7 Kasım 2008

Kirlenmek Güzel Değildir

Uzun zamandır, başta televizyonlar olmak üzere birçok medya mecrasında yayınlanan bir reklam var. Sanırım OMO’nun reklamıydı. Reklamın esas teması, kirlenmekle de sonuçlansa hem büyükler hem de küçükler için oyun ve beceri denemeleri özgürlüğü fikri üzerine kurulmuş.



Bu açıdan yaklaşınca fikir güzel ve reklam oldukça başarılı… Ancak daha sonra fark ettim ki, reklamın büyüklerle ilgili olan versiyonu tedavülden kalktı, sadece küçüklerle ilgili olan versiyonu dönüyor. OMO’nun üreticisi Ünilever’de ve reklamcısında kötü niyet, sinsi bir kampanya düşüncesi ve çocukları dönüştürme planı falan aramıyorum. Ancak bu, “kirlenmek güzeldir” sloganı üzerinden yürütülen kampanyayı oldukça sakıncalı buluyorum.



Dediğim gibi, artık reklamın büyüklerle ilgili değil de küçüklerle ilgili olan versiyonu dönüyor reklam alanlarında. Yani dikkat ettiyseniz reklam direkt çocuklara hitap ediyor. Henüz o küçük yaşlarda “kirlenme” ve “kirletme” fiilinin ayrı ayrı anlamlarının farkına varamayacak bir bünye ve beyin için bu slogan her zaman masum bir anlam ifade etme gibi olumsuz bir durum ortaya koyabilir.



İnsan beyninin fonksiyonları ve özellikle 0-6 yaş arası kodlanan bilgilerin etkisi ve tüm hayatı yönlendirdiği bilgisi göz önüne alındığında ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Küçük yaşlarda, beynine “kirlenmek güzeldir” sloganı işlenmiş bir bireyin, ileriki yaşlarında, ahlak, düşünce, namus, çevre, uzay, ses kirliliği, toplumsal-sosyal ve duygusal kirlilik konularında sağlıklı bir duyarlılık ve tepki göstermesi beklenemeyebilir. Çevremizde gözlemlediğimiz onca çirkin şeyin, bireylerin bilinçaltının maruz kaldığı olumsuz propagandanın bir sonucu olduğu gerçeğini unutmamamız gerekiyor. Çünkü insan, yanlışlığını, sakıncasını ve olumsuzluğunu bildiği halde, sık frekanslarla gördüğü, üzerinde konuşup sulandırdığı ve kendi bilinçaltına saldırmalarına izin verdiği “şey”lere çabucak alışır ve artık onları benimser.



Kimsenin şüphesi olmasın; OMO’nun bu reklamlarına maruz kalan çoğu bünye, kirlenmenin güzel mi yoksa kimi zaman kaçınılmaz mı olduğu ayırımına kolay kolay varamayacaktır. Kaçınılmazdan kastettiğim de doğal kirlenmedir. Yoksa manevi kirlilik/kirlenme hiç de kaçınılmaz değildir. Örneklendirecek olursak bir çocuk bahçede oynarken çamurlu bir yere düşer ve elbisesi kirlenir. Bu kimi zaman (belki çoğu zaman) kaçınılmazdır. Öte yandan, yine aynı çocuk belli bir yaşa gelince okula gider, kendinde de olmasına rağmen arkadaşının rengârenk kalemlerine göz koyar, belki ilktir; ama ona el uzatma cesareti gösterir ve kirlenir. İşte bu tür kirlenme hiç de kaçınılmaz değildir. Doğrusu böyle bir kirlenme hiç de güzel değildir. Aksine dünyadaki en fena şeydir.



Can alıcı soru şu: İptidai evresindeyken iradeye ve beyne -maddi manevi- kirlenmenin güzel bir şey olmadığını fısıldayabilecek kadar bilgili ve bilinçli, iyi niyetli ve öngörülü, duyarlı ve ahlaklı ebeveynlere, öğretmenlere ve medyaya yeterince sahip miyiz?



Bugünkü son söz: Ne kirlenmek ne de kirletmek asla güzel değildir.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: