6 Aralık 2007

Irkçılık Merkezli İslâm Düşmanlığı

Ülkemizde ve dünyada “din düşmanı” diye tabir edilebilecek insan sayısı çok fazla değildir, kanaatini taşımaktayım. Ateistlerin bile çoğu, dini düşünceyi benimsemiyor olsalar da, dine düşman değildir. Ancak mesele İslâm olunca durum değişmektedir. Son zamanlarda moda ismiyle de gündeme gelmekte olan, özellikle Batı Dünyasındaki İslâm korkusu (İslâmafobia), bizde tamamen İslâm düşmanlığına dönüşmektedir.

Ülkemizdeki, özellikle, kimi maddeci, materyalist elit kesimler ve bunun yanında inandığını savunan diğer bazıları tamamen din özgürlüğünü savunmaktayken aynı zamanda akıl almaz bir İslâm düşmanlığı da yapmaktadır. Bu çelişkiyi anlamak mümkün değildir. Her ne kadar kendilerini savunmaya çalışsalar ve aksini iddia etseler de bu kesimin İslâm düşmanlığı gün gibi ortadadır. Savunularında genellikle, kendilerinin de Allah’a, dinin gereğine ve önemine inandıklarını söyleyip duruyorlar. İnsanı esas şaşırtan ise bazılarının, İslâm’ı sadece düşünsel ve felsefi anlamda ele alıp yüceltmesidir. Tabi bu anlamda İslâm’ı benimsemeyen yok gibidir.

Bu, kendini entelektüel veya aydın olarak tabir eden elitin İslâm düşmanlığını anlamlandırmaya çalışırken genelde söylemlerinin satır aralarına bakmakta fayda var. Bana göre bu düşmanlığın merkezinde ırkçı bakış açısı var. İslâm dininin içinde doğduğu ve geliştiği Arap milletine dünya genelinde duyulan ve son dönemde de yükselişe geçen antipati dalgası İslâm düşmanlığında da en belirleyici unsur gibi görünüyor. Aynı zamanda dünya genelinde Arap milleti, kültürü, gelenekleri ve görenekleri çerçevesinde yapılan olumsuz propaganda; damarlarımıza ve iliklerimize kadar işleyen, Hollywood’un “bütün teröristler Müslüman Arap’tır” felsefesi, petrol zenginliğinin Araplara verdiği atalet ve savurganlık da İslâm düşmanlığı dalgasında önemli bir etkendir.

Neticede mesele dönüp dolaşıp ırkçı bakış açısına dayanmaktadır. İslâm’ın Arap bir peygamber vasıtasıyla gelmiş olmasını içine sindiremeyen insanlarımız var. Bu konuda da kendimize has bir milliyetçilik geliştirmiş bulunmaktayız.

“Peygamberlik neden bir Türk’e, örneğin Mustafa Kemal’e gelmedi de bir Arap ümmisine geldi” diye öfkelenenler bile var. Dedim ya, bu konuda da kendimize has kriterlerimiz var. Sanki bir Türk’e gelseydi daha farklı bir din gelecekti. Salt bu düşünceden dolayı İslâm dinine karşı bir soğukluk, önyargı, hele hele düşmanlık beslemek akıl kârı değildir.

Şunu aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir. İslâm dini demek Arap örf, adet, kültür ve gelenekleri demek değildir. Evet, İslâm kültür ve medeniyetine Arap unsurları çok etki etmiştir. Daha fazla oranda ise bu din, Arap kültür ve medeniyetinin Cahiliye devri sonrası dönemini tamamen etkilemiştir. Hatta diyebiliriz ki, eğer İslâm gelmeseydi Arap kültür ve medeniyeti diye bir şeyden hâlâ söz ediyor olamazdık.

Bunun yanında Fars ve Türk kültür ve medeniyeti de önemli ölçüde İslâm dinini etkilemiştir ve ondan etkilenmiştir. Yani din ile kültür ve medeniyet birbirini etkilemiş ve geliştirmiştir.

Millet olarak şunu unutmamalıyız: İslâm’a en büyük katkıyı sağlayan milletlerin başında Türk milleti gelmektedir. Bu bilinci her zaman taze tutmamız lazımdır; İslâm’ın bize verdiklerini de unutmadan…

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: