23 Kasım 2007

Keşke Hepimiz Sadece Kendimiz Olsaydık!

Yazılması biraz geç kalmış bir yazıyla karşınızdayım. Ancak burada üzerinde duracağım olay benim blog yazmaya başlamamdan daha önceki zaman dilimlerini kapsadığı için beni mazur görebilirsiniz. Zaten olay ve durum güncelliğini kaybedecek gibi görünmüyür.

Kendisi olmayı başaramayan fertler ve bu fertlerden oluşan toplum ne kadar sağlıklı olabilir? Bir türlü kendisi olmayı başaramamış, megafonu eline alan birinin ne dediğine bakmadan her bağırtı ve çığırtısının altına imza atmış ve bundan sonra da aynı imzayı atacağı garanti olan bir toplulukla daha çok peynir gemisi yürütürüz.

Düşünüyorum da; bir gün Ermeni, bir gün Yahudi, bir gün Hıristiyan olmak ve her “hıyarım” diyene tuzluğu alıp koşmak ülkemize, milletimize, kültürümüze, dünyadaki duruşumuza ne kazandırdı? Çoğu kez sürü psikolojisiyle hareket eden (ettirilen) insanların oluşturduğu bir toplumun dünya üzerinde kendine özgü bir görüntü verdiğinden bahsetmek mümkün değildir.

Mağdurun yanında yer almak, mazlumların ezilmesine karşı direnmek (bu yapılamıyorsa en azından öfke ve garez duymak), haksız yere dövülen, sövülen, öldürülen birine veya birilerine üzüntü duymak, kendisine ve yakınlarına teselli vererek destek olmak bizim eskiden beri en güzel özelliklerimizden biridir. Biz bu özelliğimizi hem kültürümüzden hem dinimizden almış ve kendimizi bununla süslemiş bir milletiz.

Türkiye’de her dönem istenmeyen olaylar oluyor. Birileri bazı önemli dönemlerde, tam da ayağa kalkma iradesi göstermeye başladığımız dönemlerde düğmeye basarak ortalığı karıştırıyor. Kandırılmış safdil maşalarımız da kendilerini kullandırmaktan vazgeçmiyor. Son dönemde meydana gelen bazı olaylar da bizi içimizden yıpratmayı amaçlayan olaylardır. Bu olaylar bizim belli başlı dinamiklerimizi kontrol etmek için arada bir devreye sokuluyor.

Bütün olaylardan, az veya çok hasarla çıkmayı başardık. Bazen kenetlendik bazen birbirimize küstük. Sünni-Alevi dedik küstük, Türk-Kürt dedik küstük, laik-anti laik dedik küstük… ama hep ayakta kaldık. Son olaylarda da aynı sağlam duruşla dünyaya mesajlar verdik; ancak benliğinin ve kültürünün ekseninden kaymaya gelince, bu kadar yüz kızartıcı sloganlar atmamıza hiç gerek yoktu. “Hepimiz Hırant’ız”, “hepimiz Ermeni’yiz”, “Hepimiz Hıristiyan’ız” gibi bağırmalar da neyin nesiydi. Olağanüstü bir kandırılmışlıkla insanlar sokaklara döküldü. Ellerinde Türk bayrağı taşıyan Ermeniler, Yahudiler, Hıristiyanlar… bana iyi ya da doğru bir fotoğraf olarak yansımadı. Zorlama durum ve davranışlar dışarıdan sağlıklı bir şekilde bakıldığında çok iğreti duruyor. Kendini kandırmaktan başka bir isim koyamadım ben bu fotoğraflara

Burada bir yanlış anlamaya yer vermemek için şu açıklamayı da hemen yapayım. Ben bu meşum olayların hiçbirini onaylamadım. Hepsinden de derin üzüntü duydum.

Sloganlar önemlidir. Savaşlar kazanılır sloganlarla, dev şirketler kurulur ve yine sloganlarla çok önemli değerler yerle bir edilir. Çoğu kez slogan markanın (burada marka derken her şeyi kastetmek mümkündür) önündendir. Onun için biz keşke sadece kendimiz olsaydık. Kendimiz olarak kalsaydık. Bizim Mevlana’mız diyor: “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün.”

Müslüman veya başka şeylere inanan bir Türk de haksız yere öldürülen biri için isyan etmesini pek ala bilir. Mazlumun yanında yer almasını bilir. Bunu başkasından öğrenmeye ihtiyaç duymayacak kadar dolu, donanımlı, gerçekçi, insancıl ve barışçıldır.

Bazı şeyler için Ermeni olmaya gerek yoktur. Hatta Ermeni olmamaya gerek vardır.

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: