15 Kasım 2007

Asalet, Eğitim ve Terbiye

Hikâye edilir ki, eski zamanlardan birinde iki filozof derin bir tartışmaya girmişlerdir. Tartıştıkları konu: asalet mi önemlidir yoksa eğitim, öğretim ve terbiye mi? Birisi, eğitim ve terbiyenin önemini kabul etmesine rağmen asaletin her şeyin üstünde bir öneme sahip olduğunu savunurken diğeri, eğitim ve terbiye ile asaletsizlik sorununun giderilebileceğini ve asaletin belirleyici bir unsur olmadığını savunuyormuş.

İki filozof uzun zaman tartışmalarına ve birbirlerine çeşitli deliller getirmelerine rağmen ikisi de tezini tam olarak ispat edemiyorlarmış. Eğitim ve terbiyenin önemini savunan filozof aklına gelen bir fikri uygulamaya sokmaya karar vermiş. Asaleti savunan filozofa, değil insanların, hayvanların bile eğitimle mükemmel bir varlık haline gelebileceğini bir kedi üzerinde hem de insanların önünde ispat edebileceğini söylemiş ve biraz zaman istemiş. Aralarında bir tarih ve yer belirleyerek anlaşmışlar.

Vakit gelip çatınca, terbiye ve eğitimi yeterli gören filozof devrin seçkinlerinin de davet edildiği bir ziyafet düzenler. Yerler, içerler, entelektüel tartışmalarını sürdürürler… derken sıra imtihana gelmiş. Ev sahibi filozof müsaade isteyerek kahve servisi için mutfağa gitmiş. Az sonra kendisi önde kedisi arkada geniş ve görkemli salona girmişler. Girmişler; ama davetlilerden hiçbiri şaşkınlığını gizleyemiyormuş. Çünkü filozofumuz kediyi gerçekten iyi eğitmiştir.

Salona, arka ayakları üstünde durarak başındaki kahve fincanlarıyla dolu altın bir tepsisiyle aristokrat bir tavırla giren kedi, konukların önünden sırayla geçerek kahvelerini ikram etmeye başlamış. Herkes tam asaleti savunan filozofun kaybettiğine inanmaya başlamışken hazırlıklı gelen filozofumuz cebinde çıkardığı küçük kutunun içindeki fındık faresini usulca salonun ortasına bırakıvermiş. Fareyi gören kedi eğitim, ziyafet, davet, konuk, terbiye ne varsa hepsini unutarak farenin üzerine atılmış ve kovalamaya başlamış. Tepsi bir tarafta, kahveler ise yere dökülmüştür. Ortalık tam anlamıyla karışmış ve konuklar bir bir salonu terk etmişler. Ev sahibi üzgün bir şekilde başını eğmiş ve olanları düşünmekten kendini alamamış.

O filozof yenilgiyi kabul etti mi bilinmez; ama asaletin önemini sanırım anlamıştır.

Şimdi bu hikâyeyi neden anlattım? Çok özel bir sebebi yok. Ancak, yazımı mesaj vermeden bitirmek de istemiyorum. İnsanın, gelişimi yanında eğitimi, öğretimi, terbiyesi vs. daha anne karnında can (ruh), cenine girer girmez başlıyormuş ve büyük bir kısmı altı yaşına kadar tamamlanıyormuş.

Bu, benim için çok düşündürücü bir bilgidir; öğrendiğimde çok şaşırdım. Bu bilgiyi edindikten sonra, asil Türk ailelerinin çocuklarını nasıl yetiştirdiğini düşündüm. Maalesef çoğu yeni nesil, ebeveyn ilgisinden yoksun büyüyor. Asaletimiz konusunda bir sıkıntımız yok; fakat eğitim ve terbiye televizyonların insafına kalmış durumda.

Asil bir milletiz. Bu doğru. Ancak asalet bize yetmez! Başkaca da donanmamız lazım.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: