29 Mart 2008

>Harakiri Çemberleri

>
Büyük çember giderek daralıyor. Genel anlamıyla dünyada, özel anlamıyla Türkiye’de insanların (insanlığın) özgürlükleri bu çember vasıtasıyla giderek sınırlandırılmaya çalışılıyor. İnsanların dinlerini, düşüncelerini, duygularını, hayat tarzlarını vb. sınırlandıran bu çemberin nasıl oluştuğu, lokomotifini kimin veya kimlerin idare ettiği önemli bir noktadır.

Beni bu önemli noktanın dışındaki bir gerçek ilgilendiriyor. Bu önemli gerçekliği irdelemeye çalışırsam değişik komplo teorileri de geliştirmem ya da geliştirilmiş komplo teorilerinden bazılarından bahsetmem gerekir ki, bir blog yazısıyla bunun altından kalkmak pek mümkün olmayabilir.

Önemli bir mesele, büyük çemberin içinde binlerce küçük çemberin oluştuğu ve bu küçük çemberlerin bilerek, isteyerek veya bilmeden büyük çembere hizmet ettiği, ettirildiği gerçeğidir. En dıştaki büyük çember insanlığı bir cenderenin içinde sıkıştırıp nefes alma alanlarını daralttıkça büyük çemberin içindeki küçük çemberler bölünme yoluyla çoğalmaya devam ediyor.

Bu bir bölünmüşlük sorunudur. Hz. Âdem’in çocukları Habil ve Kabil’in ihtilafıyla birlikte temelleri atılan bölünme geleneği günümüze kadar durmaksızın devam etmiş, durdurulamamıştır. Bu bir bakıma ilahî kaderdir. (Kur’an-ı Kerim’de bu meseleye de değinilmiş, insanların değişik ırk, renk, dil, din, fikir, kültür gibi ayırıcı özelliklere ayrılmasının hikmeti (gerekçesi) olarak birbirleriyle iletişim kurmalarının ve her türlü alışveriş yoluyla dünyanın imarına katkıda bulunmalarının hedeflendiği belirtilmiştir)

Biraz karmaşık oldu biliyorum. Şöyle toparlamaya çalışacağım. İnsanlar (insanlık), gruplar halindedir. Büyük veya küçük gruplar halinde bölünmüşler ve birbirine düşmanlık beslemeyi temel felsefe olarak benimsemişler.

Zamanla grupların kimi biraz daha büyüyor veya küçülüyor. Kimi gruplar da zamana yenilip ölüveriyor. Mesele grupların, büyümesi, küçülmesi veya ölmesi değil bizzat grupların varlığıdır. Mesele bu bölük pörçük, bu adalar, adacıklar halinde yaşama kültürüdür. Herkesin kendine bir getto kurup kendine has bir bayrak çekerek kendi derebeyliğini yaşamasıdır.

Tüm bu meselelerin yanında bir de esas mesele vardır ki, o da belirtmeye çalıştığım gruplar arası çatışmaları doğuran düşmanlık kültürüdür. Az önce bölünmenin, farklılaşmanın ilahî bir kader olduğundan bahsetmiştik. Bu ilahî bir kaderse bölünme ve farklılaşma kaçınılmaz oluyor. Peki çatışma? Çatışma da mı kaçınılmaz?

Beni düşündüren esas mesele şu: Grupları, gettoları, fikirleri, dinleri ve devletleri kim çatıştırıyor? Bunların arasındaki çatışmaların sebebi bir tür şebeke olabilir mi? Tüm kaosları yöneten bir şebekenin var olduğu fikri kafamı her zaman meşgul etmiştir. Yoksa insanlık adacıkları neden sürekli savaş halinde olsun ki? Tüm gözyaşlarının sebebi bu gizemde saklı!

Ben, insanlığın genel adası olarak gördüğüm büyük çemberin içindeki küçük çemberlere (insanlık adacıkları), harakiri çemberleri derken şunu kastediyorum: Her bir çemberin diğerine saldırması bir çeşit intihardır. Çünkü bu saldırılarda fikirler değil kılıçlar kullanılıyor.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: