6 Kasım 2007

Bir Tesettür Savunusu / Bir Tesettür Saldırısı

Yetmiş milyon nüfusu olan bir ülkede yaşıyoruz. Sözde yapılan anketlere ve araştırmalara göre bu ülkenin nüfusunun %99,9’u Müslüman. Bu orana bakınca ülkede tesettüre bakışta homojen bir yapı bekliyor insan. Ancak gerçek görüntü bu beklentinin tam tersidir. Tamamına yakını Müslüman olan bir ülkede tesettüre bakış hala negatif durumdadır.



Kıyafet tercihini tesettür tanımına göre yapan kadın ve kızlarımız neredeyse memleketten sürülecekler. Bu kadar yobaz ve sadistçe bir yaklaşımın denenmesi gerektiğini savunanlar bile vardır. Ülkemizin bazı sözde aydınları bu konuda çetin bir soğuk savaşın içine girmekten geri durmamaktadır. Bu savaşlarında bir kısım medya ve kitle iletişim araçlarını da yanlarına almışlardır. Hep bir adım önde götürdükleri bu savaşın gereksizliği ve haksızlığı ise ortadadır. Bu savaşın kazananı, birliğimizin ve dirliğimizin düşmanları olmamalıdır.



Genelde tesettür, özelde başörtüsü bir insan hakkıdır; özgür ve kişisel bir tercihtir. Tesettürü tercih edenlerin gerekçeleri ister dini olsun isterse geleneklere dayansın tesettür; engellenmesi, toplumdan tecrit edilmesi gereken bir rahatsızlık unsuru değildir. Bu siyasi gerekçelere dayanan bir tercih bile olsa durum budur.



Ne yani; çağdaşlığın, medeniyetin, ilericiliğin, gelişmişliğin, dünya ile bütünleşmenin, dünyadan kopmamanın ölçüsü giyecek olarak daha açık kıyafetler tercih etmek midir? Tüm bu saydıklarımızla; (çağdaşlık, medeniyet vs.) göğüslerin yarısını, göbeği, bacakları, (çok afedersiniz ama) koltuk kıllarına kadar kolları açıkta bırakmanın veya çok dar kıyafetler giyerek vücut hatlarını belli etmenin ne gibi bir ilgisi olabilir? İnsanlığın gereği bu mudur? Bu sorulara cevap ararken hangi duygularla düşündüğümüz de önemlidir tabi! Daha açık kıyafetler giymiş olmak ve sırf şu an öyle bir kıyafetin içinde bulunmak, bizi bu tercihimiz konusunda haklı çıkarmaz.



İslâm dini, kadına olsun erkeğe olsun kıyafet önerirken zorunlu gerekçelere göre ölçü belirler. İslâm, kadına tesettürü, erkeğe çıplaklığı önermez. Şunu kabul ediyorum: İslâm, kadına, erkeğe göre daha kapalı bir kıyafet önermektedir. Sözüm ona çağdaşları küplere bindiren, neredeyse din inkârına götüren gerekçenin kaynağı da budur. Ancak bu farklı kıyafet önerisinin çeşitli sebepleri vardır ve akla da aykırı değildir. Bunlardan en önemlisi şudur: (Yeterince açık ifade etmeye çalışacağım. Kimse bu düşüncelerimden dolayı beni veya diğer erkekleri sapık ilan etmeye kalkışmasın. Gerçek budur; dileyenler kaynaklarından açıp okuyabilir)* Erkeklerin ve kadınların cinsel beklentileri ve uyarıcıları farklıdır. Bu bağlamda, kadınların tüm vücudu ve bu vücudun dış görünüşü erkekler için cinsel anlamlar ve çağrışımlar yapan objelerdir. Bir kadın için uyarıcılar çok daha farklıdır ve görme duyusuna neredeyse hiç hitap etmez. Erkek ise görme duyusunun etkisindedir. Bundan dolayı bir erkek bir kadını ayrıntılarına kadar görmemelidir. Bugün toplumun geldiği noktaya bakarsak bunun ne gibi sakıncaları olduğu da ortadadır. Yaş sınırı tanımaksızın cinsel saldırılar artarak devam etmektedir. Sosyal sapmaların, taciz ve tecavüzlerin önüne geçmek istiyorsak, giyim-kuşamın ne kadar önemli olduğunu inkâr etme gibi bir cehalete düşmekten, körü körüne tesettür düşmanlığı yapmaktan kaçınılmalıdır. Bugüne kadar hiçbir çağdaş gelişmeye, akılcı ve medeni atılıma, siyasi, ekonomik, kültürel ve sanatsal başarıya ne tesettür bizzat kendisi ne tesettürlü insanlar ne de tesettürü savunanlar engel olmamıştır. Bu durum mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.



Kadınların ve erkelerin ayrı tesettür sınırları olmasına rağmen, günümüzde kadınlar giyim konusunda her geçen gün daha açılmaktayken erkek kıyafetleri durağanlığını korumaktadır. Acaba kadınların böyle bir ihtiyacı mı vardır; yoksa gerçekten kadınlarımız bu konuda yönlendirilmekte midir? Tesettürlü kadın ve kızlar için öne sürülen iddianın aksine, açık giyinme konusunda bariz bir baskı vardır. Ancak bu toplumsal bir baskı değil güçsel ve egemen bir elit baskısıdır. Medyanın yönlendirici baskısıdır.



Tesettür, (tesettür düşmanlarının bilinçli ve kasıtlı saldırıları hariç) her türlü kötülüğe karşı bir kalkandır. Fakat tesettür, saçı bağlayıp göbeği, dizlere kadar bacakları ve mümkün olduğu kadar boynu açmak, daracık kıyafetler giymek asla değildir. Bunun yanında sadece gözleri açıkta bırakan bir kıyafet de tesettür değildir. İfrat ve tefrit hiçbir zaman doğru yol değildir.



Kimse kimseye kıyafeti konusunda baskı yapmamalıdır. Çalışma ve eğitim hayatında, sosyal hayatın her alanında kapalı-açık bütün kadınlar birlikte yer almalıdır. Tesettürlü insanları eğitim ve kamu iş hayatından tecrit edenlerin en önemli dayanakları, tesettürlü kadınların açık kadınlara negatif ayrım yapacağı iddiasıdır. Bu iddia otomatikman şu sonucu doğuruyor: “Açık kadınlar tesettürlü kadınlara karşı negatif ayrımcılık uyguluyor…” Toplumu bu şekilde ayrıştırarak bir yere varamayız. Biz ne söylersek söyleyelim ne yazarsak yazalım veya hangi baskı unsurlarını devreye sokarsak sokalım ne tesettürlü tesettüründen vazgeçer ne de açık biri tesettüre girer. Bunun için herkes fikrini söyleme hakkına sahiptir, birbirini incitme özgürlüğüne değil!



Bu yazımın (eğer varsa) incittiği herkesten özür dilerim. Gerçek ve gerekli olduğuna inandığım düşüncelerimi paylaştığım için de vicdanen rahatım ve çok mutluyum.



* Yıllar önce, kadın imam konuları gündemdeyken, bir televizyon kanalında Gülgün Feyman’ın Prof. Bayraktar Bayraklı’ya sorduğu soru aklıma geldi. Gülgün Feyman, ısrarla kadın imamın ve kadın-erkek birlikte namaz kılmanın ne gibi sakıncası olduğunu soruyor, Bayraktar Hoca’da ikna edici bir cevap veremiyordu. Belki vereceği cevap vardı; hayâsından konuşamadı (ben o sınırlara daha fazla tahammül edemem; yazacağım). Diyemiyordu ki: “Biz erkekler melek değiliz. Bizde (İslâm’da), Hıristiyanlıkta olduğu ruhanilik, doğu dinlerinde olduğu gibi arınma ve masumiyete ulaşma (yalanı) yoktur. Bizde akıl ve mantık geçerlidir. Aklı olan herkes de bilir ki, bir veya onlarca veya yüzlerce erkeğin içinde/önünde bir kadın rükuya veya secdeye gittiğinde gözlerin ve kalplerin nereye kayacağı artık belli değildir, kestirilemez. Vecd ve huşu içinde hiçbir şey hissetmeyenler de olabilir elbette; ancak bunlar bir elin parmakları kadar bile olamaz. İnsan biyolojisinin, fizyolojisinin, psikolojisinin gerektirdiği budur.” Hocanın söylemesi gereken buydu. Artık ikna olmak istemeyene yapacak fazla bir şey kalmamıştır.


 

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: