26 Ekim 2007

Dolmuşçu Terörü ve İ.E.T.T.

Bu yazım özellikle İstanbul’da yaşayanları ilgilendiriyor. Türkiye’nin güneydoğusunda bir terör olayı yaşanırken İstanbul’da da farklı varyasyonlu bir terör yaşanıyor: Dolmuşçu terörü… Kıyaslamak elbette doğru değil; ancak İstanbul’daki terör dağdakinden daha az zarar vermiyor. Direkt psikolojik yönden etkili olduğu için bu anlamda kıyaslama yapılabilir diye düşünüyorum.

Nereden örnek alındığını, hangi aklıevvel yetkilinin/yetkililerin hala uygulamada olmasına göz yumduğunu bilmiyorum; ama Türkiye, özellikle İstanbul bu dolmuşçu teröründen bir an önce kurtarılmalıdır. Neden terör diyorum? Haklı gerekçelerim var: Bir kere kesinlikle eğitimsiz zırcahillerin kontrolünde bir sektör. Her olağan veya olağanüstü kongrelerinde başkanlarını bile mafyatik yöntemlerle seçen bu kişilerin trafikteki durumları ise akıllara zarar. Uygulamalarıyla kamyoncuların yüz yıllık kural tanımazlık itibarını yerle bir etmeyi başarmışlardır. Bu başarıyı alkışlayan var mı bilmiyorum.

En gencinden en yaşlısına, kılık kıyafeti en düzgün olanından en paspalına iticilikte ve kabalıkta üzerlerine yok. Saysan, iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar adam ancak çıkarırsın içlerinden. Gerisinin varlık sebebini sorgulayamam elbet; ama eleştiri hakkımı da sonuna kadar kullanacağım.

Neler yapmıyorlar ki, bir kere trafiği kesinlikle sabote ediyorlar. Fırsat buldukça ters yöne giriyorlar, kaldırıma çıkıyorlar, aşırı hız yapıyorlar, bazen yollar bomboşken gitmiyorlar… Böyle ucube bir bela! Özellikle yolların daha az şeritli olduğu mevkilerdeki duraklarda durağa çapraz yanaşarak en az bir dakika bekliyorlar. Bir durakta dolmuşu geçtin mi tamam; ondan sonra trafik senin için mucizevî bir şekilde açılıyor. İnanılmaz bir mutluluk. Ancak bu mutluluk sonraki durakta hayal kırıklığıyla yer değiştiriyor. Sorarım sana: Abartıyor muyum? İstanbul’da yaşıyorsan sen de her gün aynı saçmalıkları yaşamıyor musun? Sonra durakta bekleyen insanlar geri zekâlıymış ve nereye gideceğini bilmiyormuş gibi durağa elli metre mesafeden başlayarak kulakları sağır eden kornalarını çalmaları yok mu, insanlar durağın neresine kaçacağını şaşırıyor. Bazı yoğun hatlarda insanların sağ salim evlerine ve işlerine ulaşmaları en sevindirici hadise. Zira dolmuşlar o kadar doluyor ki bu hatlarda kapılar kapanmıyor. Kapı ağzındaki insanların vücutlarının yarısı dışarıda kalıyor. Bu arada anlamadığım bir şey var: Bu dolmuşçular ilk duraklarından çıktıktan bir süre sonra başka bir yerde mola verip kamp falan da yapıyorlar. Hattına göre bu, beş ile on dakika arasında süren bir kamp. İnsanlar dolmuşta öyle oturuyor. Herkes halinden memnun demek. Sonra arkadaki dolmuş geliyor. Bir selektör. Hadi, öndeki gidiyor. Bu alıklar, aslında aynı sürenin geçtiğinin bilincine varmadan meğer yollarda yolcu biriksin diye yapıyorlarmış bunu. Çok komik ve acındırıcı… Yapacak bir şey yok. Kapasite bu kadar!

Bazı insanlar aynı hatta otobüs de varken neden dolmuşu tercih ediyor? Bu biraz şaşırtıcı gelebilir; ama değil. Çünkü dolmuş beş dakikada bir gelirken otobüs on beş dakikada bir geliyor. (Bunun kırk, elli dakikada geleni de var kara teren gibi hiç gelmeyeni de…) Netice itibariyle İstanbul’da dolmuşçu terörü yaşanıyorsa bunun sorumluluğu (dolmuşçulardan sonra) İ.E.T.T. ve Trafik Polislerine aittir. İ.E.T.T. gerekli önlemleri alıp her hatta yeterli sayıda otobüs bulundursa, on dakikada bir servis olsa, genelde körüklü otobüsler kullanılsa ve insanlar, Kurban Bayramında toplanan derilere reva görülen muameleyi görmeden taşınsa o zaman kim biner dolmuşa? Ben zaten kullandığım hatta otobüs de varsa dolmuşa binmiyorum. Sana da tavsiye ederim, yani dolmuşa binmemeni. (Sana da tavsiye etmem, yani dolmuşa binmeni)

Tekrar ediyorum, burada esas görev İ.E.T.T.’ye düşüyor. Neydi sloganları: “Biz insan taşıyoruz.” Sloganın gereği ne ise onu yap İ.E.T.T.!

Süleyman S. Aras
Bu yazıyı paylaş: