28 Ocak 2009

Can Dündar, O Seks Değil Fuhuş Patlaması

Yerine göre okkalı duygusal, demokratik, hümanist yazılar yazan Milliyet yazarı Can Dündar bazen gerçeği olduğundan başka gösterme veya tamamen gizleme yanlışına da düşmüyor değil. Bunu kasıtlı yaptığını söyleme noktasında olmadığım Can Dündar’ın iki gün önceki (26.01.2009) yazısında da benzer bir çarpıtmanın örneğini görmek mümkündür.


 
Yazısına “Anadolu’da Seks Patlaması” başlığını uygun gören yazara göre, her gün gazetelerin üçüncü sayfalarını süsleyen(!) ve çoğu çarpık ilişkiler, aldatma, fuhuş, tecavüz gibi nedenlere dayanan cinayet haberlerinin sebebi seks patlamasıymış. Ortada bir patlama olduğu doğru; ama bu Dündar’ın adını koyduğu gibi seks patlaması değil fuhuş patlamasıdır. Çünkü seks dediğiniz şey zaten insanlık tarihi kadar eskidir ve doğal veya meşru şartlar altında yaşanması kimseyi rahatsız etmez. Bu şartlar altında artması veya eksilmesi de patlama değildir. Onun için Can Dündar’ın buradaki kelime seçimi oldukça sakıncalıdır. Yine onun için ‘seks turizmi’ diye bir şey de yoktur. Sadece sapkınların ‘fuhuş turizmi’ vardır.


 
Patlamadır, yıkıntıdır, çöküntüdür, bozulmadır, kokuşmadır… Bana göre en çok da hayvanlaşma temayülüdür. Adını ne koyarsanız koyun. Ancak Can Dündar gibi işin kolayına kaçıp “Bunlar eskiden beri olan şeylerdi. Şimdi iletişim kanallarının artmasıyla, açılmasıyla iyice gün yüzüne çıkıp gündeme geliyor” diyerek işin içinden sıyrılamazsınız. Can Dündar bu tür şeyler eskiden de oluyordu derken kendisine bazı dayanak noktaları da bulmuş. Yazısından aynen aktarıyorum:


 
“3. sayfa haberlerini okuduktan sonra cinayet filmleri kesmiyor insanı... Milliyet’in web sitesinde “Manşetlerdeki cinayetler” haberine bırakılan yorumlara baktım; çoğu yorumcu “Ne oldu bize?”, “Milletin ahlakı niye bozuldu?” diye soruyor, parasızlıktan, medyaya, hükümete kadar bin bir bahane buluyor, çareyi yeniden idam sehpaları kurmakta görüyordu. Acaba öyle mi? Hakikaten burası oldum bittim halim selim insanlar yurduydu da medya mı gelip insanları yoldan çıkardı? Yoksa bütün bunlar oldum olası yaşanıyordu da, iletişim kanallarının açılmasıyla mı daha bilinir, görünür hale geldi?


 
Ben ikinci teze yakınım. Çünkü biraz araştıranlar Sultan Abdülmecid döneminde de Kahire’den göçen Mısır sosyetesi nedeniyle “İstanbul’un namusu elden gitti” diye dertlenen yazılar buluyorlar. Hacivat-Karagöz oyunlarının içeriğini deşenler, ikilinin hamam maceralarında bir Boccaccio erotizmi yakalıyorlar. Nasreddin Hoca’yı Pertev Naili Boratav’ın araştırmasından okuyanlar, bizim aksakallıda Acıpayamlı Mehmet dedenin teneşirlik azgınlığını keşfediyorlar. Haberler, diziler, filmler, olsa olsa var olan bu azgınlığı biraz tetikliyor, artırıyor, abartılı yansıtıyordur. Anadolu’da mahalle baskısıyla sımsıkı kundaklanmış bedenlerin battaniyesini keser sapıyla biraz kaldırınca altından fışkıran şehvet ve cinnet nasıl da röntgen gibi ele veriyor iç dünyamızı...”


 
Şunu açıkça belirtmek isterim ki, Can Dündar fena halde yanılıyor. Onun -sözümona- araştırmasını yaptığı şeyler yazdığı şeylerden üç, bilemedin beş fazladır. Tarihte örnekleri çok değildir. Yazısındaki satır aralarında itiraf ettiği şeyleri sonraki satırlarda büyük ve düşündürücü bir gayretle inkâr ediyor. Can Dündar, ‘Toplumu biz mi bozduk yani’ şaşkınlığı yaşıyor mu bilmiyorum… Toplumun bozulmasında onun kaleminin de dahli olduğu iddia edilebilir aslında.


 
Ve evet, toplumu ahlaksız devşirmelerin elindeki medya, onların elinden çıkan senaryolarla hayat bulan film ve diziler, onların kalemlerinden çıkan ve devlet tarafından da dayatılan yaşam tarzları, din düşmanı laik eğitim, zevk felsefesine dayanan ve öve öve bitiremedikleri Batı tarzı yaşam formları bozdu.


 
Tolumu, Can Dündar’ın patronu gibi para için yemeyeceği lanet olmayan insanlar bozdu. İşte Can Dündar bu gerçeği gizlemeye çalışırken “bunlar eskiden de vardı” diyor. Kendisine dayanak olarak da eski zamanlarla ilgili hikâyeleri seçiyor. Dikkat ederseniz onların da zevk edebiyatının ürünleri olduğunu göreceksiniz.


 
Hz. Ömer’in çok sevdiğim bir sözü var: “İnandığı gibi yaşamayan yaşadığı gibi inanmaya başlar.” Toplum, yavaş vavaş inancını yitirmekte ve başka bir şeye dönüşmektedir. Bu tür herzeleri yiyip üçüncü sayfalara düşenlere sorsanız, sıkı birer dindardırlar! Ancak inandığı şeyi yaşamıyor. Artık neye inanacağını da şaşırmış durumda. Bu kadar çarpıklık propagandası ve bilgi deformasyonu altında herkes şaşkın…


 
Can Dündar da toplumun bir kanalizasyona dönüşümünü “kendiliğinden” olan bir şey olarak algıladığı için aynı şaşkınlıkla, insanın hayvanlaşmasına ve fuhuş patlamasına seks patlaması deyiveriyor.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: