25 Haziran 2008

Can Ataklı’nın Çok Samimi 33 Sorusuna Çok Çok Samimi 33 Cevap

Vatan Gazetesi köşe yazarlarından Can Ataklı bugünkü yazısında 33 samimi soru sormuş. Kime sormuş? Ak Parti’ye oy verenlere sormuş. Sorulara göz atınca, aynı soruların cevabını Can Ataklı’nın da vermesi gerekiyordu diye düşünmeden edemedim. Aslında bu soruların muhatabı yetmiş milyondur.

Can Ataklı’nın buradaki en büyük küstahlığı, özgürlükleri namaza, hacca, zekâta, Kur’an okumaya indirgemiş olmasıdır. “Ağzınıza çalınan bu ‘bir parmak bal’ neyinize yetmiyor ulan” tavrıdır.

Can Ataklı’nın çok samimi soruları ve benim çok çok samimi cevaplarım aşağıda. Bakalım, Can Ataklı da günün birinde kendi sorularını cevaplayacak mı?

S. Atatürk’ü seviyor musunuz?
C. Seviyorum, sevmiyorum, seviyorum, sevmiyorum, seviyorum, sevmiyorum…. Kime ne!
S. Atatürk’ün Türk milletine travma yaşattığına inanıyor musunuz?
C. Atatürk’ün değil; ama sözde Atatürkçülerin, laikçilerin, darbecilerin, dönmelerin, devşirmelerin, CHP mandası ve mantalitesinin, nato mermer nato kafa askerlerin, faşizan yargı mensuplarının, millet düşmanı rektörlerin, ikna odalarının, ikiyüzlü köşe yazarlarının, postal saksocularının, din ve inanç özgürlüğünü “kardeşim namaz kılmana karışan var mı?” sefilliğine indirgeyenlerin travmadan da öte şeyler yaşattığı kesin.
S İngiltere ya da bir başka ülkenin himayesinde olmamızı benimser misiniz?
C. Şu anki CHP mandasından çok daha iyi olurdu kanaatindeyim. Kaldı ki, sizin tapar derecede takipçisi olduğunuz birçok aydın(!) da vakti zamanında, iflah olmaz birer mandacıydı. Ancak herhangi bir ülkenin mandası olmamamızdan da şikâyetçi değilim. Netice itibariyle “bu ülke” CHP mandasından da kurtarılacak.
S. Humeyni sizin için daha mı önemli?
C. İranlılar için daha önemli olabilir, benim için Rıza Pehlevi’den önemlidir ve değerlidir. Şunu da ekleyebilirim: Ali Şeriati, sizden ve aydın geçinen birçok Türk’ten daha önemlidir.
S. Camiye gitmenize karşı çıkan oldu mu?
C. Ne zaman karışılacak diye dört gözle bekliyoruz(!). Tövbe, tövbe! Karışılmayacağının hiçbir garantisi yok.
S. Namaz kılmanızı engelleyen oldu mu?
C. Siz namazı camiye, ev kadınlarına, irticacı şirketler(!)de çalışan veya işsiz insanlara indirgediğiniz ve sizin kurumlarınızda, devlet dairelerinde namaz kılmaya cesaret eden pek olmadığı için şu an engelleyen yok gibi. Ancak “Lisede Namaz, Hastanede Namaz, Şehirlerarası Otobüste Namaz” yaygaralarını koparmanızı da unutmuş değilim.
S. Oruç tutmanız tepki gördü mü?
C. Kesinlikle... Yoksa içimizdeki din saygısızlarının ve dindar hazımsızlarının ramazanda turistlerden daha saygısız davranmasını ne ile açıklayabilirim ki?
S. Zekât verirken tedirgin oldunuz mu?
C. Genelde biz sağ elimizin verdiğini sol elimize dahi duyurmazken size neden duyuralım? Dolayısıyla neden tedirgin olalım?
S. Hacca gidebiliyor musunuz?
C. Kızıl Çin bile hacca gitmeye izin veriyor.
S. Medeni Kanun hayatınızı kolaylaştırdı mı?
C. Başka bir kanun olsaydı ne değişecekti? İsviçre’de de Medeni Kanun var. Şimdi siz İsviçre ile Türkiye’yi karşılaştırdığınızda kimin hayatı daha kolay?
S. Eski Türkçe yazıyı tercih eder misiniz?
C. Nasıl ki bir gecelik kararla (ve hata ile) tüm bilgi birikimimizden, geçmişimizden, köklerimizden, literatürümüzden, kütüphanelerimizden, koparıldık ve cahil kaldık. Sonra Köy Enstitüleri’nde ve Halk Evleri’nde, 45 günde, turfanda aydınlar, bilginler, profesörler yetiştirdik. Bugün de eski yazıya dönmekle ancak aynı hata tekrarlanmış olur.
S. Pazar günü tatilinden rahatsız mısınız?
C. Rahatsız değilim; ama Cuma olmasının kime ne zararı olurdu?
S. Dini bayramları kutlarken zorluk çekiyor musunuz?
C. Evet, Kurban Bayramı’ndaki “kurban” etrafında dönen psikolojik baskı, Ramazan Bayramı’nı “şeker bayramı”na indirgeme çabaları, televizyon kanallarının olaya “yılbaşı” mantığıyla yaklaşıp ekranda dansöz oynatmaları bana son derece zor geliyor.
S. Kuran’ı Kerim’i istediğiniz zaman okuyabiliyor musunuz?
C. Elbette!
S. Kuran’ı Kerim’i istediğiniz an bulabiliyor musunuz?
C. Çok şükür! Dünya yüzünde nüshası en çok bulunan Kitap, ülkemizde de en çok bulunan bu Kitaptır.
S. Erkek ve kadın kıyafetlerinin Cumhuriyet öncesindeki gibi olmasını ister misiniz?
C. Kadınların yarı çıplak dolaşması beni son derece üzüyor; ama herkes özgür. Cumhuriyet öncesi kıyafetlerin hâlâ giyildiği yerler var. Belki siz özümsemekte zorlanıyor olabilirsiniz; buna “yerellik” deniyor. Kanun zoruyla olmasın ve dileyen dilediğini giysin.
S. Cenazelerinizi dini vecibeleri yerine getirerek kaldırabiliyor musunuz?
C. Ne büyük lütuf. Allah merhametinizi eksik etmesin. Bir de acımızı paylaştınız mı tam olacak!
S. Erkek çocuğunuzun sünnet olmasına engel olan var mı?
C. Kılıfına uydurduk, “daha sağlıklı, cinsel açıdan daha işlevsel, bakın Yahudilerde de var” dedik. Siz de yediniz. Artık engel olan yok.
S. Mevlit okutabiliyor musunuz?
C. Gereksiz bir (dinî bile değil) ritüel. Olmasa da olur.
S. Başkentin Ankara’dan başka bir kente taşınmasını istiyor musunuz?
C. Başkent Ankara veya Şırnak olsa ne olur; Kırşehir olsa ne olur? Hatta bizim İspir başkent olsa tam süper olur.
S. Laik, demokratik sosyal devlet kavramının kaldırılmasından yana mısınız?
C. Şu uygulanan faşizan laiklikten hâlâ fayda umuyorsanız size de ancak acırım. Laiklik bu değil. Gidin kendinizi kandırın.
S. Hukuk sisteminin hakkınızı yediğine inanıyor musunuz?
C. Önemli olan hukuk sistemi mi? Yoksa hukuku uygulayanlar mı? Bunu sorgulamak lazım. Bizim köy ile komşu köy arasındaki sınırın karşılıklı olarak verilen bir teneke kavurma, iki kile ceviz, bir kurun peynir, on çerçeve bal rüşvetleriyle kaç kere değiştiğini ve hâlâ belirsizliğini koruduğunu söylesem ne dersiniz? Bu çok yerel bir olay. Bugün ülkedeki o kadar başı kapalının hakkını ben mi yiyorum? Sırf CHP’nin fantezilerine uygun hukuku ben mi uyduruyorum? “Yasada olmasa da suç isnat edilir” diyen taş kafa hukukun en üst koltuklarından birinde oturmuyor mu?
S. Mahkeme yerine kadıların karar vermesinden yana mısınız?
C. Geçmişte hangi kadı; Kılıç Ali’den, Ali Çetinkaya’dan, Vural Savaş'tan, Abdurrahman Yalçınkaya’dan, Yekta Güngör Özden’den daha taraflı olmuş ki?
S. Erkekler 4 kadınla evlenebilmeli mi?
C. Ben karşıyım; ama zaten evleniyorlar. Kanunla yasaklanmasaydı da dört kadınla evlilerin sayısı Türkiye’de bundan fazla olmazdı. Sizin hayatınızdan kaç kadın geldi geçti veya şu an hayatınızda kaç kadın var?
S. Yolsuzluk iddialarını sorguluyor musunuz?
C. Kimsenin yaptığı yolsuzluğu onaylamam. Neticede giden benim de cebimden gidiyor. Bu dönemde de yolsuzluk yapıldığına inanıyorum.
S. Bugünkü ekonomik durumdan memnun musunuz?
C. Erbakan-Çiller Dönemi hariç, eski dönemlerden çok çok iyi.
S. Bugünkü koşullarda çocuğunuzun geleceğinin güven altında olduğuna inanabiliyor musunuz?
C. Bekârım. Kendi geleceğimden bile emin değilim. Çünkü hâlâ bocalayan ve hatta prematüre bir ülkeyiz.
S. Bugünkü ekonomik politikalarla yakın gelecekte daha çok kazanacağınızı düşünüyor musunuz?
C. İnsanın kazancını ekonomik politikalardan ziyade donanımları belirler. Bugün geçmişten daha çok kazanıyorum, yarın da bugünden çok kazanacağım diye umut ediyorum.
S. Amerika’nın her istediğinin yapılmasından rahatsızlık duyar mısınız?
C. Amerika’dan, Amerikalılardan değil; ama Amerikan felsefesinden nefret ediyorum. Amerika’nın her istediğini darbeciler, İsrail’in her istediğini 28 Şubat’ın aktrisleri bile yapmamışken bugünkü siyasal iktidarın Amerika’nın her isteğini yerine getirdiğini sanmıyorum.
S. Avrupa Birliği’nin dayatma niteliğindeki isteklerinden rahatsızlık duyuyor musunuz?
C. Avrupa Birliği’ne karşıyım. Avrupa Birliği’ne başvurulurken bunlar biliniyordu ve Türkiye’deki tüm erkler AB’yi istiyor gibi görünüyor. Rahatsız oluyorlarsa başvuruyu geri çeksinler. Ancak burada da sadece bizim statükonun dayatma olarak algıladığı şeyler de var.
S. Bu iktidarın dış dünya karşısında dik durduğunu söyleyebilir misiniz?
C. Kesinlikle evet.
S. 85 yılda yaratılan tüm ekonomik değerlerin yabancılara satılmasını doğru buluyor musunuz?
C. Biz de yabancı ülkelerden değerler satın alıyoruz. Ne var bunda? Adam değeri alıp ülkesine kaçırmıyor ya. Bu “nalıncı keseri” kafasından, bu paranoyadan kurtulun.
S. Çok çocuk dünyaya getirmenin iyi olduğunu düşünüyor musunuz?
C. Ne sıfır çocuk ne sekiz çocuk. Sayın Başbakanın da dediği gibi üç idealdir. E üç güzeldir.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: