12 Aralık 2007

Bir Kurban Karşısında İki Farklı Duruş

2007 yılını bitirirken bir Kurban Bayramı’nı daha geride bıraktık. Geçen yıllardaki kadar yoğun olmasa da yine “hayvan hakları”, “çevre temizliği”, “kurban derisi” üçgenindeki tartışmalara şahit olduk. Ekranlardan bizi bilinçlendirme görevine devam edenler birbirleriyle yine kıyasıya yarıştılar.

Sünni Müslümanların Hanefi mezhebine göre Kurban Bayramı’nda çeşitli kıstaslara sahip Müslümanların kurban kesmesi vaciptir. Diğer üç mezhebe (Şafiîlik, Malikîlik, Hanbelîlik) göre ise bu bayramda kurban kesmek sünnettir. Bunlar her Müslüman’ın tabi olduğu mezhebe göre dikkate alacağı hususlardır. Gerisi İslâm dininin ritüelleri ile ilgili rahatsızlığı olanların ve Müslüman mahallesinde toplum mühendisliğine soyunanların havanda su dövmesinden ibarettir. Bin beş yüz yıldır aynı tartışmalar devam ededururken Müslümanlar kurbanlarını kesmekten asla vazgeçmediler.

Esas mesele bunlar da değildir aslında. Esas mesele bir Müslüman’ın kurban keserken veya yanı başında, karşısında kurban kesilirken hissettikleridir.

Genelde dinleri veya dindarları, özelde ise İslâm’ı veya Müslümanları gözlemlerken, onların yaptıklarını anlamaya çalışırken salt kabuğa, dış görüntüye, dışa yansıyana bakarak değerlendirme yapmak hatalıdır. Eğer derinlere inilemiyorsa değerlendirme yapmaya da gerek duyulmamalıdır. Sadece eldeki diplomayı konuşturmak, doğruların konuşulduğu anlamını taşımaz. Bu bağlamda, “Bravo! Ne güzel konuştun” diyenlere de çok fazla aldanmamak gerekir.

Alın size bir kurban karşısında iki farklı duruş: Biri; tam teslimiyetle inanmış, dininin gereğini yerine getiren, derinlerden bir yerden gelen emre itaat eden bir Müslüman duruşu… Diğeri ise; acıyan, üzülen, hislenen yönleri olan, keskin bir bıçakla yüz yüze gelmiş bir kurbanlıkla empati kurmaya çalışan bir insan duruşu… Gel gör ki her iki duruş da tek insana ait. Evet, Kurban Bayramı’nda bütün kurbanları “Müslüman İnsan”lar kesiyor. Ve her Kurban Bayramı’nda, her kurban ve sahibi arasındaki aynı göz göze geliş, aynı iletişim ve aynı hüzünle karışık teslimiyet dışarıdan bakanlara anlamsız geliyor.

Dünyaya egemen olan akımlar, düşünceler, yaşam biçimleri çok hızlı bir biçimde değişse de değişmeyecek tek şey, dindar insanın din karşısındaki durum ve tutumudur. Çünkü inançta samimiyet ve teslimiyet ölçüsünde bir direnç, inkârda ise sahte bir isyanın çürüklüğü vardır.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: