30 Aralık 2008

Mahalle Baskısı mı Yoksa Azgın Azınlığın Korkusu mu?

Mahalle baskısı tabiri, Prof. Şerif Mardin’in ağzından düşer düşmez mal bulmuş mağribiler yeniden arzı endam etmişti ekranlarda. O gün bugündür ekranlar, radyolar, gazeteler, internet siteleri hep bu konuyu işliyordu. Mahalle baskısı meselesi bugünlerde yeniden popüler oldu.

Ancak o kadar popüler olmasa da onun kadar ilgimi çeken bir tabir daha var: azgın azınlık… Sanırım bu tabiri de ilk olarak Abdurrahim Karakoç kullanmıştı. Yanılıyorsam lütfen düzeltin.

Prof. Şerif Mardin, mahalle baskısı tabirini, üniversitelerde başörtüsü yasağını kaldırmayı amaçlayan yasa gündemdeyken ortaya atmış, dini sembollerin veya uygulamaların toplumda diğer insanlar üzerinde meydana getireceği baskılardan falan söz etmişti. Bu teorinin etrafında şekillenen tartışmalarda Ak Parti iktidarıyla birlikte, muhafazakârların, diğer insanlar üzerinde dini baskılar oluşturduğu iddia edilip durdu. Güya çoğu elit kesim de Ak Parti’nin imtiyaz çemberinin dışında kalmamak için dindar rolü yapmaya başlamıştı. Bu gibi durumlar mahalle baskısının bir sonucu olarak lanse edildi (eşi başörtülü olan Ertuğrul Sağlam’ın Beşiktaş’a teknik direktör olması da aynı sonuca bağlandı). Kimine göre bu baskı sadece hal ve tavırlarla olurken kimine göre ise bizzat söz ve eylemle kendini gösteriyordu. Baskı muhafazakârlardan gelmese bile muhafazakâr insanlarda dini sembol gören diğer kişilerin kendi içlerinde bir baskı hissedebileceği endişesini taşıyanlar da yok değildi. Prof. Şerif Mardin, mahalle baskısı tabirini bir kısım medyanın bile bile çarpıttığını defalarca beyan etse de artık kimsenin umurunda değildi.

Azgın azınlık tabirine gelince… Bu tabir, aslında azınlık olmalarına rağmen ellerindeki gücü kullanarak çoğunluğa tahakküm eden arsızlar için ortaya atılmıştı. Bu tabir, orada burada Ak Parti’ye oy veren %47 ile diğer partilerin hepsinin topladığı %53’ü kastediyormuş gibi çeşitli çarpıtmalara da uğramıştı. Sözüm ona %53 azınlık değildi. Çünkü kaç değişik renkten oluştuğu hiç önemli değildi. Meselemiz de bu değil elbette.

Sözü tekrar aynı noktaya getirip gerçek mahalle baskısına biraz değinmek istiyorum. Hem de arsızca, ahlaksızca, rezilce, gaddarca, küstahça sürdürülen mahalle baskısına… Yıllardır sırf azgın azınlık istemiyor diye üniversitelerde ve diğer kamusal alanlarda başörtüsü yasaktır; TSK’den sadece namaz kıldığı için azgın azınlık tarafından atılan personelin dava açmaya bile hakkı yoktur. Sadece azgın azınlık tarafından engellendiği için halkı Müslüman olan bir ülkede kim ne yediğini bilmiyor. Gıdalara “Helal” sertifikası vermek, kahrolası laikliğimize aykırı olduğu için kimse bugüne kadar böyle bir girişimde bulunamamıştır. Azgın azınlık istemediği için İmam-Hatip Lisesi menşeliler orduda asla rütbeli olarak görev alamadı; İmam-Hatip Liselerinin orta kısmından mezun olanlar Askeri Liselere alınmadı. Anası kapalı olanlar, pantolonu kıldığı namazdan dolayı diz yapanlar, tuvalete girerken paçalarını kıvırdığı için irticacı(!) bir ortamda yetiştirildiğine hükmedilenler vs. ya henüz Askeri Lise’deyken ya da orduda göreve başladıktan kısa süre sonra TSK’den atıldı. Yılda bir kere kestiği kurbanın derisini istediği yere veremeyen mazlum ve mahzun Müslümanlar da azgın azınlığın hışmına uğradı. Sırf azgın azınlık istedi diye birçok askeri ihale, baş düşmanımız İsrail’e verildi. Aynı şekilde azgın azınlığın mutluluğu için milletin evlatları birbirine düşürüldü.

Memlekette başörtüsünün serbest olmasını savunan insanların oranı %75’in üzerindedir. Hal böyleyken %75’in dediği değil de %25’in dediği oluyor ve bu azınlığın %75’e tahakkümü mahalle baskısı olmuyor. Bu mudur, saf aklın çıkarımı? Yoksa uluslar arası başarılar peşinde koşması gerekirken işi gücü siyasete döken sözde üniversitelere araştırma yaptırıp millete, “gelin bakalım kuzum; Müslümanlar size mahalle baskısı yapıyor mu?” şekline vıcık sorular sorarak, işi -sözüm ona- bilimsel verilere dökme gayreti midir?

Onların mahalle baskısı dedikleri şey şu olsa gerek: 2003 yılından önce azgın azınlığın şerrinden dolayı namaz kılamayanlar, orucunu gizli gizli tutanlar, “eşim devletten ihale alamaz” diye başörtüsü takamayanlar, okullarında namaz kılamayan öğrenciler ve namaz kılmaya izin veremeyen kamu sorumluları, Kürt olduğu ve vatanını Kürtken bile sevebildiği halde Türk olmak zorunda bırakılanlar vb. artık şartlar değiştiği için biraz daha özgürce davranmaya ve böyle yaşamaya başlamışlardır. Sermaye tabana yayılmaya başlamış, tekeller kırılmış; devşirmeler gizli iktidarlarını çarıklı, takunyalı, tespihli, köylü, biraz da muhafazakâr olan vatandaşlara devretmek zorunda kalmışlardır. Azgın azınlığı ürküten, korkutan, kudurtan ve çileden çıkaran ve “mahalle baskısı” ismini alan durum budur.

Azgın azınlık kabullenmek istemese de Türkiye artık eski Türkiye değildir! Türkiye, yavaş yavaş gerçek mecrasına doğru akmaktadır. Azgın azınlık da korkmasın! Bu nehrin akmaya başladığı ve ilelebet akacağı yatakta suyun her rengine geçmişte yer olmuştur; gelecekte de olacaktır.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş:

10 yorum:

  1. Yazıyı okudum. Ama şu milletin yüzde 75'i başörtüsü istiyoru nereden çıkarttınız. Ölçümmü yaptınız? AKPye oy verenlerin bile bir kısmı başörtüsü takmıyor bu ülkede. Kaldı ki Atatürk'ün koymuş olduğu kılık-kıyafet kanununda Kamuda başörtüsü takmak yasaktır. Şimdi sakın Atatürk'ün anneside başörtülüydü demeyin. Bende o zaman kılık-kıyafet kanunundan sonra Atatürkün annesinin başı açık fotografını yollarım size.

    Bu ülkede ciddi sayıda kişide Ahmet Türk'ün partisine oy verdi değil mi? Onlarda Türkiyenin bölünmesini istiyorlar. Bölelimmi Türkiye'yi yani.

    Bu ülke Atatürk'ün ülkesidir. Ve kamu alanında başörtüsü takılmaz. Burası İran değil.

    Bu mesajımı yayınlayacağınızı pek sanmasamda yazdım işte.

    YanıtlaSil
  2. > Kerem, merhaba.

    Öncelikle bu uzun yazıyı tahammül edip okuduğunuz için teşekkür ederim.

    Sorularınıza sırayla şöyle cevap verebilirim:

    1. Türkiyenin %75'ten fazlasının başörtüsü yasağının kalkmasını istediğini ben değil anketler söylüyor. Cumhuriyet gazetesi hariç tüm gazetelirn yayınlamaya cesaret ettiği ve defalarca yapılan anketler...

    2. Sizi yanıltan bir nokta şu: "Başı açık olanlar başörtüsüne karşıdır" gibi bir saplantı var bu ülkede. Toktamış Hoca'nın, Nihat Genç'in eşleri kapalı mı? Nuray Mert, Gülay Göktürk kapalı mı? Mete Tunçay atesit biri; ama başörtüsü yasağına karşı. vs. vs. Bunlar bir çırpıda aklıma gelen isimler.

    3. Kılık kıyafet kanunu bir silah gibi kullanma ve "bu ülke Atatürk'ün ülkesidir" sloganizmi ile nereye kadar. Halka rağmen bir kıyafet inkîlabı yapıldı diye hep arkasında durma zorunluluğumuz yok. Neticede Atatürk bir kişiydi. Şimdi mağdur olan milyonlardan bahsediyoruz. Herhalde kimse "bir kişinin dediği olacak ve o milyonlar illa da mağdur edilecek" diyecek kadar küstah olamaz.

    4. Ahmet Türk'ün partisinin oyunu abartmayalım; %5'i zorlayan +-1 oynayabilecek bir oyu var. Bu oyu onlara sağlayan şartlara da bakmamız lazım. Ülkeyi bölme fikirleri ise özgürlükler kapsamına alınamaz.

    5. Şunu da unutmamak lazım. Türkiye İran falan olmak istemiyor. Paranoyalarımızdan kurtulalım. Belki de İran Türkiye olmak istiyordur. İran ile Türkiye arasındaki gizli yarışı göremediğinizi düşünmüyorum.

    Son olarak, küfür ve ağır hakaret içermeyen tüm yorumlarınızı yayınlayacağım. Bırakın yorumu, yazı bile gönderebilirsiniz.

    Selamlar...

    YanıtlaSil
  3. Bu ülke Ataürk'ün ülkesidir demek sloganizm demek değildir. Atatürk olmasaydı memlekette Yunanlı İngiliz olacaktı. Gerçi şimdi AKP memleketi dilim dilim İsraile sattıya. Hatta Cumhurbaşkanı ve Başbakan mecliste ayakta alkışladılar İsrail başbakanını.

    Türkiye elbette İran falan olmak istemiyor. Sadece isteyenler var.

    Bu arada yorum pencerenizde sorun var sanırım yazıların bütünü çıkmıyor. Kopyalayıp text dosyasına kaydedince okuyabildim yazılarınızı.

    Sanırım bloggerından kaynaklanıyor probelem.

    YanıtlaSil
  4. > Ah Kerem ah! Bizdeki bu lider kültü olduktan sonra hiçbir sorunumuzu masaya yatırıp konuşamayız. Atatürk'ün rolünü tartışmıyoruz burada; ama her meselede olayı getirip Atatürk'e bağlamak ne kadar vicdani bir davranış. E o zaman gidin mason localarını da kapatın. Niye Atatürk'ün en büyük tehlike olarak gördüğü mason locaları, ülkenin tüm karanlık dehlizlerinde cirit atarken kimseden pek bir itiraz yükselmiyor da sadece başörtülülerden veya onlarla aynı fikirleri savunanlardan itirazlar yükseliyor.

    Yorum sayfasıyla ilgili uyarınız için de teşekkür ederim. Bende ne popup pencerede ne de sayfa altında bir problem yok. Yani sayfanın tamamını yorumlar dahil görüntüleyebiliyorum.

    YanıtlaSil
  5. Atatürk'ün kapattığı mason kuruluşlarının bizde karşısındayız. Hatta İsmat İnönü 1938 yılında açmıştı o kuruluşları. Yahudi düşmanlığınız konusunda sizinle aynı fikirdeyiz. Onların pislik bir ırk olduğunu kabul ediyoruz biz. Fakat bizim o kuruluşları kapatmamızı nasıl bekliyorsunuz? Ben sıradan bir vatandaşım. Sizin taraftarı olduğunuz AKP neden kapatmıyor? Başbakan Amerikaya gidiyor ve bir yahudi üniversitesinde Davut Boynuzu takıyor ödül alıyor. AKPye oy veren insanlar baktılar ki memleket dilim dilim Yahudilere satılmış. Kim tarafından. AKP tarafından. Talan mı?

    Güçlü ve Atatürkçü bir zihniyet olmadığı sürece daha çok yahudiler gelir bu memlekete.

    Bütün yoksulluğumuzun nedeni İsrail ve onun uşağı Amerika ve İngiltweredir.

    Sorunun kaynağı işte bu devletlerdir ve güçsüz bir yönetimdir.

    YanıtlaSil
  6. Elbette siz de ben de mason localarını kapatacak anahtara sahip değiliz. Kapatın derken, en azından onlara karşı da sesinizi yükseltin. AKP sempatizanı değilim; ama yaptıklarını, o söylediğiniz eylemleri, Yahudi bir düşünce kuruluşundan ödül almasını ben de onaylamıyorum. Ancak ülkemizin yöneticilerini bu ülkeyi satmakla itham etmek o kadar kolay mı? Bu ülke o kadar sahipsiz değil ki, önüne gelen satsın. Diplomasinin gereği yapılan şeyleri yapmak ülkeyi satmak değildir. Son Gazze olaylarından sonra İsrail'e, Türkiye ve İran dışında bir ülkeden itiraz yükselmedi. En sert tepkiyi gösteren ülkeyiz. Bunu da gözardı etmeyelim lütfen.

    YanıtlaSil
  7. Diplomasi başka şey memleketi satmak başka şey. Urfa bile yahudilerin oldu. Kim tarafından? AKP tarafından... Liman telefon vapur daha niceleri kimlere kimler tarafından satıldı, peşkeş çekildi?

    Atatürk Atatürk diye biz bağırırken işte bu nedenler yüzünden bağırıyoruz.

    Ezan okunuyorsa bayrak dalgalanıyorsa kimin sayesinde olmuştur bu. Atatürk ve korkusuz bir ulusun verdiği Kurtuluş savaşı sayesinde. Başbakanın KELLE dediği aziz şehitlerimiz sayesinde. Gerisi boş...

    Zaten kimin mason olduğu artık daha çok kişi tarafından biliniyorya, buda ayrı bir tartışma konusu.

    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  8. > Kerem Bey, 17:00'den sonra internetten uzakta olduğum için yorumunuzu henüz yayınlamış bulunuyorum.

    Urfa'nın gerçekten korkulacak kadar Yahudilere satıldığına inanıyor musunuz? Özelleştirmelere gelince, bizim de yabancı ülkelerden ihaleler, firmalar, mülkler aldığımızı siz de biliyorsunuzdur. Birçok ülkenin GSM operatörü Turkcell'in de sahibi olan Çukurova Holding'dir.

    Bu güzel ve düzeyli tartışma için size teşekkür ediyorum. Keşke başka okurlar da katılsaydı...

    YanıtlaSil
  9. hemde tapusuyla satıldı. siz israil karşıtı olarak bunlarıda yazmalısınız bence...

    YanıtlaSil
  10. Yeri ve zamanı geldikçe ve kafamı doğru cümleler kurabilecek kadar toparlayabildikçe ve Allah izin verdikçe her şeyi yazacağım!

    YanıtlaSil

1- İsminizi (en azından bir rumuz) lütfen yazınız!
2- "Susma hakkı"nı kullanma. Susma! Hakkını kullan...
3- Senin sevdiğin kişi ve değerlere eleştirel yaklaşmış olabilirim. Bunun için hakaret ve küfür içerikli yoruma gerek yok, sen de eleştir.
4- Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmaz/yayınlanmaz.