15 Aralık 2007

Gönüllü Asosyaller Klanı: Facebook

Bir Facebook furyasıdır aldı başını gidiyor. Mark Zuckerberg adında 22 yaşındaki bir üniversite öğrencisi tarafından Amerika’da kurulan bir internet sitesi kısa sürede yükselerek dünyanın en büyük paylaşım sitelerinden biri ve kuşkusuz en popüleri haline geldi: Facebook…

Kuruluş amacı, hikâyesi, kısa sürede yükselerek 16 milyar ABD Doları piyasa değerine ulaşması, diğer birçok paylaşım sitesini geride bırakarak en üst sıralara yükselmesi vs. vs. gibi konulara yeterince değinildiği için bu konuları burada es geçiyorum. İsteyen konuyla ilgili yığınla bilgiye internetten ulaşabilir.

Benim özellikle eleştirdiğim şey, Facebook’un, milenyumun en büyük nimetiymiş gibi sunulması. Bu anlamda çoğu insanın bu siteye atfettiği değeri nedense yadırgıyorum. Hayattan kopup bir plasenta gibi Facebook’a tutunan insanlara birazcık acıdığımı söylemekte de bir sakınca görmüyorum.

İnsanların, bir zamanlar birlikte oldukları bazı kişilerden çeşitli sebeplerle kopmaları, uzak diyarlara düşmeleri mümkündür. Hatta yıllar sonra aynı şehrin aynı semtinde oturup çalışmalarına rağmen birbirlerinden habersiz olmaları da mümkündür.

Her ne sebeple olursa olsun insanın geçmişinde bıraktığı ve bir zamanlar “arkadaşım”, “dostum”, “kardeşim” dediği kişileri tekrar özlemesi, onları görmek ve onlarla aynı ortam ve duyguları paylaşmak istemesi yadırganacak bir durum değildir. Özlem, insanın doğasında vardır. İnsan dokunup geçtiği ve geride bıraktığı her şeyi özler. İnsanın pişmanlık duygusu ve bilinçaltında bastırma mekanizmasıyla geçmişte bıraktığı şeylere duyduğu his de aslında öfkeyle karışık özlemdir. Geçmişe özlem duymak normaldir de geçmişi geri getirmek mümkün değildir. İşte Facebook’un yavaş yavaş asosyalleştirdiği insanlar henüz bunun farkına varamadı. Bundan dolayı Facebook için Asosyaller Klanı adını uygun gördüm.

Yaygın Facebookçu kanaatine göre, bu paylaşım ve kaynaşım sitesi geçmişi geri getiriyormuş. Kaybettiğin arkadaşlarını bulmana yardımcı oluyormuş. Yeniden buluşup kaynaşıyormuşsunuz. Ondan sonra da sanal ortamda sanal bağlarla sanal bir sosyal çevre ediniyormuşsunuz. (Dolaylı olarak herkes birbirinin arkadaşı oluyor. Hani ortak arkadaş kavramı var ya. Gelecekte insanlar birbirini “Facebook’tan arkadaşım” diye tanıtırsa hiç şaşırmam)

İyi de geçmişte kalanları geri getirdiğinde eski ağız tadını bulman mümkün olacak mı? Eskiyi bir kenara bırakıp oluşturduğun yeni dünyanı ihmal etmeye başlamayacak mısın? Ben neresinden bakarsam bakayım, sanallıktan ve sahtelikten başka bir şey göremiyorum. İnternette sosyalleşmek ve geçmişi bulmak sanal iken akıp giden zaman ve ihmal ettiklerimiz tamamen gerçek!

Tesadüfe bakar mısınız? Ben bu satırları yazarken Hotmail kişilerimden birisinden bir e-posta geldi. Beni Facebook’a davet ediyor. Gelen bilgilere göre 70 tane arkadaşı, 6 tane de grubu varmış. Beni de arkadaşlarının arasında görmek istiyormuş. Kendisi benim yeğenimin üniversiteden arkadaşıdır. (Doğrusu, 70 arkadaşı oldukça abartılı buldum. Bu, bana e-posta gönderen kişinin arkadaş sayısı. 400’den fazla arkadaşı olanlar varmış. Size daha abartılı rakamlar gelmiş olabilir.)

Kaldı ki Hotmail kişilerimin hepsi benim arkadaşım olmak zorunda değildir. Aynı şekilde ben de onların hepsinin arkadaşı değilim. Çünkü e-posta adresi, MSN Messenger, Yahoo Messenger, Skype gibi internet ürünleri, haberleşme ve karşılıklı dosya aktarımı için vardır. Bu ürünler, özellikle çalışanlar için dosya paylaşımında vazgeçilmez birer unsur haline gelmiştir.

Facebook hakkında daha çok şey söylenebilir. Ben, özellikle sosyalleşme yalanına kafayı takmış durumda olduğum için bu konuda yazmayı uygun gördüm. Arkadaşlık, dostluk, sosyalleşme bu kadar basit değildir. Toparlayacak olursam:

1. 70 tane arkadaşı olanın hiç arkadaşı yoktur.
2. Sanal olan hiçbir zaman gerçeğin tadını veremez.
3. Geçmiş hiçbir zaman geri gelmez.
4. Geçmişte herhangi bir nedenle kopmuş arkadaşlık vs. bağları Facebook’un arabuluculuğuyla tamir edilemez. Edilse bile…
5. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
6. İnternet bağıyla birbirine bağlanan hayatlar, pamuk ipliğiyle bağlanan hayatlardan daha çürük bağlarla bağlı demektir.
7. Kahvehaneye, nargile içmeye, okula, okul kantinine, statta maç izlemeye, halı saha maçına, sinemaya, tiyatroya, hangi dine inanıyorsan onun toplu ibadetinin yapıldığı yere, inanmıyorsan inanmayanların kulüp ve derneğine, demokratik bir hak için sokakta toplanan insanların yanına, tuttuğun partinin mitingine vb. yerlere gitmeden sosyalleşmeden söz edilemez.
8. Bilgisayar başında bacak bacak üstüne atarak dokunduğun şey arkadaşının elleri değil bilgisayarının kirli tuşlarıdır. Masandaki çayı da arkadaşın(!) ısmarlamadı. Muhtemelen onun eş zamanlı olarak karşında(!) içtiği çayı da annesi veya oturduğu internet kafenin görevlisi veya çalıştığı şirketin çaycısı getirmiştir. Yani sen de ona çay ısmarlamadın. Kablonun ucundan birbirinize sunduğunuz yeni hayatınızla ilgili bilgilerin çoğu da sahte. Çünkü göz göze değilsiniz ve kimse alçak perdeden konuşmayı sevmez.
9. Sosyalleşme ailede başlar ve sokağa çıktığın ilk andan itibaren bambaşka bir boyut kazanır. Ancak Facebook seni öyle bir esir alır ki, sokakta ne olup bittiğinden çok Facebook’ta kaç sanal arkadaşın olduğuyla ilgilenirsin ve ancak oradaki arkadaşlık, dostluk ve birlikteliklerle yetinirsin. Ve dikkat et! Facebook’un kurbanı olursun.



Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: