9 Kasım 2007

Asık Suratlar, Çok Bilinmeyenli Hayatlar

Her sabah ve her akşam, kalabalıklar (bu “kalabalıklar” sözcüğünü küçümseme anlamında almayın lütfen) içinde işe gidip geliyorum; bazen gün ortasında da dışarı çıkmam gerekiyor. Bu gidiş-gelişlerde çoğunlukla belediye otobüslerini kullanıyorum. Bezen metro, tramvay ve vapuru da kullanmam gerekiyor. Çarşıda, pazarda, sinemada, parkta, camide insan kalabalıklarıyla yüz yüze geliyorum. Buralarda değişen günlere ve yüzlere rağmen değişmeyen hayatlar görüyorum.

Kim ne yaşıyor, nasıl yaşıyor, bilmiyorum; ama insanlar mutsuz ve umutsuz görünüyor. Suratlar asık, suratlar sır yüklü… Her dört duvar arasında çok bilinmeyenli hikâyeler yaşandığı kesin. Bu mutsuz ve umutsuz görüntünün değişik ve karmaşık sebepleri olabilir. Çözülmeyi bekleyen sorunlarımız birikmiş olabilir. Bunun sonucunda da toplumsal bir bunalım içine düşmüş olmamızdan endişe ediyorum. Kuş gribinden daha tehlikeli bir salgının farkında olmama riskiyle karşı karşıya gelmiş olabiliriz.

Yapılan anketlerde çıkan sonuçlara göre kimimiz ailevi sorunlarla boğuşuyor, kimimiz ekonomik sıkıntılar içinde. Ülkenin genel gidişatını iyi bulmayanlar da sıkıntılı. Hastalıkla, borçla, kötü komşu ve arkadaşla, yalnızlıkla mücadele etme zorunluluğu, her insanın yüzüne bir çizik daha atmış. Gençlerimiz gelecek endişesi taşıyor; hem okul esnasında hem de mezun olduktan sonra bir türlü bitmeyen sınavların stresini yaşıyor. Sınava endeksli bir hayat gençlerimizin önünde bir dağ gibi duruyor. Herkesin içindeki dert, ukde, ülkü, ideal, heves, umutsuzluk yüzüne yansımış durumda.

Kader kavramına olduğundan farklı anlamlar yükleyebilen bizim halkımız, acaba başka milletlerde rastlanamayacak bir teslimiyetle mi hâlâ hayatını devam ettirebiliyor? Hem eleştirilmesi hem de memnun kalınması gereken bir durum bu. Yani, hem hiçbir şeye aldırmayan, toplumsal tepki göstermeyen yönü eleştirilebilecek, hem de sabrın son sınırlarında buluşup toplumsal patlamalara sebep olmayan yönü takdir edilecek bir milletiz.

İçinizi karartmak istemem; ama dışarıdan bakınca iyi görünmüyoruz. İçimizde yaşanan maddi ve manevi fırtınalar, beynimizde dönen anaforlar nasıldır bilemem; ama yüzümüze yansıyan görüntü içimizdeki hayatın da çok iç açıcı olmadığına işaret ediyor.

Çok geç olmadan bir kurtuluş reçetesi bulmamız lazım. Bunu ya kendi içimizde başaracağız ya da başaran birileri varsa onların bu kurtuluş savaşını nasıl başardıklarını öğreneceğiz. Bu sorunları tek başına aşamayacağımıza göre yeni bir kurtuluş savaşı kazanmamız gerekiyor... Bizden koparılıp alınan moral değerlerini geri alma kurtuluş savaşı…

İnanın yine birlikte savaşırsak, başaramayacağımız hiçbir şey yoktur.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: