18 Şubat 2009

Ama! Ama! Ya Sizin Ayakkabılarınızdaki Mikroplar?

Tamam, hepimiz şehir hayatına uyum sağlama sürecinde her şeyin modern ölçüler içinde olmasını istiyoruz. Özellikle de hijyene son derece önem veriyoruz. Bu noktada dikkat ettiğimiz veya dikkat etmemiz konusunda propagandaya maruz kaldığımız şeylerden biri de açık satılan süt meselesi.



Bugün İstanbul’da hâlâ sığır besleyerek mahallelerde süt satan insanlar var. İçlerinde hijyene önem verenler olabileceği gibi vermeyenler de olabilir. Bu bir realite… Bu tür bir hizmetin talibi de oldukça fazla. Bu da bir realite... Sebep? Sütçü, üç-beş kuruş parayı ancak bu şekilde kazanabileceğine inanıyor. Alıcıların kimi, ucuz olduğu için kimi de doğal olduğuna inandığı için sütünü bizzat sütçüden alıyor.



Öte yandan pastörize süt üreticilerinin ortak kampanyaları, reklamları, hijyen vurguları ile TV programcılarının üreticilere baskın yapıp onların bir kısmının üretim yerlerindeki rezaleti ortaya çıkarmaları da pek bir işe yaramıyor.



Çünkü halkın kafasında şu gerekçeler var: Fabrikalar çok mu temiz? Onlar da üreticilerden, çiftliklerden veya mandıralardan alıyorlar sütleri. Onların hijyene önem gösterdiğini kim garanti edebilir? Sütün uzun süre dayanabilmesi için geçtiği işlemler esnasında sağlığa zararlı özellikler kazandığı gerçeği gibi. Hele hele gıda üretimi yapan devasa şirketlerle ilgili ortalıkta dolaşan kötü şöhretli şehir efsanelerini de düşününce halkın sütçü tercihi daha anlaşılır oluyor. Mahallemizin adamı, elin fabrikasyon üreticisine tercih ediliyor yani. Hem doğal hem daha ucuz!



Öte yandan ve aslıda benim esas meselem (hatta bu yazının yazılma sebebi) ise şu günlerde yayınlanan reklam. Hani şu Derya Baykal’ın açık süt alanları hafiye gibi bastığı ve bir güzel azarladığı reklam… Reklamda Derya Baykal anneye ne diyor? “Sen şimdi içinde milyonlarca mikrop ve parazit olan o sütü mü çocuğuna içireceksin?”



Ben de diyorum ki: Peki, Derya Baykal, sen ve yanındaki çakma uzman, sözlerinizle dövdüğünüz yetmiyormuş gibi o kadının evine yivğğğrenç ayakkabılarınızla “lak” diye daldınız ya! Siz, ayakkabılarınızdaki mikropları hiç mi sorgulamadınız, hiç mi sorgulamazsınız kendinizi? Reklamcınız bu ayrıntıyı nasıl atladı? Yoksa yine aynı mesele mi? Sizin mikroplarınız bizim mikroplarımız.” Ya da ayakkabıyla eve giren insan tipini durmadan gözümüze sokmaktan bıkmadınız mı?



Bu reklam tek bir şeyin değil birçok şeyin propagandasını aynı anda yaptı sanki. Bir taşla beş-on kuş…



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: