9 Mart 2009

İlkelliğin ve Çağdaşlığın Örtüşmesi

Dinler, fikirler ve kültürler arasındaki tartışmaların merkezini oluşturan “ilkellik” ve “çağdaşlık” vurgusunun aslında aynı şeyi ifade ettiği gerçeği aklımı oldukça meşgul eden bir durumdur. Neyin ilkel neyin çağdaş olduğu tartışması sadece modernitenin ilkeleri üzerine bina edildiği için kimi zihinlerin “biz gerçekten ilkellik içinde miyiz?” sorusunu kendilerine sormalarını kaçınılmaz kılıyor.

Çağdaşlık propagandasını yapan merkez aynı zamanda gücü ve iletişim kanallarını da elinde bulunduran merkez olduğu için sadece onların söyledikleri gerçekmiş gibi algılanıyor. Aslında gerçek hiç de öyle değil.

Çeşitli din, fikir ve kültür algılarını toptan reddetmek ve bu tür olguların toplumlardaki yaşanış biçimini toptan iptal etmek, kişileri ve toplumları yaşadıkları din, kültür ve fikir hayatından utandırmak için geliştirilen “ilkellik” suçlaması “çağdaşlık” savunucularının aslında kendi ilkelliklerini örtbas etme çaba ve kaygısından başka bir amaç gütmüyor.

Mesela çağdaşlık adına yaşanan çoğu rezilliğin sadece “çağdaşlık” kelimesinin süslü ve kulağa hoş gelen tınısı hatrına, toplum tarafından tolore edilmesi, toplumun deruni bir kabulüymüş gibi algılanıyor. Tolumun çok geniş bir kesiminin bugünkü çağdaşlık algısını olduğu gibi kabul etmediğinin anlaşılıp anlaşılmayacağı konusu hâlâ belirsizliğini korumaktayken biz, aslında “ilkellik” kelimesi ile “çağdaşlık” kelimesinin hep aynı anlamları kuşattığını göstermek için birkaç örnekle yetinmeye çalışalım:

Avrupai olan, Batı kültüründen gelen ve modernite tarafından dayatılan “çağdaş” şeylerin neredeyse tamamının, insanlığın ilkel dönemleri diye adlandırılan devirlerde birebir uzantılarının olduğu gerçeği dikkatlerden kaçabiliyor mu? Eğer kaçıyorsa bu göz boyama işini hangi soytarılara, kimlerin yaptırdığına bakmak lazım. İnsanlığın ilkel dönemi olarak adlandırılan dönemdeki bazı yavan, içi boş, kişisel ihtiraslar üzerine kurulu insan ilişkileri günümüzde de aynen devam etmiyor mu? Örneğin toplayıcılık ve vahşi yayılmacılık ilkel dönemdekinden hiç de farklı değil. Sadece o dönemde “emperyalizm” kelimesi henüz icat edilmemişti; o kadar! İnsanlar birbirlerini yemeye devam ediyorlar. İlkel insanın totemleri ve putlarıyla çağdaş insanın meditasyonu, bibloları, ikonları ve parası arasında fark mı var? Kılık-kıyafet açısından bakıldığında, günümüzde çıplaklığın çağdaşlık ölçüsü olarak lanse edilmesi bağlamında ilkel insanın günümüz insanından oldukça çağdaş bir noktada duruyor olması ne kadar da ilginç! Kölelik olgusu düşünüldüğünde, geçmişe kıyasla günümüzde değişen hiçbir şeyin olmadığını görmek manidar değil mi? Kadına bakış söz konusu olduğunda reklam malzemesi, cinsellik objesi, pazarlama kölesi olarak toplumun kirli mezarlarına gömülen kadın, cahiliye döneminde diri diri toprağa gömülen kız çocuğundan veya daha ilkel dönemlerdeki kadından çok mu özgür? Ya cinselliğin yaşanma biçimi? Bu anlamda hayvana doğru evrilen çağdaş insanın durumu, ilkel insanı bile iğrendirecek bir zavallılık arz etmektedir. Yani iki kelimenin arkasına sığınılarak yürütülen tartışma, bahsettiğimiz anlamda çağdaşlık sevicilerin palavralarından başka bir şey değildir.

Her devir kendi tabularını ilginç bir şekilde tedavüle sokuyor… Her devrin kendine özgü ilkelliğini ve çağdaşlığını o devrin insanı üretiyor. Dün ilkel olan bugün çağdaş olabiliyorsa ve devrimizin insanı bu duruma şaşırmıyorsa külahların düşünme konumuna getirilmesiniz zamanı geçmek üzere demektir.

Ben anladım! Anlıyorum. Hiçbir şey göründüğü veya bize bağıra bağıra söylendiği gibi değil… İnsan veya insanlık kelimesi düşünüldüğünde çağdaşlık mezhebi mensuplarında değişen bir şey yok! Değişen, insanın, sadece kendi dışındaki dünyada değiştirdikleridir.

Bir de Son Peygamber (s.a.s.)’in terbiye sisteminden geçen insanın mucizevî değişiminden bahsedebiliriz: O sistem bozulmadan devam ederse mucize devam ediyor demektir.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: