9 Ocak 2008

Misyonerlik ve Din Değiştirme Meselesi

Bir insanın dinini değiştirmesi nasıl bir duygudur, bilemem; ama altından zor kalkılacak kadar ağır bir duygu olsa gerek. Tahmin ediyorum ki, bir insanın inandığı dinden vazgeçip ateist olması, onun için başka bir dine geçmesinden daha kolaydır. Calibi dikkat ve asla yaşamak istemediğim bir duygu. (Allah (c.c.) aklımı ve imanımı korusun)

Dünya geneline baktığımız zaman aşağı yukarı her gün din değiştirme haberlerine rastlamak mümkün. Bu anlamda İslâm dinine çok ciddi bir yöneliş var. Özellikle Avrupa ve Amerika’da birey ve grup olarak İslâm dinine girenlerin sayısı bir hayli fazla ve bu İslâm’a doğru olan din değiştirmenin trendi yukarı doğru artıyor. Bu durum, bir Müslüman olarak beni, tabiî ki sevindiriyor.

Yönümüzü içeriye, kendi ülkemize, çevirdiğimizde durum maalesef iç açıcı değildir. Özellikle son zamanlarda varoş kesimleri ile stratejik il ve ilçeleri hedef alan misyoner faaliyetleri ciddi sonuçlar doğurmaya başladı.

Din değiştirmede gerekçeler farklı olabilir. Kimi insan gerçekten diğer dini doğru bulduğu için onu benimserken kimisi de sırf menfaat karşılığında din değiştiriyor. Bir işyerinden veya devletten maaş alır gibi her ay aksatmadan parası ödenen çok sayıda samimi(!) Hıristiyan Türk’ün varlığını biliyoruz.

Derin Batı Devleti’nin misyonerlik faaliyetlerini asla insanları doğru yola ulaştırmak amacıyla yürütmediği kanaatindeyim. Tek amaçları, dünyayı egemenlikleri altına alırken ve sömürürken din kardeşliği veya birliği gibi bir unsurun dayanılmaz gücünden yararlanmaktır. Samimi olmadıkları halde çok ciddi çalıştıkları ve birlik olmalarının sinerjisini de kullandıkları için az da olsa başarılı oluyorlar. Allah (c.c.) isteyene ve çalışana karşılığını mutlaka veriyor. Az veya çok…

Şimdi kendi meselemize dönersek üzerinde durmamız gereken önemli konular var. Mesela, Hıristiyanlığı seçen kişilerin bu konudaki bilinç düzeyini çok önemlidir. Onlar gerçekten İslâm’da bir eksiklik veya Hıristiyanlıkta bir mükemmellik buldukları için mi din değiştiriyorlar? Gerçekte kendi dinini ve Hıristiyanlığı çok iyi bildiği halde din değiştiren kaç kişi vardır? (Zaten biz Müslümanlar, Hıristiyanlığı bir “hak din” olarak kabul etmekteyiz. Ancak zamanla meydana gelen deformasyondan dolayı yerine yeni bir din (İslâm) gelmesi kaçınılmazdı) Kanaatimce, kendi dinini doğru dürüst bilmeden başka bir dine geçmek kadar acınacak bir durum yoktur. Bu kişi Müslüman veya Hıristiyan olsun; fark etmez. Belli bir bilinç ve bilgi düzeyinden sonra aklını, kalbini ve vicdanını ikna eden herkes din değiştirmede özgürdür.

Bizim bu konudaki esas sıkıntımız, kendi dinini doğru dürüst bilmeyen insanımızın, Batı düşüncesinin egemenliğinde olan propaganda karşısında donanımsız kalmasıdır. Burada en önemli görev ebeveynlere düşüyor. 0-6 yaş bu anlamda çok önemlidir. Bundan sonraki aşamada ise devlet denetimindeki din eğitim ve öğretimi devreye giriyor. Dini bilgisi zayıf olan, kendi dinini iyi bilmeyen birinin misyonerlerin tuzaklarına düşmemesi mümkün değildir. Zaten gerçekleri söylemiyorlar. Hıristiyanlık diye anlattıklarıysa Müslümanlıkla veya başka güzel şeylerle makyajladıkları başka bir dünya görüşü aslında. Din eğitimine karşı çıkanların gözden kaçırdığı (veya gözden kaçırmakla görevli olduğu için öyle davrandığı) gerçek, din unsurunun, toplum ve devletin devamındaki rolüdür.

İddia ediyorum; meydanlarda, kahvehanelerde, okullarda, gazetelerindeki köşelerinde, televizyonlarda ve sair yerlerde misyonerlik ve misyonerler aleyhine bağırıp çağıran, atıp tutan, devleti göreve çağıran, yumruğunu sıkıp hayıflanan kişilerin yarısından fazlasını, yarım bir Hıristiyan, beş dakikada bir Hıristiyan Havarisine dönüştürebilir.

İddiamı reddedecek olanlar, önce okudukları gazeteleri, kitapları, izledikleri kanalları, etkisinde kaldıkları diğer iletişim ve etkileşim araçlarını, aynı zamanda İslâm konusundaki donanımlarını tekrar gözden geçirirlerse daha sağlıklı bir yorumlama ve çözümlemeye ulaşabilirler diye düşünüyorum.

Kimseyi, kimsenin dini bilgisini ve tercihlerini küçümsüyor değilim. Durumumuz ortadadır. Son zamanlardaki Müslümanlığımız, çoğumuzun Müslümanlığı, bir kültürel taraf tutmadan başka bir şey değildir. Bu, pamuk ipliğine bağlı İslâmlık nereye kadar devam eder?

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: