11 Ocak 2008

Sanatçılar mı Komünist Yoksa Komünistler mi Sanatçı Oluyor?

Ülkemizin sanat camiasına baktığımda titrinde sanatçı yazan kişilerin ezici çoğunluğunun komünist olduğunu görüyorum. Şunu hep merak etmişimdir: komünist düşünceyi benimseyenler mi sanatçı oluyor (sanatçı olmaya eğilimli, yetenekli, uygun), yoksa sanatçı olanlar mı daha sonra komünist düşünceyi benimsiyor?

Gerçi son zamanlarda artık bu “komünist” kelimesinin kullanımından genellikle imtina ediliyor. Komünizmin önermelerini doğru bulanların çoğu artık kendilerine sosyal demokrat veya solcu sıfatlarını daha uygun buluyorlar. Çok az bir kesim komünist sıfatını kullanmaya devam etme cesaretini gösterebiliyor. Bu da ülkemizde komünizme duyulan öfkeyle karışık antipatiden kaynaklanıyor gibime geliyor. Bu antipatik durumdan kaçanlar başka tabirleri uygun bulmuş olabilir. Ayrıca sosyal demokrat tabiri, kulağa daha hoş geldiği için de tercih ediliyor olabilir; bilemiyorum.

Neyse konuyu dağıtmayayım. Kendimi Müslüman Türk kimliği dışında herhangi bir klana ait hissetmesem de bu durum üzerinde uzun zamandır düşünüyorum. Meseleyi getirip dayandırdığım iki farklı tez var:

Birincisi; sağcılar, muhafazakârlar (son zamanlarda kendilerine muhafazakâr demokrat diyenler dâhil), mütedeyyin veya mutaassıp Müslümanlar sanata, sanatçıya ve bir bütün olarak sanat camiasına hep yadırgayıcı bazen de aşağılayıcı gözlerle bakıyor. Dolayısıyla sanat dünyası ile aralarına mesafe koyuyorlar. Özellikle sanat ve sanatçı kelimelerinin deforme olmasından dolayı, bana göre, bu yaklaşımı anlayışla karşılamak mümkündür.

İkincisi; örgütlenme olgusu diye düşünüyorum. Zaten bunun işaretleri de var. Ne alakası var diye düşünebilirsiniz? Efendim şöyle açıklayayım: Bizim sanat dünyasını, Selçuklulardaki ve Osmanlılardaki Ahi örgütlenmesine, yine Osmanlılardaki Lonca teşkilatındaki örgütlenmeye benzetiyorum. Olayı kontrol eden sol tandanslı bir felsefe var ve bu başta duruyor. Herkes bu felsefenin kırmızı çizgileri içinde hareket etmek zorunda ve bu çizgilerin dışına taşanlar aforoz ediliyor. Tüm oluşumun başında sanatçıların çoğunun itibar ettiği ve bu sol tandanslı felsefeyi işleten bir sanat şeyhi veya sanat kethüdası bulunuyor. Bu felsefeye göre ya sadece zaten komünist olanlar sanatçı olacak ya da bir kişi sanatçı olduysa mecburen komünizmi tercih edecek. Yani eğer yurdun bir yerinde, okulunda, akademisinde vb. yerlerde sanata eğilimi olan biri temayüz etmeye başladıysa hemen bakılacak; kimdir, necidir, kimlerle düşüp kalkmakta? Eğer aileden biriyse hemen desteklenecek ve yükseltilecek. Moda ikonu, pop müziğin ilahesi (hâşâ), bütün kızların sevgilisi, sahnelerin kralı, özgün sanat eserlerinin yaratıcısı vs. olacak. Değilse, örgütün felsefesi tebliğ edilecek. Kabul ederse ne ala. Yoksa hemen dışlanacak ve öteki olmayı kabullenecek. Komplo teorisi ürettiğimi düşünebilirsiniz; ama bana ikinci tez daha mantıklı geliyor.

Ben; sanat dünyasındaki tekdüzeliği (hatta çoğu yönüyle düzeysizliği), basmakalıp sanat ürünlerini, sadece dünyevi ve aşırı olanın yüceltilişini, kendi kültürüne sırtı dönük duruşunu, belli kısır döngüler içinde dolaşıp durmasını, babadan oğla geçer gibi bir felsefe devretmesini başka türlü açıklayamıyorum. Sanat camiasındaki çoğu skandalların, kimin eli kimin cebinde durumlarının, “kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla örtbas edilip hemen gündemden düşürülmesi de aynı tezi güçlendiriyor.

Kısacası, ülkemin sanat dünyasının büyük kısmı yeraltına inmiş gizli bir mezhep gibi. Bu haliyle bir aysberge benziyor. Sadece bir tezle çöz çözebilirsen.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: