7. ayet çok ciddi bir tehditle karşımıza çıkıyor!
خَتَمَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
.
Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: