3 Kasım 2007

Acır mısın?

Hislerimiz vardır. Duygularımız, düşüncelerimiz… Bizi hayvanlardan ve diğer mahlûktan ayıran çeşitli değerlerimiz vardır. Ben acıma duygusunu da bu değerlerden sayıyorum. Sen, “hayvanlarda da acıma duygusu var” diyebilirsin. Buna katılırım elbet. Ancak hayvanlardaki acıma duygusu ile insanlardaki acıma duygusu arasında çok fark bulurum. Eğer insanlar gerçek acıma duygularını köreltip yitirmeselerdi; dünyada acı olmazdı diye inanırım.

Bunu biraz sorgulayalım. (Yazımın devamındaki ifadelerde çoğu kez senli benli hitap edeceğim; zaten genelde böyle yazıyorum. Onun için üzerine alınmazsan sevinirim. Çoğu hitap da kendimedir; bunu da vurgulamak isterim) Kendimizi biraz yoklayalım, neye ne kadar acıyoruz? Hangi durumlarda mendil elimizden düşmüyor?

Mesela sokakta yürürken karşıdan gelen ve seni görünce kaçacak delik arayan, bir ayağı topal kediye, köpeğe; kaldırımda yiyecek ararken kaçışan kuşlara acır mısın? Peki, milyonlarca yemyeşil ağacın oluşturduğu ormanda kurumuş, kupkuru kesilmiş yaşlı çınara acır mısın? Onun yalnızlığını kendi yalnızlığınla bir tutar mısın hiç?

Kırdığın bir ağacın dalından veya kopardığın bir çiçeğin sapından sızan suyu gözyaşı addedip hislenir misin?

Ya her gün yürüdüğün yollarda, yol kenarında, otobüs durağında, köprü üstünde, köprü altında, Cuma günü cami kapısında; kimi gerçek ihtiyaç sahibi kimi rol yapan ve pek de hoş olmayan bu duruma sadece para için katlanan insanları görünce ne yaparsın? Bu insanlar böyle bir hayata müstahak olmak için ne gibi hatalar yaptı. Bu insanlar kimin ya da kimlerin kölesidir?

Kimse inkâr etmesin! Bu insanların çoğunu sabahleyin arabalarla dağıtıp akşamleyin toplayanlar var. Bu açıdan bakınca bu insanları kullananlar var. Bu konuda tüyler ürperten söylentiler var. Kaçırılan ve kasıtlı olarak sakat bırakılan çocuklardan, büyüklerden, kimsesizlerden bahsediliyor. Bizim büyük devletimiz bu insanları görünce ne yapıyor? (Bizim devletimizin gözlerinin bu insanları göremeyecek kadar kör, gördüğü halde arkasını dönüp gidecek kadar ruhsuz olduğuna inanmak istemiyorum) Bu kadar aciz bir ülke olabilir mi?

Zannediyorum sen de şimdi, tam da şimdi, benim gibi devlete acıyorsun. Bu insanlara değil de bu insanların zavallılıklarını sömürenlere acıyorsun. İnsanlıktan, acıma duygusundan nasibini alamadığı için (çünkü bu nasibi reddetti) arkasında (gıyabında) acıyacak tek varlık bırakamayacak bu mahlûklara acıyorsun.

Hepimiz mutlaka bir şeylere acıyoruz. İnsanlara, hayvanlara, bitkilere, maddi ve manevi değerlerimize acımayanlar ise acıma duygusu olanlara acıyorlar. Acımanın bir zavallılık bir zaaf durumu olduğunu düşünüyorlar. Zavallılar… Gerçekten acınacak durumdalar.

Tüm bu sahnelere rağmen sadece izlediğin dizilerdeki, filmlerdeki hayatlara (tüm sahteliklerine rağmen) angaje olmuş ve sadece oradaki hayatlara acıyor olabilirsin. Kim bilir? Belki bana da, böyle bir yazı yazdığım, çok derinlerimize gömdüğümüz bir hissimizi ortaya çıkarmak için, kaçak kazı yaparcasına uğraşıyor olmama acımışsındır.

Olsun… Biraz zaman alsa da iğneyle de kuyu kazılır.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: