28 Kasım 2007

>Dinsizin Hakkından İmansız Gelir

>
Atalarımız ne söylemişse güzel söylemiştir. Bazı eleştirilen sözleri vardır ve onlar da mantık çerçevesinde ve detaylı incelendiğinde eleştirilerin yersiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Yazıma başlık olan atasözü de genelde eleştirilen atasözlerimizdendir. Bu atasözümüzle paralel anlamda başka atasözlerimiz de vardır. Burada onlara değinmeyeceğim; ama “dinsizin hakkından imansız gelir” atasözü, son dönemde yaşanan olaylara ayna tutması bakımından benim favori atasözlerim arasına girmiştir.

Sadece Türkiye’nin yakın tarihine bakarsanız yine görürsünüz ki, “dinsizin hakkından imansız gelir” sözü çok doğru bir sözdür. Ben en son dönemlere bakmaya çalışacağım. Bakalım en son dönemde yaşanan olaylar da bu sözü doğrulayacak mı?

Türkiye Cumhuriyeti kurulalı, askeri vesayet sisteminden kurtulamayan halkımız ve siyasi iktidarlarımız, bir kısır döngü içerisinde yaşamaya devam etmektedir. Türkiye 2023 yılında 100 yaşına basacak bir ülkedir. Osmanlı Devleti ile kıyasladığımızda çok yaşlı bir ülke görüntüsüne sahibiz. Güya, enkazı üzerine kurulduğumuz Osmanlı Devleti 600 küsur yaşında kanser, verem, tifo, veba, kolera vb. bir sürü iç ve dış hastalıkla savaşıp öldüğünde çok genç duruyordu. Onu öldüren sadece ve sadece erken sayılabilecek yaşlarda yakalandığı bu hastalıklardı. Daha 100 yaşına bile gelmemiş genç Türkiye’miz henüz teşhisi konulmamış veya konulmuş ve fakat kimsenin dillendirmeye cesaret edemediği hastalıklarla nasıl başa çıkabilecek? Eğer bu hastalıklarla başa çıkamaz da bu genç yaşta dünya nizamına veda ederse bunun sorumlusu kim olacaktır? “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü yere düşürülürse yere düşen başlar bir daha asla kalkamaz. Bu vebali de kimse taşıyamaz.

Eğer bu askeri vesayet sisteminden, CHP’nin kökü dışarıda kendi içeride ideologlarından ve Yahudi fitnesinin elindeki medyadan kurtulamazsak Mustafa Kemal’in “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü yere düşürülecektir. Hem de -güya- onu en çok sevdiğini ve koruduğunu söyleyenler tarafından bu ülke paramparça edilecektir.

Bin türlü düşünceye sahip insanın yaşadığı ülkemizde, özellikle asker ırkının tutumundan kaynaklanan problemlerimiz vardır. Asker ırkı diyorum, çünkü kendilerini farklı görüyorlar, topluma tepeden bakıyorlar, kesinlikle halkın içinde değiller, sosyal hayatın ne demek olduğundan haberleri bile yok. Kendi dünyaları ile diğer insanların arasına ördükleri kalın duvarlar soğuk savaş dönemindeki demir perde ülkelerini anımsatıyor. Ancak emekli olup bir parça özgürlük kazandıklarında gözlerini ovuştura ovuştura çevrelerine balkıyorlar. Hayatı yavaş vavaş öğreniyorlar. Yaş kemale erdiği için de tam öğrenmeleri mümkün olmuyor tabi. Bu durumu içlerinden bazıları zoraki itiraf ediyorlar: “Yıllardır Kürt diye bir unsur olmadığına inandırılarak eğitildik”, “ülkede irtica tehlikesi yokmuş”, “içinde bulunduğumuz anarşi ve kaos ortamının sebebi din eğitimi eksikliğidir” gibi. Vakti çok geçmiş bu beyanatlar medya kahvelerini meşgul edip duruyor.

Sorunlarımız çok fazladır. Şunu herkes kabul etmelidir ki, bizim irtica diye bir sorunumuz yoktur; varsa bile öncelikli sorunumuz bu değildir. Bu ülke bölünmekle, yıkılmakla, tarih olmakla karşı karşıyadır. İnsanlarımızın çoğu insanlık onuruna yakışan standartların çok altında eğitim, gelir, hizmet ve davranışa layık görülmektedir. Bunun çaresi, devletin asli görevlerini yerine getirip diğer işlerden (elini demiyorum) burnunu çekmesidir.

Şimdi imansızların yaptığına bakalım. Sağda solda DTP kongreleri, toplantıları yapılıyor. Bunlar Türk bayrağı asmıyorlar, İstiklâl Marşı okumuyorlar, “şehitlerimiz” dedikleri terörist leşleri için saygı duruşu yapıyorlar. Kimsenin sesi çıkmıyor. Demokratik hakkımızı kullanıyoruz deyip sağda solda gösteri yapanlar iş yerlerine, arabalara, evlere, sıradan insanlara saldırıyorlar, ne varsa yakıyorlar, yıkıyorlar… kimsenin sesi çıkmıyor. PKK şehre inip kapkaç adı altında eylemler yapıyor (çoğu kapkaç vakasında yaralanmanın yanında ölümler de oluyor); kimsenin sesi çıkmıyor.

Yıllarca samimi Müslümanları kovuşturan, soruşturan, tabiri caizse, göz üstünde kaş, daha aşağılarda su içen kuzu, her öküzün altında bir buzağı arayan dinsizler şimdi neredesiniz? İmansızlar sahneye çıkınca neden pılınızı pırtınızı toplayıp kaçıyorsunuz? Çeşitli bahanelerle sivil toplum hareketlerini sindirdiniz, şimdi neredesiniz? O zavallı bahaneleriniz mi tükendi yoksa? Bayrak, Mustafa Kemal posteri, gençliğe hitabe asmamak, İstiklâl Marşı okumamak, Aptulla Öcalan’ı lanetlememek artık suç değil mi? Fırsatını bulunca bir kızcağızın başörtüsünü tuttuğu gibi çekip çıkaran moron neredesin?

Bu ülkede tek suç Müslüman olmak mı? “E biz de Müslüman’ız canım” diyorlar. İnanmıyorum! Benim inanmam şart değil; ama samimi söylüyorum; inanmıyorum.

Birinciliğini kazandığı yarışmada (eylemde değil) ödül almak için kürsüye başörtüyle (maskeyle değil) çıkmak, başörtüsü (poşu değil) takıp eline kalem (silah değil) alıp okula (dağa değil) gitmek, mevcut sömürü düzenine karşı değişim için söylem (bak yine eylem değil) geliştirmek… bunlar mı suç yoksa?

Bu ülkenin geleceğini tehlikeye atanlar polise, askere, öğretmene, imama, doktora, ziraatçıya ve ziraat mühendisine, tarlada çalışan marabaya taş atanlardır, kurşun sıkanlardır. Unutmadan belirteyim ki onlarla samimi insanlar arasında çifte standart uygulayan ikiyüzlüler, bu ülkenin geleceğinin tehlikeye atılması davasında onlardan daha çok sorumludur. Onlardan daha şerefsizdirler. Şerefsizdirler, çünkü statükonun aleyhine olan her şeyi baskı ile sindiriyorlar; fakat bu durum dertleri dindirmiyor. (Statükocu) devletin kapsını çalan herkese silahı ve dağı gösteriyorlar.

Haklı ile haksızın, samimi ile münafığın, at izi ile it izinin birbirine karıştığı bu ülkede inkâr edilenler, hor görülenler, kenara itilenler hep aynı türkünün aynı nakaratını söylüyorlar:

“Dert bende kara bende,
Eylenmez yâre bende.
Yuvasız kuşlar gibi
Olmuşum perakende.”

Not: Bu türkü Erzincanlı Hacı Arif’e aittir. “Küstürdüm Barışamam” adıyla bilinmektedir.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: