5 Haziran 2008

Sekülerleşme, Laikleşme, Kâfirleşme

Parantez: Bugün 5 Haziran 2008 Perşembe. Türkiye’nin kâfirleştirilmesinde çok önemli ve kilometre uzunluğunda bir adım daha atıldı. Anayasa Mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasını öngören anayasa değişikliğini iptal etti.

***

Ortaçağ karanlığından uyanma sürecinde kilisenin baskısından kurtulmak için çareler ararken sekülerleşme kavramını keşfeden Avrupa, dini daha seküler bir hale getirmeyi amaçlıyordu. Sekülerleşen din, kamusal alanın ve insan hayatının biraz dışına çıkmış olacak ve bir kültür ögesi olarak varlığını -ancak- sürdürecektir. Rönesans ve reformlarla sekülerleşme yeterince sağlanamamış olacak ki, laiklik ilkesi benimsenerek bir adım daha atılmıştır. Böylece, dinin, hayatın hem dışında tutulması sağlanmış hem de tekrar hayata nüfuz etmesinin önüne geçilmiş oluyordu. Çünkü sekülerleşmenin esas amacı dini sadece hayatın değil akıl, fikir ve düşüncenin de dinin etki ve denetiminden tamamen kurtarmaktı.

Bizim tarihimize bakarsak, yüz yıldan fazla bir süreden beri devam eden laikleşme ve sekülerleşme sürecimiz, Avrupa’dakinin aksine ya yasayla ya da sopayla tamamlanmıştır. Çünkü Avrupa’nın deforme olmuş dini ve sosyal yapısı, bu tür bir sürece müsait olup bunu hak etmiş olsa da İslâm için aynı tezi savunmak mümkün değildir. İslâm, bu kötülüğü hak etmiş bir din değildir. Ve fakat kudretli devletimiz, eşşek gibi döve döve, halkı laikleştirme ve sekülerleştirme sürecini tamamlamıştır.

Artık Avrupa kâfirleşme sürecini de tamamlamak üzeredir. İşte şu son günlerde ülkemizde olan bitenler de derinlerdeki söz sahibi vatanseverlerimizin, Avrupa’nın gerisinde kalmamızı engelleme çırpınışlarıdır. Bu sürece başka bir ad koyma sefilliğini gösterene de ancak acırım.

Peki, insanlığın kâfirleşmesi işi de tamamlanınca değişim süreci bitmiş olacak mı? Asla! Kıçından şeytan girmiş insanın asıl hedefi en aşağılığından hayvanlaşma arzusudur.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: