16 Ocak 2008

>Atatürk’ü Aşmak

>
Türkiye’de önemli ve etkili bir kesimin el bebek gül bebek büyüttüğü bir felsefe ve ideoloji var: Atatürk, erişilemez ve aşılamaz bir kişiliktir. Baştan söyleyeyim; bu tamamen yanlış ve sakat bir önermedir. Bu önerme, bizim, millet olarak, bundan sonraki tüm geleceğimizi doğrudan etkileyecek sonuçlar doğurma gücüne sahiptir. Etkiliyor da…

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı’nın yetiştirdiği ve kendisini zaman ve duruma göre görev ve yetkilerle donattığı bir askerdir. (Kimseye tarih dersi verecek durumda olmadığım için detaya girmeyeceğim) Devlet-i Ali Osmanî düşmanlarca paylaşılıp güçsüz bir hale getirilince, silah arkadaşlarını ve Anadolu halkını arkasına alıp gösterdiği mücadele ve kazandığı başarı ortadadır.

Onun, hayatının tamamına yaydığı değişim ve gelişim, sürekli ilerleme, muasır medeniyet olma yolunda çalışma hususlarındaki tavizsiz duruşu başarılarını da beraberinde getirmiştir. Fakat onun tüm bunları aşılamama için yaptığını veya Atatürk’ün kendisinin aşılamayacağını düşündüğünü, söylediğini; kendisini aşmaya çalışmayı kendisine saygısızlık olarak gördüğünü zannetmek kadar cahilce ve hatta haince bir davranış olamaz. Tam aksine Atatürk’ü aşmaktan imtina etmek onu en çok üzecek şeylerden biridir. Atatürk, hiçbir zaman, geride durağan yapıda olmayı kabullenecek bir nesil bırakmayı tasarlamadı.

Kime ne faydası var bilemem; ama belli bir kesim, bu konuda çok tutucu davranmakta ve Atatürk’ü bir tabu haline getirmekte. Atatürk’ü aşmak, aşmaya çalışmak, aşabileceğini iddia etmek ne hatadır ne günahtır ne de küstahlıktır. Bırakın herkes olmasa da yüz kişimiz, on kişimiz, olmadı bir kişimiz Atatürk’ü aşsın. Bu, Atatürk’e ve Türkiye’ye bir halel getirmez. Bu, onun Gençliğe Hitabe’de bahsettiği bedbahtlık değildir. Bu, damarlarımızda akan asil (alkollü olmaması gerekiyor) kanın da yardımıyla kolayca yapabileceğimiz bir iştir.

İşte bu Atatürk’ün aşılamayacağı temeline dayanan sakat felsefe yüzünden kim bilir kaç vatan evladı dâhimiz hep geri planda kalma zorunluluğu hissetti. Kimse kabuğunu kırma cesareti gösteremedi. Tuhaf bir utangaçlık, pısırıklık ve suçluluk duygusu empoze ederek yarım din-bilim-devlet adamları, öğretmenler, yöneticiler, sporcular vs. yetiştiriyoruz. Hepsi yarım… Atalarımız demiş ki, “birine kırk kere deli dersen deli olur”. Bizim yarım akıllı toplum mühendislerimiz koro halinde binlerce kez aynı nakaratı seslendirdiler; halen de seslendiriyorlar: “siz Atatürk’ün tırnağı bile olamazsınız.” Yazıklar olsun size ve bunu size söyletenlere!

Bizim, önce bu yarım akıllı tolum mühendislerinden kurtulmamız gerekiyor; ondan sonra da beşiğinin başına geçip bebeğimizi uyutmaya çalışırken söyleyeceğimiz ninnileri özenle seçmemiz… Üzerinde çok konuşulan, çok defa gündeme getirilen bir hatırlatma olacak; ama olsun, bakın el âlem (örneğin Yahudiler, Ermeniler, Rumlar ve çoğu Hıristiyanlar) çocuğunu nasıl eğitiyor? Beşikten mezara herkes birbirinin kulağına ne fısıldıyor. İyi dinleyin.

Şüphesiz, bizi kabuğumuza hapsetmek isteyenlerin bir oyunu olarak düşündüğüm bu netameli felsefeden bir gün kurtulacağız. Bunun en kısa sürede gerçekleşmesi için özgür düşünceli bireylere, özgür düşünceli bireyler için de bebeğini iyi eğitecek anne-babalara ihtiyacımız var.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: